Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hasan ÇELİK

Hasan ÇELİK

01 Kasım 2009 / 14:29
AYDINLANMA; BEYİNLERLE OLUR, BÜYÜMÜŞ BEDENLERLE DEĞİL!

Küreselleşme denilen kavram, dünyanın küçük bir köy olma yolunda ki atılan hızlı adımları ifade eder. Her yeni gün yeni buluşlara gebe olsa da, değişimin görünmeyen yüzü bize yansıtılan yüzü kadar masum değil. Bu değişimin masum olmadığını anlamak için uzaklara gitmeye gerek yok, en basit örnek; ailemiz. Bugün çocukları anne-babalar yerine televizyonlar eğitiyor. Biz ders kitaplarında komşularımızı dost-düşman ayırımına tabi tutarken göz ardı ettiğimiz bir gerçek var,o da; savaşların artık cephede yapılmadığı gerçeği.Küreselleşme cephelerin adresi olarak kültürü göstermeye başladı. Zaten emperyalizmin en büyük ayağı kültürde değil midir? Peki nasıl oluyor da biz kimliklerimizi bir tarafa bırakıp  farklılaşabiliyoruz.. Kafalarınızı karıştırmadan kültür konusunda küçük bir parantez açmak gerekiyor. Sosyoloji biliminde, kültürsüzlük  diye bir kavram yok. Yani en ilkel toplumun yaptığı davranıştan tutun da modern toplumların davranışına kadar, maddi ve manevi her değer kültürün birer parçasını oluşturur. Genel anlamda kültür, belli bir zaman ve mekanda ki insan topluluğunun yaşama şekli olarak tanımlanır. Kültürü, insanların fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları belirler. Bu nedenle, kendiliğinden oluşma, kültürün en önemli özelliği kabul edilir. Geniş bir insan kesiminin ortak eğilimlerine karşılık gelen popüler kültür ise, kültürün ticarileşmiş ve sanayileşmiş biçimidir. Popüler kültür, tüketilmek ve alınıp satılmak üzere pazar için planlanarak üretilmiş kültürdür. Bu açıdan popüler kültürün kapitalizm, teknolojik gelişme ve sanayileşmeyle çok yakın ilişkisi bulunur.* 
 

  Yeniden farklılaştırma  sürecine nasıl sürüklendiğimiz konusuna değinirsek, karşımıza en büyük neden olarak popüler kültürün çıktığını yukarıdaki açıklamalardan anlayabiliriz. Popüler kültür, üretimi kendi tekeline aldığı ve tüketmeyi ön plana çıkardığı için kabul edilmesi zor olmayan bir kültür. Siz emek harcamadan sizin için üretiyor ve her türlü pazarla size ürettiklerini satabiliyor.”Sadece ekonomik anlamda mı bizleri bağımlı kılıyor diye düşünürseniz”,  gerçek yanılgıya tam da bu noktada düşmüş olursunuz. Geleceğimiz olan çocuklarımızın hayal dünyasını alt üst eden de popüler kültürdür. Çünkü her çocuğun bir model algısı vardır ve modeli gibi olmak için mücadele eder. Eğer siz çocuklarınıza doğru model olamazsanız ya da doğru model seçeneklerini sunamazsanız gerçek bir felaketle karşı karşıya kalırsınız. Popüler kültürün size dayattığı, ne olduğu belli olmayan dizi kahramanları çoktan çocuklarınızın model algısını kaplamış birer kimlik olarak karşınıza çıkar. Sonra ulusal gazetelerinizde aldatmak sanattır diye saçma sapan aldatma hikayeleri okursunuz. Bu da yetmez, devamında;erkekliğin mertlikle değil silahla olacağı,artık erkeğin değil kadının eşini aldatan  olduğu ,futbolun demokrasiden ve insan haklarından daha çok tartışılır hale geldiği,insan öldürmenin ekmek yemek  gibi normalleştiği, bir dizi  garip olayların yaşandığı bir ülke oluverirsiniz.Sonuçta ne mi olur ben söyleyeyim.Bir türlü gelişmeyen, hep gelişmekte olan bir ülke olarak kalmaya devam edersiniz . Ne sahip olduğunuz genç nüfusun önemi kalır ne de vasıflı elemanlarınızın sokaklarda gezmesinin yarattığı acının izleri. Geçmişte ödenen bedellerin de sizin için bir anlamı olmaz çünkü ölen ölmüştür, sizin canınız yanmadıkça 
 
 

slm;D
Firat celik
benim firat babam dan anemden selam var nasilsin?
