• BIST 1.776,41
  • Altın 702,32
  • Dolar 12.5887
  • Euro 14.2099
  • Kars 3 °C
  • Ardahan 0 °C
  • Iğdır 6 °C

Kars Halk Şairleri ve Aşıkları

Kars Halk Şairleri ve Aşıkları
Kars bir sınır kenti olarak birçok kültürün etkileşim alanında kalmış, yöreye çeşitli zamanlarda birçok Türk oymağı yerleşmiştir. Bu nedenle çok zengin ve renkli bir folkloru vardır.

Kars Halk Şairleri ve Aşıkları

Kars bir sınır kenti olarak birçok kültürün etkileşim alanında kalmış, yöreye çeşitli zamanlarda birçok Türk oymağı yerleşmiştir. Bu nedenle çok zengin ve renkli bir folkloru vardır. Türk oymaklarıyla gelen öğeler, yörede yaşanan savaşlar, kıyımlar, doğal olaylar, yaşam koşulları karşısındaki halkın duyguları halk edebiyatı ürünlerine yansımıştır.

Aşık edebiyatının yörede çok köklü bir geleneği vardır. XV. Yüzyıldan başlayarak yetişen pek çok ozan Doğu Anadolu Bölgesinde ve Azerbaycan’da etkili olmuştur. Dede Korkut Hikayeleri günümüzde de yaşamakta, aşık toplantıları, atışmaları, halk öykücülüğü canlılığını korumaktadır. Yörenin Türk oymaklarından değişik renkler taşıyan çok zengin bir ortak ürünler dağarcığı vardır.

HALK ŞAİRLERİ VE AŞIKLAR

Altay Türklerinin kam, Kırgızların baksı yada bakşi, Oğuzların ozan dedikleri, halk edebiyatının en eski temsilcileri zamanla değişikliklere uğrayarak. Dede Korkut hikayelerinde Korkut Ata kimliğinde ortaya çıkar. Daha sonra XV. Yüzyıl ortalarında Anadolu Türk Beylerinin saraylarında ozan-çalgıcıların yerini aşıkların aldığı görülür. Kars’ta aşıklık geleneği tüm özellikleriyle günümüzde de sürmekte ve yörede pek çok halk ozanı yetişmektedir.

Kars’la, Ramazan’da ve uzun kış gecelerinde ya da eğlence ve düğünde aşıklar, ustalardan ve kendilerinden deyişler çalıp söyler, halk Öykülerini anlatır, atışmalar düzenler, muammalarla birbirlerini sınarlar. Bu toplantılarda Dede Korkut Hikayeleri yanında, Aliyar, Cihan Abdullah, Asuman ile Zeycan, Arzu ile Kamber, Kerem ile Aslı, Latifşah, Kiziroğlu, Saraçoğlu, Yaralı Yusuf gibi halk öyküleri anlatılır, dersler çıkartılır.

Şiirleri günümüze ulaştırabilmiş eski aşıklarımızdan bazıları şunlardır:

TORUNİ (DERUNİ)

XVII. Yüzyıl da yaşadığı sanılmaktadır. Aruzla da şiirler yazmış, bunlarda Deruni, deyişlerde ‘Toruni takma adını kullanılmıştır. l628’de doğduğu bilinmektedir. Abaza Mehmet Paşa ile Şemsi Han arasındaki mücadeleyi anlattığı tarihsel destanı günümüze ulaşmıştır. Yöre cönklerinden bir deyiş şöyledir:

Güzel köy kahrı

Yandırma dehri

Ver içem zehri

Senin aşkına

***

Gel geçme yandan

Olmuşam benden

Bezmişem candan

Canın aşkına

DEDE KASIM

XVII. Yüzyıl sonları, XVIII. Yüzyıl başlarında yaşadığı sanılmaktadır. Dikmelaş’lıdır. Azerbaycan ve Türk halk ozanları, o dönemde Dede Kasım’ı usla saymıştır. Yaşamı söylencelere konu olmuştur. Bir görüşe göre Dede Kasım, Tufarganlı Abbas, Kurbani ile Peri, Tahar-Mirze, Cihan ile Abdullah, Yaralı Masum, Aliyar, Mehdi Bey, Ali Kağan gibi türkülü hikayelerin tümünün düzenleyicisidir. Dede Kasım’ın bir deyişi şöyledir:

Deli gönül ne yanarsın oda sen

Billah bundan hergiz sanga yâr olmaz

Bi ve fanın özü nedi(r) sözü ne

Bi ve fada gayre i namus ar olmaz.

