• BIST 90.529
  • Altın 213,570
  • Dolar 5,3738
  • Euro 6,0725
  • Kars -8 °C
  • Ardahan -5 °C
  • Iğdır 0 °C

Engelli kadının adı yok

Engelli kadının adı yok
Dolunay Derneği Başkan yardımcısı ve Engelliler Birim Başkanı Faruk Ocak, “Kadının adının olmadığı toplumumuzda engelli kadının varlığı bile yok sayılmaktadır.

 Hatta engelli kadının hiç adı yoktur” diyerek, “Engelli olduğu için anne olması hatta daha da acısı kadın olabilmesinin bile önüne geçilmektedir. Sakatlara evlat edinme hakkı verilmemektedir.” diye konuştu.

 

Engelliler Birim Başkanı Faruk Ocak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Moral FM’de “Engelleri Aşanlar” programının yapımcısı ve sunucusu Fatma Şahin’le programın içeriyi hakkında bir görüşme yaptı. Yapılan görüşme sonucunda ortaya çıkan görüşlerini kamuoyuyla paylaşan Ocak, bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlayarak, Helen Lawrenson’ın “Eğer bir kadın yeterince hırslı, kararlı ve yetenekliyse, yapamayacağı hiç bir şey yoktur” sözlerini hatırlattı.

 

Ocak, “Kadın; Erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı...!!!. Öyle olsaydı ezilirdi...!!!. Üstün olsun diye başından da yaratılmadı...!!!. Ama göğsünden yaratıldı... Eşit olsun diye... Kolun biraz altında... Korunsun diye...!!!. Kalp hizasında sevilsin diye!!!..” şeklinde duygularını dile getirdi. 

 

KADINLAR VE ERKEKLER EŞİT HAKLARA SAHİPTİR

Ocak daha sonra şunları söyledi:

“Bu ince yaratılış gayesine rağmen nereye hangi mertebeye koyuyoruz acaba kadınımızı… Hele de bu engelli bir kadınsa adı var mıdır; Toplumuzda ya da kadınlığı ne derece kabul görmektedir? Engelli bireyler toplumda ötekileştirmenin getirdiği ayrımcılıkla karşı karşıya kalırlar fakat bu ayrımcılık engelli kadınlara daha fazla uygulanır. Anayasa’mızın da 10. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesine göre “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.” Devletin, bu eşitliğin sağlanmasında pozitif yükümlülüğü vardır. Fakat bu yükümlülüğün ne kadar ve nasıl uygulandığı tartışma konusudur. Buradaki eşitlikle bahsedilen mutlak eşitlik olduğu halde fırsat eşitliği bile sağlanamamıştır. Nedir sizce bu ayrımcılığın temelinde yatan gerçekler yoksa sizde mi abarttığımı düşünüyorsunuz hani bizi sadece Sakatlar Gününde hatırlayanlar gibi...”

 

ENGELLİ KADIN SEVİLSE BİLE MUTLAKA BİR MENFAAT SÖZ KONUSUDUR

“Kadının adının olmadığı toplumumuzda engelli kadının varlığı bile yok sayılmaktadır. Hatta  Engelli kadının hiç adı yoktur” diyen Ocak, duygularını şu örneklerle dile getirdi:

“Engelli olduğu için anne olması hatta daha da acısı kadın olabilmesinin bile önüne geçilmektedir... Sakatlara evlat edinme hakkı verilmemektedir... Engelli kadın sevemez sevilemez… Sevilse bile mutlaka bir menfaat söz konusudur… Engelli erkeklerle evlenen engelsiz kadınlar da toplum ve aileler tarafından cinsiyetçi bakış açısıyla yargılanmaktadır. Bu kadınlara önyargılı bir şekilde bakılıp hak etmedikleri sıfatlarla nitelendirilmektedirler. Örneğin engelli erkekle evlenen kadın muhakkak evde kaldığı için veya bakire olmadığı için veya dul ve çirkin olduğu için, erkekten daha yoksul ve mutlaka gizli bir özrü olduğu için evlenmiştir. Aynı yargılar engelli kadınla evlenen engelsiz erkekler içinde söz konusu olmaktadır. Yoksa kendine bile yetemeyen kadının erkeğine verebileceği ne olabilir ki... Çünkü erkek böyle yetiştirilmiştir… Evlenmenin amacı hayatı yalnızlığı paylaşabilmek değil çamaşırını bulaşığını yıkayacak, ütüsünü, yemeğini yapabilecek birinin var olmasıdır. Yoksa evlenmek çokta önemli değildir. Bunu yaşlılığı, hastalığı var anne baba her zaman başında olamayacaktır o yüzden her anne baba çocuğunun mürüvvetini görmek için acele eder. Çocuğuna şöyle eli yüzü düzgün!? Bir kız aramaya koyulur… Diyelim ki çocuk hayat arkadaşını kendi seçti ve diyelim ki seçtiği eş adayı -çok sık rastlanmasa da- engelli!! Dananın kuyruğunun koptuğu andır... Abarttığımı düşünen aynı durum oğlunu kardeşinin yeğenini ya da arkadaşının yaptığını düşünsün. Bir parça empati yaparsanız abartmadığımı anlarsınız.”