12 Mart 2010 Cuma 14:04
merhaba
bir dost
insan hakları nedense teröristler ölünce akıllara geliyor. insan hakları derneği denilen organların teröre hizmet ettiğini herkes biliyor..acaba soruyorum bunca asker bunca polis şehit edilirken esnafların dükkanları yağmalanırken insan hakları saklanıyormu biryerlerde... nie buna kimse birşey yazmıyor.....
20 Aralık 2009 Pazar 17:23
bırak tıraşı
hasan
Türkiye’deki faşizm ve faşist diktatörlük, ülkenin ulusal ve kültürel özelliklerinden dolayı farklı biçimler ve özellikler göstermesine rağmen temelde aynıdır. 60’lı yıllarda yükselen ve 70’li yıllarda devam eden işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesi ve bu mücadele ile elde edilen kazanımlar 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle geri alınmıştır. Faşizm, temel uygulama ve baskılarına Türkiye’de de girişmiştir. Binlerce insan katledilmiş, on binlercesi tutuklanmış ve işkencelerden geçirilmiş, demokratik kurum ve örgütler yasaklanmış, işçi sınıfı ve emekçilerin ekonomik ve sosyal kazanımları bir anda ellerinden alınmıştır. Ordu, polis ve devlet aygıtı baştan aşağı faşistleştirilmiş, devrimci mücadeleye karşı yaşa-dışı kontr-gerilla örgütler kurulmuş ve varolanlar güçlendirilmiştir. Bu faşist devlet yapısı günümüze kadar asli kurumlarıyla devam etmektedir. Emekçilerin mücadelesi faşist diktatörlükte bazı yumuşamalar ve tavizler getirdiyse isim değişiklikleriyle devam ettirilmiş, faşist örgütlenmeler desteklenmiş, yasalardaki gerici düzenlemeler büyük oranda korunmuştur. ulusal baskı bütün biçimleriyle korunmaktadır. Anayasada hala 1980 darbesinden kalma anti-demokratik hükümler mevcuttur. 60’lı yıllarda ‘Komünizme Karşı Mücadele’ dernekleri bugün MHP, BBP AKP ve onların yarı-askeri örgütlenmeleri olan Ülkü-Türk Ocakları faşist örgütlenmeler olarak burjuvazinin elinin altında tutulmakta, gerektiği anda görevlendirilmektedir. Türkiye’de faşizm ve faşist diktatörlük bir tehlike olmanın ötesinde güncel bir sorundur. Bu gerçeğin görülememesi, bazı kısmı kazanımların toplamda bir demokrasi yanılsaması yaratması, temel faşist örgütlenmelerin korunması karşısındaki bilisizlik ve kayıtsızlık ülkemizdeki anti-faşist mücadelenin öneminin küçümsenmesine yol açabilmektedir. Faşist diktatörlük sınıfsal desteğini emperyalizm ve onun ülkemizdeki işbirlikçilerinden almaktadır. Bu nesnellik, mücadelenin ilk stratejik hedefini faşist diktatörlüğün anti-faşist ve anti-emperyalist demokratik bir devrimle yıkılması ve işçi sınıfı, emekçiler ve yoksul köylülüğün demokratik bir diktatörlüğünün kurulmasını zorunlu kılar. Halk yığınların bilinç düzeyi, ülkemizde sınıflar arasındaki ilişkilerin nesnel durumu, ülkenin demokratik gelişme düzeyi, emperyalizme bağımlılık birleşik cephenin programının antiemperyalist ve antifaşist bir program olmasını zorunlu kılıyor. tIRAŞI BIRAK ŞERİAT TARİKAT CILAR İTAT KÜLTÜRÜNÜ SEVER AŞİRETCİLER AĞALIĞI ŞEHLİĞİ SEVER NE KÜLTÜRÜ NE POPİLİTERLİK HASANCIĞIM BIRAK TIRAŞI ŞARİACI İLE TARİKATCININ DİNİ İMANI OLMAZ
16 Aralık 2009 Çarşamba 14:13
faşizm
hasan