***

Nazar eyle gör bu dünya nicedi(r)

Kimi bezirgândı(r) kimi hocadı(r)

Serv ağacı her ağaçtan ucadı(r)

Aslı yokdu(r) budağında bâr olmaz

AŞIK TÜCCARİ (1720-1805?)

Selim’in Tiknis (Büyükdere) köyünden Bektaşi halk ozanıdır. Yaşamı üzerine fazla bilgi yoktur. Döneminde baş aşık sayılmıştır. Yaralı Mahmud İle Mahbut Han, Zohre Han, Eşref Bey yaygınlaştırdığı halk öykülerinin dendir. Cönklerde şiir ve destanları vardır:

Aşağıdaki dörtlük Kağızman’daki bir cönkten alınmıştır:

Hicren orağında gam köşesinde

Geldi dert benimle imtihan oldu

Yığıldılar hicran seyircileri

Açıldı bir dükkan, bir divan oldu.

AŞIK ŞENLİK (1850-1913)

Karapapak oymağındadır. Asıl adı Hasan’dır. Çocukluğu çobanlıkla geçmiş, yörenin ünlü saz ve söz ustalarından ders almıştır. Revan’daki bir düğünde kendini çekemeyen aşık ve hanlarca ağıllandığı? söylenir. Kimi Azeri ozanları yanında Köroğlu, Dadaloğlu, Karacaoğlan etkisinde kendine özgü bir şiir geliştiren Aşık Şenlik, Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da ünlüdür. Şiirlerinde doğa, aşk, yaşam, ölüm, yiğitlik yanında din ve tasavvuf konularına da yer vermiştir. Ya¬şanan olaylardan esinlenerek düzenlediği Latifşah, Sevdakar, Salman Bey hikayeli halk türkülerinin tüm özelliklerini taşımaktadır. İsmail Aşıkoğlu 1938’de öykülerinden Sevdakâr’i, yaşam öyküsü yanında şiirlerinden örneklerle yayınlamıştır. Aşık Şenlik’le ilgili en kapsamlı çalışma Ensar Aslan’ın 1975’te yayınladığı Çıldır’lı Aşık Şenlik adlı kitabıdır. Aşığın ünlü bir deyişinden bir bölümü şu şekildedir:

Havayı, hevese ciğerini yakma

Erenler verdiği köze yazıhtır

Her gördüğün mahbub dilbere bakma

Sorarlar hesabı gözden yazıhtır

***

Sefil Şenlik beyan etti işarı

Bize taksim erenlerin erkanı

Her yerde biler mi şeref bostanı

El gadrin bilmesse sözen yazıhtır

KAĞIZMANLI HIFZI (1893 1918)

Asıl adı Recep olan Kağızmanlı Hıfzı, Mevlevi’dir. Medrese öğrenimi görmüş, köy imamlığı ve çiftçilik yapmıştır. Kağızman’da bir Ermeni soykırımında şehir olmuşt ur. 15 yaşlarında şiir söylemeye başlayan Hıfzı’nın dizelerinde duygusal öğeler ağır basar. Genç yaşta ölen amca kızı Ziyade için söylediği ağıt ünlüdür. Koşma, semai, destan türünde yazdığı otuz deyişi Kağızmanlı il Recep Hıfzı adlı kitapta toplanmıştır. Amca kızı Ziyade için yazdığı ağıttan iki dörtlük

Emmim kızı aç kapıyı gireyim

Hasta mısın halin hatrın sorayım

Susuz degil misin bir su vereyim

Çaylarda çalkalanan sellerin hani

***

Yatarsın gaflette gamsız kaygusuz

Nini balam nini kalma uykusuz

Hem garip hem çıplak hem aç hem susuz

Felek fukarası malların hani

AŞIK AVÂSL (1886-?)

Sarıkamış’ın Oluklu köyündendir. Asıl adı Hüseyin YİĞİT’tir. Deyişlerinde yöre yaşamını. Sarıkamış’ta yapılan savaşları, halkın çaresizliğini dile getirmiştir. Bunlar içinde Birinci Dünya Savaşı sonrasında yazdığı Sarıkamış destanı ünlüdür.