 

ENGELLİ KADIN DAHA ÇOCUKLUĞUNDAN İTİBAREN AYRIMCI YAKLAŞIMLARLA YÜZ YÜZE KALMAKTADIR

Bu tarz evlilik yapan yürekli delikanlılarımızın ve genç kızlarımızın sayısı eskiye nazaran oldukça arttı. Okuyan hayatı anlamlandırabilen gençlerimiz sevginin gerçek tanımını yapabilmekte, evliliğin çamaşır, bulaşık yıkamak olmadığını idrak edebilmektedir. Engelli kadının sorunları bununla sınırlı değil maalesef. Engelli kadın daha çocukluğundan itibaren ayrımcı yaklaşımlarla yüz yüze kalmaktadır. Pek çok yöremizde maalesef hala uygulanan kız çocuğunu okutmamam geleneği hele de bu kız çocuğu engelliyse daha da katı şekilde uygulanmakta engelli kızlarımız cehalete mahkum edilmektedir. Diyelim ki bilinçli bir aile ve engelli kızını okula yazdırdı. İşte asıl sorun bundan sonra başlıyor… Hiçbir okulun engellinin de kullanımına uygun olmaması, okula gidiş gelişlerde mimari çevrenin uygunsuzluğu, okulda engellinin dersi için geçerli kayıt cihazı vs. araç gerecin olmayışı, toplumun ne gereği var dercesine psikolojik baskısı ve hepsinden önemlisi okullarda eğitimcilerin ve yöneticilerinde bilinçsizlikleri ve bazen engelli çocuğu okula alamam diğer çocukların psikolojisi bozulur yada korkarlar diye aileyi geri çevirmesi. Bunlar engelli çocuk sahibi ailelerin yaşadığı sıkıntılardan sadece birkaçı.

 

FİZİKSEL OLARAK KENDİNİ SAVUNACAK DURUMDA OLMADIĞI İÇİN TACİZLERE UĞRAMAKTADIR

Yine diyelim ki aile her türlü engellemeye rağmen azmetti engelli kızını okuttu... Heyhattt sorun okulu bitirmekle bitmiyor. Bu sefer de iş hayatına atılan engelli kadın farklı sorunlarla savaşmaya başlıyor. Ulaşım mimari gibi sorunlar hala devam ediyor ama biz işin sosyolojik boyutunu irdeleyelim. Engelli kadın ne kadar eğitim alsa da kendi ayaklarının üstünde durmayı başarabilse de üzerindeki acizlik etiketinden hiçbir zaman kurtulamaz. Fiziksel olarak kendini savunacak durumda olmadığı için tacizlere uğramaktadır. Yada gücünün çok üstünde sorumluluklar yüklenerek engelli kadına “sen istedin” dercesine bir çeşit psikolojik baskı uygulanmakta ve yıldırılmaya çalışılmaktadır. Engelli kadın ise sırf üzerindeki acizlik iş göremezlik etiketi kalksın diye her şeye rağmen hayata tutunmaya devam etmektedir.

