• BIST 90.529
  • Altın 213,679
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • Kars -10 °C
  • Ardahan -9 °C
  • Iğdır 1 °C

28 Şubat kararları Pentagon'dan çıkmış!

28 Şubat kararları Pentagon'dan çıkmış!
Bin yıl sürecek denilerek 28 Şubat 1997'de Türkiye'de halk yeni bir darbe şekliyle tanıştı: 28 Şubat post-Modern darbesi. Peki bu darbenin ömrü neden kısa oldu

28 Şubat kararlarının alındığı MGK toplantısında yaşananları anlatan Şevket Kazan, "MGK toplantısında RP'den bir tek Erbakan vardı. Askerler Pentagon'da hazırlanmış 18 maddeyle toplantıya giriyor" dedi.

28 Şubat 1997... Bu tarih Türk siyasi tarihi için çok önemli bir tarih. Silahlı kuvvetlerin silahıyla değil, başka organları, sivilleri, siyasileri devreye sokarak yaptığı 'postmodern bir darbe' olarak anılıyor Türkiye'de. 1000 yıl süreceği söyleniyordu ama 2010 Türkiye'sinde sürmediği, süremeyeceği görülüyor. Çünkü, 28 Şubat aslında, milletin ruhuna, değerlerine uymayan, yapay, sanal ve zorlama bir süreç olarak ortaya çıkıyor. Çünkü, millet iradesi zorlama olarak alınan kararlara çok sıcak bakmadı. Siyaset mühendisliği yapan askeri mantığın çok fazla uzun sürmediği ve süremeyeceği görüldü aslında.

Ama 28 Şubat'ın hala yansımaları bugün de var sosyal hayatta. Başları örtülü diye üniversite kapılarında kalan gençliğini yaşadığı travma, katsayı adı verilen uygulama ile istedikleri okullara gidemeyenler, ordudan atılanlar, mürteci damgası yiyenler ve 28 Şubat'tan sonra bu kararlar nedeniyle tutuklanan yaklaşık 7 bin 400 kişi. Bu dizimizde 28 Şubat sürecini öncesi ve sonrasıyla ele almaya çalıştık. Bu süreçte yaşanan siyasi süreçleri hatırlatmaya gayret gösterdik. 28 Şubat'a nasıl gelindiğini, getirildiğini dile getirdik. Keşke 28 Şubat sadece bir tarih olarak takvim sayfasındaki yerini alsaydı ama Türk tarihine çok derin izler bırakarak geçti.

27 Mart 1994'de yapılan yerel seçimler Türkiye'de iktidara doğru yeni bir siyasi hareketin yaklaştığını göstermesi açısından önemliydi. İstanbul ve Ankara gibi iki büyük metropol kentinin büyükşehir belediye başkanlık seçimleri, bazı kesimlerin beklemediği, ancak siyasetle yakından ilgilenenlerin ve halkın nabzını tutanların şaşırmadığı bir sonuçla bitmişti. Ankara'yı ve İstanbul'u Refah Partisi'nin adayları Melih Gökçek ve Recep Tayyip Erdoğan kazanmıştı. Parti toplamda da yüzde 19.06'lık bir oy oranıyla Türkiye'nin ANAP'tan sonra ikinci büyük partisi olmuştu.

Üç büyük gazetenin Ankara'daki temsilci ve yazarlarının Mesut Yılmaz'ın evinde seçim gecesi yaptıkları toplantının ardından 'Vatandaş ANAYOL dedi' manşetleri atıldı. 28 Şubat post modern darbesinden önce, iktidar formüllerinin seçim sonuçlarına göre değil de, bir zihniyetin önünü kesmek için 'öncü 28 Şubatlar' yaşanmaya başlamıştı bile.