Destandan iki dörtlük

Canlar figan eder koyma yasında

Dağlar aciz kaldı fırag sesinde

Nehameler herap oldu pasında

Kars’ı gören ne verana yetişsin

***

Tozanh’da kalabalık tutuştu

Ahlı selim köye velvele düşsün

Göçün önü Olukluya yetişsin

Şimdi görün ne tayına yetişsin.

MURAT ÇOBANOĞLU (1940 - 2005)

1940 YILINDA Kars istasyon mahallesinde doğmuştur. Küçük yaştan beridir aşıklıkla iç içe yaşadı. Babası da Kars’ın ünlü aşıklarından Gülistan ÇOBANOĞLU ve aynı zamanda Murat ÇOBANOĞLU’ nun ustasıdır.

İlk olarak 1967 yılında Konya Aşıklar Bayramında genç yaşında birinci olunca, tüm Türkiye’de ad aldı. Bu arada çeşitli etkinliklere katıldı. Yurt içi ve yurt dışı turneleri oldu. Hepsinde birbirinden güzel başarılar kazandı ve namı iyice yayıldı.

1990 yılında Kültür Bakanlığı’nda Devlet Sanatçısı unvanını alarak şu anda sanatı sürdürmektedir. Evli ve 4 çocuk babasıdır. Kars’ta ozanlar kahvesinin sahibidir. Halen en başarılı aşıklarımız arasındadır.

Murat ÇOBANOĞLU’ nun ilk iki eseri (bestesi) aşağıya çıkarılmıştır.

***

Bir fendile geldi geçti

Kiziroğlu Mustafa Bey

Hışmı dağı deldi geçti

Kiziroğlu Mustafa Bey

Bir beyin oğlu zor beyin oğlu.

***

Vay ben ona eş olaydım

Anadan onbeş olaydım

Keşke ondan kardeş olaydım

Kiziroğlu Mustafa bey

Bir beyin oğlu zor beyin oğlu

***

Bir atı var ala paça

Mecel vermez kırat kaça

Az kaldı ortamdan biçe

Kiziroğlu Mustafa bey

Bir beyin oğlu zor beyin oğlu

***

Hay edende haya teper

Huy edende huya teper

Köroğlu’ nu Suya teper

Kiziroğlu Mustafa bey

Bir beyin oğlu zor beyin oğlu

SEVDİĞİM YAR

Sevdiğim yar bana göndermiş name

Rüzgar dokunmamış dal ister benden

Bir lezzet olması demiş dadında

Hiç arı görmemiş bal ister benden

Nerden alayım nerden bulayım

***

Ne bir ağacım var nede bir bağım

Ne bir yuvam vardır nede otağım

Ne bir sedirim vardır nede konağım

Al kumaş içinden şal ister benden

Nerden alayım nerden bulayım

***

Kaşları karadır kipriyi oktur

Feleye karşılık oyunum yoktur

Bir kuzu bulamam koyunum yoktur

Yinede bir sürü mal ister benden

Nerden alayım nerden bulayım

***

ÇOBANOĞLU derki iz bula bilmem

Kışın çok ararım yaz bula bilmem

İnsanlarda doğru söz bula bilmem

Yalan söylemeyen dil ister benden

Nerden alayım nerden bulayım

Kars’ın yetiştirdiği günümüz aşıklarından bazılarının doğum tarihleri ve mahlasları şöyledir: Şeref Taşlıova (1938-Taşlıova), Murat Çobanoğlu (1940-2005), Mevlüt İhsani (1928-İhsani), Sefer Taşkıran (1942-Firgani), İsmail Cengiz (1928-Azeri), Nuri Çırağı (1949-Çirağı), İhsan Deniz (1930-Şahbazoğlu).

Ayrıca Arif TELLİOĞLU, Orhan KARADAĞOĞLU, Maksut FERYADI, Emrah NAROĞLU, Ali Rıza EZGİ, Mürsel SİNAN, Önder ERDAĞI ve Günay YILDIZ ilimizin önemli aşıklarındandır.

MANİLER

Kars’ta mani söyleme geleneği günümüzde de tüm canlılığıyla yaşamakladır. Düğünlerde, tarlada, çeşme başlarında, toplantılarda maniler söylenir. Atışmalar yapılır. Çeşitli Türk oyunlarının özelliklerini taşıyan maniler, tarlada cift sürerken söylenen kotanlardalar zengin bir dağarcık oluşturur. Karapapak oymağı ağzıyla söylenmiş birkaç mani:

Bulağa yağdı biyem

Islandı pallar (çamaşır) yuyan

Mehlenize goymurdun

Goynuna girdim uyan.