 

YA ENGELLİ ANNELER

Peki engelli annenin yaşadıkları… Onlarda kendi evinin içinde dahi fiziki ve psikolojik anlamda engellerle ve engellemelerle karşılaşıyorlar. Çocuğunun elinden tutup parka götürmek, çocuğunu kendi zevkine göre giydirebilmek için mağazalarda alış veriş yapabilmek, çocuğunu kucağında hoplatıp zıplatabilmek, çocuğunun sesini duymak yada yüzünü görebilmek… Bu anneleri ne sıklıkta aklımıza getiriyoruz acaba?... Örneğin geceleri uyuyamayan minik bebekler anne babalar arasında hep şikayet konusudur. Uykunun en tatlı yerini bölen bir bebek hıçkırığı özellikle de annelerin kabusudur aslında. Hele bir de her gece defalarca tekrarlanıyorsa… Bebeklerin zamanlı zamansız ağlaması genelde ebeveynleri rahatsız eder. Tabii ki geceleri bölünen her uyku, bir zaman sonra büyük bir eziyete dönüştüğü için… Haklı olarak; ne var bunda diyebilirsiniz. Peki, her gece onlarca kez de olsa bebek sesiyle uyanmanın büyük bir nimet olduğunu düşündünüz mü hiç? Şimdiye kadar aklınıza gelmediyse işitme veya görme engelli, felçli annelerin yaşadıklarını öğrenince onlarla hemhal olunca anlayacaksınız farkına varacaksınız sahip olduklarınızın. Hem de yüreğinizde hissederek…”

 

FARKINDA BİLE DEĞİLDİR BAYRAMLARDA ÇOCUĞUNA AYAKKABI ALAMAMANIN YÜREĞİNİ EZDİĞİNİN

Engelli kadın bütün bu sorunları yaşarken diğer tarafta engelli çocuğa sahip kadın neler yaşamakta sizce? Annelerin en büyük derdidir çocukların yaramazlıkları. Sürekli çocuğunun döktüklerini toplamaktan, çok konuşup soru sormasından, yemek yememesinden şikayet edip dururlar. Dururlarda bu şikayetlerinde ne derece haklıdırlar orası muallaktır. Evin altın topunun oradan oraya yuvarlanmasının evin içerisinde kuşlar misali cıvıldaşmasının ne büyük bir nimet ne büyük bir saadet vesilesi olduğunun pek de farkına varamazlar. Oysaki farkında bile değildir alt komşusunun belki de çocuğunun 1 yıllık bir çabadan sonra atabildiği 2-3 adım için kurbanlar kestiğinin şükür namazı kıldığının. Farkında bile değildir komşusunun evladının evin içinde oradan oraya koşturabilmesi için kendi bütün özel ve sosyal hayatını feda ettiğinin. Farkına bile varmaz komşusunun sokakta oynayan çocuklara bakarak nasılda iç geçirerek gözyaşı döküp dua ettiğinin. Farkında bile değildir bayramlarda çocuğuna ayakkabı alamamanın yüreğini ezdiğinin, çocuğuna bir bayram şekeri yediremeyip çocuğunu burnundan beslemek zorunda olduğunun ve çocuğu yiyemediği, için kendi yediği her lokmanın boğazına dizili olduğunun.

 

ENGELLİ ANNE BABASI EVLADI İÇİN GÖREVİNİ ÖLDÜKTEN SONRA BİLE DÜŞÜNMEKTEDİR

Bilemediği öyle bir gerçek daha var ki!! Bilinmeyen tasavvur bile edilemeyen öyle bir gerçek ki. Başka şartlarda olsa öyle düşünenlerin cani olduğu bile düşünülür. Sorarım size hangi anne baba çocuğundan sonra ölmeyi diler Allah’tan. Cevabınızı duyar gibiyim. Hiçbir anne baba tabi diyorsunuz değil mi? İşte bunda yanıldınız. Ben vereyim cevabını “engelli anne babaları” evet yanlış duymadınız. Engelli anne babaları evlatlarından önce ölürlerse can parelerine kendileri gibi kimsenin bakamayacağını ve bu yükü!! Kimsenin kendileri gibi sevgiyle taşıyamayacağını düşündükleri için yürekleri dağlanarak ta olsa bunun için dua ederler. Hayatının her anını adadığı ve sürekli uğruna topluma karşıda en yakın aile bireylerine karşıda savunduğu kabullendirmeye çalıştığı engelli çocuğunun kendi öldükten sonraki hayatı düşünmektedir engelli anne babası. Evladı için görevini öldükten sonra bile düşünmektedir.