Faşist devlet, toplumun bütün sınıflarını baskı altına sınıflar üstü bir devlettir.” Bu görüşe göre bürokratların yönettiği devlet bütün sınıfları anti-demokratik uygulamalarla baskı altına alır. Bu görüş, faşizmin kapitalizmin bunalımından burjuvazi lehine bir çıkış yolu olduğunu ve onun bazı anti-kapitalist söylemlerine rağmen finans-kapitale hizmet ettiğini göremiyor. Oysaki faşizmin uygulamaları ve ideolojisi tamamen kapitalizmi koruma, özel mülkiyeti kutsama ve burjuvazinin çıkarlarının terörcü savunmasıdır. Faşizmin küçük burjuvazinin veya lümpen proletaryanın diktatörlüğü olduğu görüşü de yanlıştır. Faşizm, sloganlarında ve demagojisinde küçük burjuva söylemler kullanır. Küçük burjuva söylemler onun küçük burjuvazinin ideolojisi ve küçük burjuva diktatörlüğü olduğunu kanıtlamaz. Faşizmin sosyal söylemleri kitle tabanı kazanmayı amaçlayan demagojiden ibarettir. Çünkü faşizm, kapitalizmin bunalımından sonra kapitalizmin finans kapital lehine revize edilmesini amaçlar. Faşizmin kitle tabanı ile onun sınıfsal özünü birbirine karıştırmamak gerekir. Faşizm demagojisi ile lümpen proletaryayı ve küçük burjuva yığınları etkisi altına alabilir. Hatta işçi sınıfının bir kısmını da faşist propagandanın etkisi altına alabilir. Bu onun işçi sınıfı ideolojisi olduğu anlamına gelmez. Bir ideolojinin etkilediği yığınlar ile onun sınıfsal özü farklı konulardır. Faşizm işçi sınıfı ve küçük burjuvazinin bir kısmını etkilemesine rağmen, etkilediği yığınlar ile uygulamaları nedeniyle kısa sürede çelişkiye düşer. Çünkü faşizm işçi sınıfı ve emekçilere karşı finans kapitalin çıkarları doğrultusunda savaş açar. Faşist ideoloji çeşitli ülkelerde ve kültürel ortamlarda farklı biçimler almakla berber öz olarak aynıdır. Faşizm, finans kapitalin çıkarlarının açık terör ile savunulmasıdır. Yanlış bir diğer görüş de faşist ideolojileri ‘saf’ bir milliyetçilik ile eşitleyen anlayıştır. Faşizm milliyetçiliği hatta şovenizmi propaganda aracı olarak kullanır.
16 Aralık 2009 Çarşamba 13:58
YİNE YAPTIN YAPACAĞINI
BİR DOST
AH HASAN SANA DÜŞÜNME,YAZMA DEDİM BENİ DİNLMEDİN.SONUNU GÖRECEĞİZ...
21 Kasım 2009 Cumartesi 21:26
tek kelime ile harikasın
digorlu mehdi
eminim bir çok insanın hislerine tercuman olmuşsun dur .acilen senin gibi düşünen insanların bizim toplumumuzda çoğalması lazım.harikasın
11 Kasım 2009 Çarşamba 19:19
mc
esen
ama açsak karsta mc donaldsı koşa koşa gidersiniz hey gidi gençlik araştırın googleden mc donalds nasıl hamburger yapılıyor küresel katliamı görün dedimya boştur eminim yine yersiniz colayı bile bile içtiğiniz gibi
09 Kasım 2009 Pazartesi 09:46
KÜLTÜRLEŞME
Turgay HAN,
Metniniz daha çok kültür-popüler kültür- küreselleşme ve McLuhanın ünlü deyiminden hareketle ele alınan bir durum değerlendirmesidir. Ancak ele aldığınız sorunun çözümüne yönelik somut birşeyler bulunmamaktadır. Görsel iletişim teknolojilerinin dayttığı görsel eğitim dilde ve kültürde oldukça çok deformeler ve pürifileşmeler yaptığı aşikardır. Kültür emperyalizmi terimi mutlaka dil olgusu ile değerlendirmek gerekir. (Edward Said . Dildeki yozlaşma kültürde yansır. Dolayısıyla dil'e olan özellikle hertürlü medya aracılığı ile yapılan yıkıcı tesirler gerçek bir denetim ile azaltılmalıdır en azından. Küreselleşmenin olumsuz boyutları gerçekten anlamlıdır. ama küresel çağda toplumların birbirleri ile daha yakın olması ekonomik ve enformasyon üretimi bakımından önemlidir. küreselleşen dünyada popülerkültür, postmodernizm, tüketim toplumu,vs. gibi kavramlardan kaçmak mümkün olmadığı gibi bunlardan haberdar olan bilinçli bireyler yetiştirerek gerçekçi bir oto-denetim mekanizması ve otonomi sağlanabilir. Gelişmekte olan toplumların küreselleşmenin emperyalizm bağlamında(dil-kültür) etkisinden kurtulması ancak ekonomik ve teknolojik gelişimlerine paralel olarak azalacaktır elbette, ancak sistemli ve güncel bir eğitimle yetiştirilen bireylere kazandırılan bilinçlilik bu tür kuşatıcı (küresel-kültürel kuşatma)hasarları aza indirmede etkili olabilir.