Bulah başı toz olar

Üstü dolu kız olar

Her ne desen gıza de

Gelin hilabaz olar

Terekeme oymağı ağzından bir mani:

Gare(n) fil dal yuharı

Dalları baş yuharı.

Men geçtim yar kapısınan

Demedi gel yuharı

Yerli Kars ağzıyla birkaç mani

Sarıkamış yolları

Eğri büyrü golları.

Mendil alim süpürüm

Balam gelen yolları

Gardaş benim neliğim

Vahamda iğnelim

Köçende koçum gardaş

Konanda kölgeliğim

KOTANLAMA

Toprağı kabartmada kullanılan pullukların büyüğüne yörede kotan denilmektedir. Kotan sürerken söylenen manilere ise kotanlama, kotam sürene majgal her boynu(çifti) yönetene de hodak denir. Hodaklar zevkle çalışmak ve gece uyumamak için kotanlama okurlar. Bu okumalar karşılıklı ve doğaçlama olur. Her dörtlükten sonra bir ağızdan “hooooo” diye bağırılır. Kotanlamaların konusu doğa insan ilişkisidir. Herhangi bir olay karşısında söylenir.

Hodak tarladaki taşın altından yılan çıktığını gördüğünde

Şu ağ taşı kaldırırsam.

İnce yılan Öldürürsem.

Yılan inceden öter.

İncili dağda gül biter,

Hooooooo...

Tarlanın yanından geçen yolcuya şu kotanlamayla seslenilir

Burdan bir atlı geçti.

Nah parlattı geçti.

Ellere selam verip.

Bize el attı geçti.

Hoooooo....

Baharın gelişiyle doğanın canlanışı, koyunun kuzunun zıplayışı kotanlamada şöyle dile getirilir.

Ay çevirmeler çevirmeler. İçinde ak koyunum meler. Mele koyunum mele. Belki sevdiğim gele.

Hooooooo....

Uzaktan sevdiğinin geçtiğini gören hodak ona şöyle seslenir

Burdun bir maya geçti.

Sallandı çaya geçti.

Ben sevdim eller aldı .

Emeğim zaya geçti.

Hoooooo....

EFSANELER

Kars söylencelerinde masalsı öğelerin ağır bastığı görülür. Yörede Orta Asya kökenli gök kültünden kaynakların pek çok söylenceye rastlanır. Bunların oluşması ve yaşamasında günümüzde de anlatıla gelen Dede Korku! hikayelerinin etkili olduğu görüşü vardır. Karsın 40 km doğusunda yer Ani ören yeri için de birçok söylence anlatılır. Söylencelerde gök kültüne ilişkin motiflerle Ani kaynaşmış gibidir. Yöredeki yaygın söylencelere birkaç örnek:

KAR-SU (KARS) KALESİ’NİN ADINA İLİŞKİN EFSANE

Orta Asya’daki Horasan’ dan yola çıkan Türk boyları bir ilkbahar sabahı günümüzdeki Kars Kalesi önüne gelirler. Karlar yeni yeni erimekledir. Karadağ’ın güneyindeki göl yeri, gerçek bir göl görünümündedir. Karadağ’da ve İçkale’de kar, dişkale eteğinde eriyen karların oluşturduğu bir göl vardır. Kalenin altından geçen çay, bahar selleriyle kabarmıştır. Gelenler bu güzellikten etkilenir. Kaleyi ele geçirdiklerinde buraya Kar-su Kalesi adını verirler. Bu ad Kars Kalesi’ne dönüşür.