 

ENGELLİLER HAKKINDAKİ YANLIŞ ÖNYARGI VE BİLİNÇSİZLİKTİR YOK ALMALI

Ne dersiniz sizce çocuklarınız hala çok yaramaz mı?? Yoksa o yaramazlıklar çocuklarınızın bir süsümü?? Siz karar verin…Bu sorunların asıl kaynağı engelliler hakkındaki yanlış önyargı ve bilinçsizliktir. Engellinin aciz yardıma muhtaç üreten değil tüketen kişi olduğu düşüncesidir. Ne zaman engellilerin sorunlarıyla ilgili bir konu açılsa ya da insanlara sorsanız ‘’engellilerin sizce en önemli sorunu nedir?’ diye alacağınız cevaplar sırasıyla şöyle olur: mimarinin uygun olmaması ulaşım, eğitim vs vs. hayır bizim en önemli sorunumuz bizleri eve hapseden dışarı çıkmamızı engelleyen en baş sorunumuz toplumun sakat bakış açısıdır. Elbette ulaşım mimari vs de sorunlarımız arasında ama... biz dışarı çıktığımızda insanların acıma ve merak dolu bakışları, bu bakışlar yüzünden kendimizi uzaylı gibi hissetmemiz  bizi dilenci zannedip üzerimize para bırakmaları bizim dünyamızın sınırlarını evimizin sınırlarıyla çizmemize neden olmaktadır… Abartmadığımı aşağıdaki anket sonuçlarını okuyunca anlayacaksınız.

 

AYRIMCILIK ENGELLİ KADINLARA DAHA FAZLA UYGULANIR

Üniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada, öğrencilere sorulan sorulardan birinin seçenekleri:

“Engelli olsaydım yaşamamayı tercih ederdim.”

“Engelli olsaydım hayata küserdim.”

Sakatlara acıyanların birinci olduğu araştırmada, ikinciliği üzülenler, üçüncülüğü, sakat olmadığı için "şanslı" olduğunu düşünenler alıyor. Engelliye böyle bir yaklaşım varken. İşin kötü tarafı bu sorunlara değil çözüm üretmeye çalışmak, bunlar gün yüzüne bile çıkarılmamaktadır. İstatistiklere baktığımızda sakat kadınlarla ilgili neredeyse hiç bilgi, belge, araştırmanın olmadığını görmekteyiz. Engelli bireyler toplumda ötekileştirmenin getirdiği ayrımcılıkla karşı karşıya kalırlar fakat bu ayrımcılık engelli kadınlara daha fazla uygulanır. Dışlanma, kültür ve gelenek temelinde sınırlandırma, tutumlar ve önyargılar sıklıkla engelli kadınları erkeklerden daha fazla etkilemektedir. Engelli kadınların dışlanması düşük benlik saygısına ve olumsuz duygulara yol açmaktadır. Sizce bu ötekileştirmeler yüzünden psikolojik sorunlar yaşayan, kendini eve hapseden açığa çıkartılmayan yada çıkarttırılmayan derin bir potansiyeli olan ama köreltilen potansiyelli engelli kadınımızın vebali kime yada kimlere ait? Bu sorunun cevabını size bırakıyorum.

 

SOSYAL POLİTİKA VE DÜZENLEMELERE GEREKSİNİM VAR

Engelli kadınların, kendi gereksinimlerini ifade etme, seslerini duyurma, karar alma süreçlerine aktif ve eşit derecede katılma, yani kendi hayatları üzerinde egemen olma savaşımında, onları güçlendirecek her alanda sosyal politika ve düzenlemelere gereksinim vardır. Toplumsal sorunların öngörülmesine, analiz edilmesine ve çözümlenmesine dair geliştirilecek yaklaşımların bütüncül, birbiri ile ilintili ve süreklilik arz eden bir tavırla başarılı olabileceğine kuşku yoktur. Bu çözüm politikaları üretilirken engelli kadınında sorunu yaşayan kişi olarak görüş ve önerilerinin alınması gerektiğine de inanıyorum.”

  • Yorumlar 4
    UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Kars Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0474 212 47 51 / 3 Hat 0545 325 81 44 / Reklam ve Haber İletişim harmankayagrup@gmail.com Faks : 04742124751