1996'nın ilk günlerinde kurulan ANAYOL hükümeti adeta kör topal gitmeye çalışıyor, hatta gidemiyordu. Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi Refahyol koalisyon hükümetini kurdular. Hükümet güvenoyu aldıktan sonra özellikle ekonomik alanda atılımlar yapmak için kolları sıvadı. Hatta güvenlik kuvvetlerinin maaşlarına yüzde 71'e varan zamlar yapılarak bir anlamda askere 'iyi geçinme' mesajı verilmişti.

ABD'DEN İLK MESAJ GELDİ
Ancak hükümetin kurulmasından hemen sonra ABD'de yapılan bir toplantı, Refahyol Hükümeti'nin geleceği ile ilgili olarak denizaşırı yerlerde de planlar yapıldığı izlenimlerini veriyordu. O günlerin şahidi dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, hükümet güvenoyu aldıktan 20 gün sonra ABD'de bu toplantının yapıldığını dile getirerek şu değerlendirmeyi yaptı: "Güvenoyundan 20 gün sonra ABD'de Washington Enstitüsü'nde bir panel düzenleniyor. Konusu 'Erbakan'ın başbakanlığında Türkiye nereye gidiyor?' Panelist Alan Makovski. O tarihte TSK'nın adeta ABD'deki danışmanı. Bu toplantıda deniyor ki, Erbakan hiçbir zaman İsrail ve ABD'nin menfaatine hareket etmez, milli politikalar izler. Onun için Türkiye'nin başında Erbakan'ın bulunması ABD'nin aleyhinedir ve o zaman en kısa sürede başbakanlıktan uzaklaştırılmalıdır. Bunun için bir iki yol var. Bir tanesi Erbakan'ı hükümette başarısız kılmaktır. Mesela, Türkiye ekonomik sıkıntı içerisinde Dünya Bankası'na başvuracak ve kredi vermeyeceğiz. IMF'ye başvuracak kendisini refüze edeceğiz. AB ile birtakım ilişkiler kurmak isteyecek, karşı çıkılacak.Tansu Çiller de refüze edilmiş olan hükümetten çekilecek ve hem biz kurtulacağız, hem de Türkiye diye düşünüyor. Makovski, RP'ye karşı Türkiye içerisinde en büyük gücün askerler olduğunu bu panelde dile getirmişti. İkinci plan Erbakan başarılı olursa üzerine kurulu. O partinin içerisinde radikaller ve gençler var. Parti içinde radikallere karşı hareket geliştireceğiz. Medya gücünü de devreye sokarak partinin bu gençlerin eline geçmesini sağlarız. Bunu yaptığımız takdirde mesele yok. Bu şekilde hedefimize ulaşacağız diye plan yapılıyor. Biz hükümet olur olmaz aynı zamanda vakit kaybedilmeden ABD'de planlar uygulamaya konulmuş.

İSLAM DÜNYASINA GEZİ
Başbakan Erdoğan, hükümetinin ilk ayında daha önceki başbakanların izlemediği bir yol izlemişti. Daha önceki hükümetler iktidara geldikten kısa bir süre sonra ABD ile temasa geçerken Türk başbakanlar da Washington'a doğru yola çıkmak için randevu beklerdi. Ancak o bunu yapmadı, hatta ABD'nin bile tepkisini çekebilecek olan islam ülkelerini kapsayan 10 günlük bir geziye çıktı. Müslüman ülkelerin oluşturacağı D-8 oluşumu için ilk adımları atan Erbakan'ın bu gezisi için Şevket Kazan şu değerlendirmeleri yaptı:

"Hoca geziye çıkınca, ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Nicolas Burns ABD adına yaptığı konuşmada Erbakan'ın bu seyahate çıkmaması gerektiğini, ABD ile Türkiye arasındaki dostluğun yara alacağını söyleyen konuşmalar yaptı. ABD, o sırada silah yardımını kesecek kadar tehdit etmişti bizi ama biz aldırmadık. Erbakan Hoca BM'de bulunan 60 islam ülkesiyle birlik oluşturmak istiyordu. Hoca'nın gezisinde görüşmeler başlamıştı. Silahlı Kuvvetler'den bazı rahatsızlık sesleri ortaya çıktı o zaman."