ANİ KUYUSU’NDA KIŞLAYAN BULUT EJDERHASI EFSANESİ

Ani yöresinde tahıl sakla ma kuyuları vardır. Bulut ejderhalarının komik yerleri olan bu kuyulardan birine, bir adam düşer. Cezasını çekmek için yeryüzüne gönderilmiş bir ejderhayla karşılaşır. Ejderhanın gözleri alev alev yanmaktadır. Adam bir köşeye sığınır. Ejderha onu görür ona bir şey yapmaz. Öğlen olunca ejderhaya gökten ak bir yumak biçiminde yiyecek iner. Ejderha bunun bir parçasını adama verir, gerisini yutar. Bu böyle sürüp gider. İyi beslenen adamın saçı sakalı uzamış, vücudu kıllanmıştır. Aradan kırk gün geçer. Arlık sabrı kalmayan adam ne olacaksa olsun deyip haykırmaya başlar. Ejderha başını sallar, biraz daha sabretmesini işaret eder. Bir süre sonra gökten bir zincir sallanır. Ejderhanın cezası bitmiş, göğe dönme zamanı gelmiştir. Adama kuyruğuna tutunmasını işaret eder. Adam denileni yapar, kuyudan çıkınca kuyruğu bırakır ve kurtulur. Evine dönüp olanları anlattığında, bir ermiş gibi karşılanır. Ejderhaların Ani’deki yumuşak kayalara oyulmuş kuyularda kışladıkları inancı yörede yaygındır.

ANİ’NİN YIKILIŞINA İLİŞKİN EFSANE

Ani Nuşirevan’dan sonra Müslümanların, bir süre sonra da Kıllı Ohan adlı bir Ermeni Kralının eline geçer. Kıllı Ohan çok zalim bir kraldır. En ufak bir nedenle ortalığı yakar, yıkar, insanları öldürür. Böylece zamanında bayındır bir şehir olan Ani yıkıntıya döner. Kıllı Ohan’ın koyduğu yasalara göre kentte evlenen gelini önce krala getirecek, kral onunla bir gece geçirdikten sonra eşine verilecektir. Bu yasa Müslümanlara çok ağır geldiğinden ne oğlan evlendirir nede kız götürürler. Günün birinde şehrin ileri gelenlerinden Odabaşıoğlu ölmeden oğlunu evlendirmek ister. ‘Nasıl olsa bir çaresini bulurum” düşüncesiyle toy — düğün kurar. Oğlunu güzel bir kızla evlendirir. Kayınvalide gerdek odasını hazırlamıştır. Ocak yakılmış, rafa mayalı hamur konmuş, yeni doğan kuzuyla anası da odaya alınarak önlerine su ve taze ol konmuştur. Bu sırada Odabaşıoğlu’nun oğlunu evlendirdiğini duyan Kıllı Ohan hazırlanmış, kızı beklemektedir. Gece olduğu halde gelinin gelmediğini görünce öfkelenir. Adam gönderip Odabaşıoğlu’nu çağırtır.

Oğlu, geline karşılık tüm servetini ortaya koyarsa da Kıllı Ohan’ı razı edemez. Odabaşıoğlu’nun direndiğini gören kral meydanda asılmasını buyurur. Odabaşıoğlu idam sehpasının yanında ayağını yere vurarak haykırır: “Ey Ani, bu zulüm ile yaşayacağına bat, yıkıl.” Daha sözü biterken şehrin altı üstüne gelir.

Aradan yıllar geçer IV. Murat döneminde baş kaplan olan Murat Reis , son çıktığı seferden dönmüş, padişahın sofrasına konuk olmuştur. Başından geçen ilginç olayları anlatırken Serendip Denizi’nde gördüğü bir ejderhadan söz eder. Ejderha, günde üç kez denizden çıkıp ormandaki filleri yutmaktadır. IV. Murat buna inanmaz öfkelenir. Murat Reis üzülmüştür. Şehzade ve sır katibiyle aynı yere gidip, onların da olanları gözleriyle görmesini önerir. IV. Murat kabul eder.

Serüvenli bir yolculuktan sonra Serendip’e varıp Murat Reis’in anlattıklarının gerçek olduğunu görürler, gördüklerini seyir defterine yazıp, mühürlerler. Oradan ayrılacakları sırada çapayı bir türlü attıkları yerden kurtaramazlar. Murat Reis dalıp ne olduğunu anlamak ister. Biraz derine indiğinde, kuru bir düzlük görür. Düzlükte üç kaili bir ev vardır. Çapa evin pencerelerinden birine takılmıştır. Çapayı kurtarmaya çalışırken genç bir adam onu içeri buyur eder. Odada ocak yanmakladır. Rafta mayalı hamur, yeni doğmuş bir kuzuyla anasının yanında su ve ot bulunmaktadır. Delikanlı karısına seslenerek konuğa yiyecek getirmesini söyler. Bu arada çok meraklanan Murat Reis delikanlıdan gördüklerini açıklamasını ister. Delikanlı Odabaşıoğlu’nun oğludur. Ani , alt üst olduğunda kendisini karısıyla birlikte bu evde bulmuştur.