08 Kasım 2009 Pazar 20:05
Teşekkürler
Özlem Özsoy
Yazınızı beğendim,teşekkürler.
06 Kasım 2009 Cuma 21:39
GENÇLİĞİ GÖREBİLMEK
Aslı GÜNGÖR
Hasan Çelik, içinde dolaştığımız ve umarsamadığımız gençliğin sorunlarının genel çizgilerini çizebilmiş.Kendisine teşekkür ediyorum.
06 Kasım 2009 Cuma 21:38
yorum farkı
Macit ÖZEN
Şimdi kimse Hasan Bey'e kızmasın madem bunları biliyoruzda neden farkında değiliz.Hasan Bey sorunlarını iyi bir gözlemci olarak aktarmış,tebrikler.
06 Kasım 2009 Cuma 21:34
Ah gençliğimiz'
AZİZ ATAK
Keşke geçen ömürün nasıl geçtiğinin farkında olabilsek.Bir ülkenin yarınını yok etmek isterseniz ilk hedef gençler olacaktır.Daha duyarlı olalım ve niçin yaşadığımızın farkına varalım.Teşekkürler...
05 Kasım 2009 Perşembe 18:05
DOĞRU TESPİTLER
Hüseyin TAŞÇI
Yazınız gençlikle ilgili doğru tespitleri içeriyor ve gerçekçi bir tablo çiziyor.Teşekkürler.
05 Kasım 2009 Perşembe 16:38
eksik bir yön yok mu?
feryat bulut
yazınız oldukça genel bir yazı. Ancak bu yazı gençliği anlatıyorsa neden o yazıda ATATÜRK'ün sözleri ve ATATÜRK'ün kültüre yönelik örnek ve davranışlarına yer vermediniz. Unutulmamalı k, bu ülkede kültür karmaşasını ve çatışmasını ortadan kaldıran ve öz kültürümüze yönelmeyi sağlayanda ATATRK'tü. Konu buysa ozaman ATA'nın en çok önem verdiği ve genç CUMHURİYETİ emanet ETTİĞİ gençliğide buna göre değerlendirmek yerinde olurdu. Kolay gelsin
03 Kasım 2009 Salı 21:53
BAKMAKLA GÖRMEK AYNI ŞEYLER DEĞİL!
Mehmet GARİP
Hasan Bey,çok farklı açıdan olayları görmeniz çok güzel.Bakmakla yetinmemişsiniz.Bu güzel yazı için teşekkürler...
03 Kasım 2009 Salı 12:52
AKLIN YAŞI
SELÇUK REİS KILINÇ
Hasan kardeşin ne güzel anlatmışsın senin yorumlarını gazetede görmekten mutluluk duyuyoruz ne güzel konularada değinmişsin ellerine sağlık
02 Kasım 2009 Pazartesi 21:06
SİZE DE BU YAKIŞIR
Ahmet ÜZMEZ
Bir üniverisite öğrencisine de böyle güzel konuları yazmak yakışır.Tebrikler,umarım devamı gelir ve hep böyle duyarlı davranırsınız.
02 Kasım 2009 Pazartesi 16:57
teşekürler
sena kıy
dünyanın ve ülkemizin temel sorunu olan kültürel yozlaşmaya ve öz kimliklerinden sıyrılıp yeni bi kültür üretip ve o kültür içinde günden güne eriyen özelikle genç beyinlere bi nebzede olsa bi ışık olduğunuz için teşekürler beyninize ve kaleminize sağlık
02 Kasım 2009 Pazartesi 16:52
HARİKA BİR YAZI
Mehmet CANPOLAT
Sayın ÇELİK,kaleme aldığınız yazı ülkemizin geleceği olan gençlerin nerelere çekilebileceğinin kanıtlarını bizlere sunuyor.Böylesine duyarlı davrandığınız için tebrikler.Bir genç olarak böyle duyarlı olabilmeniz daha da güzel...
02 Kasım 2009 Pazartesi 16:20
tebrikler
Deniz Özyakışır
Konuyla ilgili duyarlılığınız kaleminize yansımış.Tebrik ederim.Kaleminize ve beyninize sağlık...
02 Kasım 2009 Pazartesi 10:44