LİBYA GEZİSİ
Erbakan'ın özellikle müslüman ülkelere yönelik açılımı 1996'nın Ekim ayında da sürüyordu. 2 Ekim'de bir haftalık Mısır, Libya ve Nijerya gezilere çıkıldı. Ancak bu gezilerde yaşanan bazı sıkıntılar Erbakan Hoca'yı iç kamuoyunda zora soktu. Kaddafi'nin Türkiye'deki terör ve Kürt devleti kurulmasıyla ilgili sözleri ve bu sözlere cevap verilemediği iddiaları Türk kamuoyunda da tepkiyle karşılandı. Ardından 24 Ekim'de D-8'in ilk imzaları Türkiye'de atıldı ve start verildi.

SUSURLUK KAZASI
Refahyol hükümeti döneminde birçok olayın yanısıra büyük bir kamyon kazası yaşandı. Ancak bu kamyon-mercedes otomobil çarpışması Türkiye'de bazı gerçeklerin ortaya çıkmasına neden olurken, bu olayla ilgili gelişmelerin bile hükümeti zora sokması için çaba harcandı. O dönemi Adalet Bakanı Şevket Kazan şu şekilde aktarıyor:

"Hükümet, 'Susurluk olayının üzerine gitmedi' dendi. Biz 3 Ocak 1997'de Susurluk olayını her yönüyle bitirdik. Bu olayın üç yönü var. Birincisi trafik kazasıdır, bu boyutu cezasıyla birlikte Susurluk'ta halledildi. İkinci boyutu, o olayda hayatını kaybeden Abdullah Çatlı'ya verilmiş sahte pasaport olayı. O zaman kabinede bulunan Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürü iken verdiği pasaport nedeniyle Danıştay'ın karar vermesi lazım. Danıştay'a intikal ettirilen bir safha var. Oradan karar gelecek ki, adliyede dava açılabilsin. Üçüncü olay ise, DGM'yi ilgilendiren olaydı. İstanbul DGM alanı içerisinde olduğu için olaya el koydu. Sedat Bucak ve iki emniyetçi hakkında DGM dava açtı. Böylece biz Susurluk'u A'dan Z'ye bitirdik."

ABD'den Erbakan'ı bitirin emri
Bu arada yurtdışında hükümete yönelik masabaşında teoriler üretilirken, hükümet karşıtları da sahaya inmeye başlamıştı. İlk olarak 23 Temmuz'da Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Başbakan Erbakan ve yardımcısı Tansu Çiller'e karargahta bir irtica brifingi vererek sert uyarılarda bulundu. Dönemin Adalet bakanı Şevket Kazan, 28 Şubat'ın dış kaynaklı olduğu yönündeki iddiasını, başka bir iddiayla kuvvetlendiriyor. Kazan, Erbakan'ın başbakanlığındaki hükümetin bitirilmesi için resmi yazıyla talimat verildiği ve bunun ABD'nin Ankara büyükelçiliğine gönderildiğini belirtiyor. Kazan, "Şu anda Erbakan Hoca'nın evinde, kasasında 31 Ekim 1996'da ABD'nin Ankara büyükelçiliğine gelen bir kripto var. O kriptoda açıkça, ABD büyükelçiliğine diğer komşu ülkelerin Amerikan elçiliklerini de haberdar etmek suretiyle Türkiye'de Erbakan hükümetinin düşürülmek üzere elden ne gelirse yapılması gerektiğini belirten bir ihtar var. AB üyesi ülkelere de gitmiş bu kripto. Pentagon'dan gelen bir kripto" diyerek 28 Şubat'a ilginç bir boyut da katıyor.