Delikanlının hala Kıllı Ohan’dan korktuğunu gören Murat Reis, artık böyle bir kişinin yaşamadığını söyler. Bu arada karısı gemidekiler için kırk, padişah için yedi ekmek yapmıştır. Murat Reis bunları alarak gemiye döner. Başından geçenleri anlatır. İstanbul’a vardıklarında IV. Murat başlarından geçenleri ilgi ile dinler. Murat Reis söylediklerinin kanıtı olarak ekmekleri verir. Ekmekler, aradan aylar geçmesine karşın taze ve fırından yeni çıkmış gibi sıcaktır.

URUM PAPA’NIN YEDİ OLMAZ İŞİNE İLİŞKİN EFSANE

Bir zamanlar Ani’de Urum Papa adlı biri yaşamaktadır. Bu adam bir gün Ani’nin yaylağı Alacadağ’da yatmaktadır. Yedi yılda bir sağ dirseği üzerine abanıp doğrulmakta, yedi olmaz iş sayıp “Yok” yanıtını alınca yemden uzanmaktadır. Bu yedi iş şöyledir. “Göğe direk dikildi mi?”, “Katır doğurdu mu?”, “ Denize köprü kuruldu mu?” , “Yumurtaya kulp takıldı mı?”, “Deveye nal çakıldım!?”, “ Ölü dirildi mi ?”, “ Ani şeneldi mi?”. Tüm bu olmaz işler gerçekleşirse Ani şenlenecektir. İnanışa göre bunlar olmayacağından Ani kıyamete değin insan yüzü görmeyecektir.

ÜÇ OĞUZ KARDEŞLER EFSANESİ

Çıldır ve Ardahan’ da çok yaygın olan bu söylence de Dede Korkut Hikayeleri’nin belirgin izlerini taşımaktadır. Çok eski dönemlerde Ardahan suyu boylarında Çıldır Gölü yakınındaki dağlarda, iri yapılı Uğuzlar yaşamaktadır. Bunların üç beyi vardır. Bunların üçü de kardeştir. Büyüğü Ağca Kale’de, ortancası Taşköprü’ de , küçüğü de Uğuz Çayırı’nda kışlar. Yazın da büyüğü Akbaba Dağı’na, ortanca Kısır Dağı’na, küçükse Uğuz Dağı’ na yaylaya çıkar. Büyüğü halka çok zulmeder, ortancası göle taşı doldurur, deryaya köprü kurmak isler, küçükse Uğuz Dağı’nın doruğuna kale yaparak, tanrılık iddiasıyla göğe merdiven kurmak neve sindedir. Bu kardeşlerin zulmü ve büyüklenmesi Allah’ı kızdırır, üç kardeşi de Uğuzlarla birlikte yok eder. Ağca-Kale yerle bir olur, köprü ve kule bitirilmeden yıkılır.

YEREL AĞIZ

Kars’ta Yerel Ağız Özellikleri: Karmaşık bir toplumsal yapısı olan Kars’a, çeşitli zamanlarda birçok Türk oymağı yerleşmiştir. Bu nedenle zengin bir folklora ve değişik ağız özelliklerine sahiptir. İlin zengin ova ve yaylaları, öteden beri sınırdaş Türk oymaklarını çekmiştir. Yöre, hayvancılıkla geçinen göçerlerin uğrağı, doğu kökenli birçok Türk oymağının, pek çok da Azeri’nin yerleşim yeri olmuştur.

Karapapak ya da Terekeme, Dünbüllü ya da Çarıhçı, Kaçar, Türkmen, Ayrım, Afşar, Bayat, Muğan oymakları değişik zamanlarda yörenin çeşitli köy ve kasabalarına yerleşmiştir. Bunlar da kendi aralarında kimi kollara ayrılır. Bu oymakların ağız özellikleri de birbirini etkilemiştir. Yerli Kars ağzı da kendi arasında Kars köylü ağzı , Zarşad (Arpaçay) ağzı Bardız, Şüregel ağızları gibi kimi ayrımlar gösterir. Aralarındaki küçük ayrımlara karşın bu ağızlar özde benzeşirler.