Bu kez sivil kuvvetler halletsin
Şevket Kazan, 1997 Ocak ve Şubat aylarında Türkiye'deki irticai faaliyetler olarak iddia edilen faaliyetlerin işaret fişeğini dönemin Deniz Kuvvetleri komutanı Oramiral Güven Erkaya'nın Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni'ne verdiği demeç olduğuni dile getiriyor. 22 Aralık'ta Erkaya "Bu kez sivil kuvvetler halletsin" dediği demecinin ardından Müslüm Gündüzler, Fadime Şahinler, Ali Kalkancılar, Aczmendiler yürüyüşleri, lamba yakıp söndürme eylemleri ortaya çıkıyor. Kazan, Fadime Şahin'in şeyhlerle birlikte yakalanmasının hepsinin sistemli olduğunu ve bir yönden yönlendirildiğini belirterek, "Bunun kimin tarafından organize edildiğini hükümetten ayrıldıktan sonra açıklanmaya başladı. O dönemle ilgili Sisi denilen kişinin organizasyonla ilgili açıklamaları oldu. O tarihte yapılan bu çalışmalar Genelkurmay Harekat Dairesi'nde organize ediliyor. O zaman Harekat Dairesi'nde kim var? Çetin Doğan. Balyoz Harekat Planı'nı yapan kişi. 1997 yılının Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı. Kendisi daha sonra söyledi, yargıdaki brifingleri ben düzenledim dedi. Ayrıca Erkaya, MGK'nın irtica konusuyla toplanması için Demirel'den talepte bulunuyor. Önce Aralık MGK'sına istiyor Demirel koymuyor, Ocak MGK'sına istiyor konulmuyor, en son Şubat MGK'sına irtica gündemi konuluyor." Bir askeri yetkili açıklamaları devam ediyor. Erkaya, MGK'nın irtica ile toplanması Aralık ayı toplantısı için istiyor. Demirel koymuyor. Ocak'ta konulmasını istiyor Ocak'ta konulmuyor. Israr edince konuluyor. Ve 28 Şubat'ta tarihi toplantı yapılıyor" ifadelerini kullanıyor.

9 saatlik MGK toplantısı
Refahyol'un iktidara gelmesine rağmen muktedir olmaması için yapılan yoğun çalışmalar 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu toplantısında zirveye çıktı. Oramiral Erkaya'nın MİT'e hazırlattığı 'Türkiye'deki radikal dinci akımların rejime tesirleri' konulu raporla beraber 28 Şubat toplantısı başladı. Tarihin en uzun toplantısı 9 saat sürdü. Toplantıda Türkiye'nin tarihine damga vuracak, kimileri tarafından 'postmodern darbe' olarak adlandırılacak bir akşam yaşandı. Cumhurbaşkanı Demirel'in başkanlığında, komutanların yanısıra, DYP'liler ve RP kanadını temsilen sadece Erbakan Hoca vardı. 9 saatlik toplantının büyük bir bölümü askerlerin irtica konusunda duydukları endişelerini dile getirmekle geçti. Askerlerin sözcüleri durumundaki Erkaya, toplantının büyük bir bölümünde konuştu, kimi zaman sert ifade ve üsluplar da kullandı.

İKTİDARI BİTİRME TOPLANTISI
Çiller'in çok konuşmadığı toplantının en son bölümünde Başbakan Erbakan konuştu. Daha sonra Erbakan bakanlarıyla bu toplantıyı ve konuşmaları detaylı bir şekilde bakanlarıyla paylaşıyor. O paylaştığı bakanlardan Şevket Kazan o akşamı Yeni Şafak'a şöyle aktardı:

"MGK geceyarısına kadar sürüyor. En son konuşuyor Erbakan Hoca. Güven Erkaya sözcü olarak saatlerce konuşuyor. Dosyalar yapmışlar, fotoğraflar getirmişler. RP'nin kapatılmasına delil gösterilen gazete küpürleri getirmişler. Bunlarla irtica hortladı, bunu önlemek için ne yapalım diyorlar. RP'yi yükselten ne? Kendilerince imam hatipler, Kuran kursları, önlerine getiriyorlar. MGK'da RP'den tek kişi var. Erbakan. O MGK'da enine boyuna konuşuluyor. Askerler 18 maddeyle geliyor, bu da Pentagon'da hazırlanmış. Erbakan Hoca gece 10.00'da söz almış. Tansu Çiller fazla konuşmuyor, konuştuğunda da askerlerin sözlerine karşı bir tepki yok. Askerlerin okuduğu 18-20 maddelik kararın kabulu isteniyor MGK kararı olarak ve laikliğe aykırılık olarak. O sırada Erbakan Hoca'nın elinde Anayasa kitabı yok. Cumhurbaşkanı Demirel'in önündeki Anayasa kitapçığını alıyor. Önce 'siz laikliğe aykırılık olarak şu tedbirler alınsın diyorsunuz. Madde madde söylüyorsunuz, bunun da anayasaya dayanarak alındığını söylüyorsunuz. Anayasa'da demokratik, laik, sosyal hukuk devleti diyoruz, bu çekirdek. Ama bunun çevresinde bazı şeyler var. Bunlar toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı olmak. Yani üç tane daha çember var. Siz bu tedbirleri alalım derken toplumun huzuru bozuluyor mu önce ona bakacaksınız. Laikliğe aykırılık var ama toplumun huzuru bozuluyor mu? Toplumun huzuru bozulmuş gibi gösteren bir taraf var. Sizin dosyalarınızla medya bozulmuş gibi gösteriyor' Erbakan bu sırada anketleri gösteriyor. TÜSİAD tarafından yapılan RP'nin iktidarda kaldığı takdirde 2000 yılında yüzde 35'e 2005 yılında yüzde 66'ya çıkacağını gösteren anketleri gösteriyor ve devam ediyor: 'Siz insan haklarını rencide ediyorsunuz. İmam hatiplerin orta kısımları kapatılsın, cami inşaatları durdurulsun diyorsunuz. Toplumun huzurunu neden bozuyorsun. Laikliğin varlığına aykırılığı bir itham haline getirmek için yapılıyor bunlar. Bunlar yapıldığı takdirde toplumun huzuru bozulacaktır. Hiçbir zaman MGK kararı içine böyle bir şey konulamaz. Ülkenin genel durumu gözden geçirilmiş diyerek klasik metin yazalım. Ayrıca madem laiklik açısından oluyor denirse sonuna kadar laikliği tartışalım."

KAPIDA GAZETECİLER BEKLİYOR
Erbakan'ın bu sözleri üzerine Demirel'in devreye girdiğini belirten Kazan, Demirel'in Erbakan'a, "Efendim geç oldu. Aşağıda bekliyor medya. Bu satten sonra devam edemeyiz" dediğini aktarıyor. Erbakan, "O zaman yarın devam edelim MGK'ya" diyor. Onu da kabul etmiyorlar. O zaman Demirel, 'MGK Genel sekreteri askerlerin istediği bu maddeleri incelemek üzere hükümete bildirsin, hükümet değerlendirsin. Tavsiye kararının ekinde olsun' diyor. Bunun üzerine de Hoca da 'tamam' diyor. İmzalanmış birşey yok o gece. MGK Genel Sekreteri İlhami Kılıç iki gün geldi gitti. Erbakan hoca 'asla MGK kararı olarak imzalamam' diyor. Hoca, 'MGK kararı 4 madde olacak. Kıbrıs ve diğer genel konular olacak. 18 maddelik yazı da hükümet tarafından incelenecek' diyor. Toplantı o şekilde bitiyor ve ilgili bakanlara gönderilen tavsiye kararları konusunda bakanlıklar görüşlerini daha sonra bildirip Erbakan'a iletiyor, o da MGK'ya gönderiyor."

 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Kars Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0474 212 47 51 / 3 Hat 0545 325 81 44 / Reklam ve Haber İletişim harmankayagrup@gmail.com Faks : 04742124751