Ağız özellikleri, yörelere göre değişken bir yapı gösterirse de egemen dil özellikleri Azeri lehçesi anımsatır. Yerel ağzın başlıca özellikleri şunlardır:

Bilmen ünlüler yanında uzun a ( â ) ve e ( e ) sesiyle kapalı e ( e ) sesi yerel ağızda çokça kullanılır. Başlıca ünlü değişmeleri:

a / e : Dene (Tane), teref (Taraf), zerer (Zarar), nefte (hafta), sedeget (sadakat)

a / e : Heyvan (Hayvan), Eşk (Aşk)

a / ı : Davı (dava), hıyal (hayal)

a / o: Ovu (ağu), hovuz (havuz)

a / u: Oruyu (oraya), peygumber (peygamber)

e / a: Alma (elma), halva (helva), şahta (sahfe)

e / i : Kise (kese), geciyi (geceyi)

e / ö: Öv (ev), övlat (evlat), zövk (zevk), dövlet (devlet), söv (sev), mövle (mevla)

ı / i : İldiz (yıldız), il (yıl), İydır (Iğdır) i / a : Şahap (sahip), sahal (sahil) i / e : Seher (şehir), cevan (civan), nene (nine), elaç (ilaç)

i / e: Çok görülen bir ses değişmesidir. İlk hecedeki i sesi , genellikle e’ ye dönüşür, eşit (işit), nêçe (nice), hêç (hiç), bêçara (biçare), tesbêh (tespih)

i / ı : Gazı (gazi), zalim (zalim), fanı (fani)

i / u: Yahidu (yahudi), fulan (filan)

i / ü: Şüşe (şişe), cüt (çift), müsafir (misafir), tülkü (tilki)

i / y: Ayle (Aile), Kayde (kaide)

o/ o: Sohbet (sohbet), öyne (oyna)

o/ u: Dohtur (doktor), urman (orman)

u/ e: Mehebbet (muhabbet), Mehemmet (Muhammet)

u / ı: Yımırta (yumurta), vır (vur), bı (bu), hamı (kamu), namıs (namus)

u / i: Bizov (buzağı), dudi (dudu)

U /o: Dodan (dudak), oyan (uyan)

u /ö: Böyün (bugün), töyfe (tuhfe), möhteber (muteber)

u /u: Yugeri (yukarı), hüdüt (hudut)

U /i: Kiçik (küçük), icret (ücret)

ü /ö: Röya (rüya), höyük (büyük), göyerçin (güvercin), möhlet (mühlet), göher (güher)

Yerel dildeki ünsüz değişmelerinin başlıcaları da şöyledir

B /p: Pit (bit), pozul (bozul), putun (bütün)

B/m: Mana (bana), min (bin)

D/t : Taha (daha), tökül (dökül), tükan (dükkan), tüş (düş)

G/k: Könül (gönül), keş (geç)

K/g: Gul (kul), gulah (kulak), gıbla (kıble), gesebe- (kasaba), gıy (kıy)

Kimi zaman ses değişmeleri ; sözcük ortasında da olur

Mejbur (mecbur), göştü (göçtü), patişah (padişah), tehnif (teklif), esgi (eski), fegir (fakir), sahla (sakla), indi (şimdi), seye (sana), ikimci (ikinci), çerçep (çarşaf), döy (döv) gibi.

Çoğu zaman da ses değişmeleri sözcük sorumdadır. Gılıc (kılıç), heç (hiç), eşih (eşik), helg (halk), kırh (kırk), zerel (zarar) gibi.

Kimi zamanda ünlü türemeleri de olur

İraf (raf), irazi (razı), irazt (rast), Ürüstam (Rüstem) gibi.

Kars yerel ağzında ünsüzlerin yer değiştirmelerine sıkça rastlanır. İrbaham (İbrahim), gılba (kıble) , surfa (sofra), örgen (öğren), argı (ağrı), riskin (diksin) gibi.

Bir de sözcük içinde yan yana bulunan iki ünsüzden ikincisinin aykırılaştığı görülür. Muhakgah (muhakkak), sekgiz (sekiz), bitdi (bitti), çıhtı (çıktı) gibi.

Yerel ağızda sık görülen ünsüz ikileşmelerine birkaç örnek

yaz/ıh (yazık), aşşıh (aşık), gezzep (kasap), yeddi (yedi).

Kimi hallerde de ünsüz düşmeleri görülür; ildiz (yıldız), penir (peynir).

ATASÖZÜ, BİLMECE VE NİNNİLER

ATASÖZLERİ

Yöre insanı, güç koşulların biçimlendirdiği yaşamında doğayla içiçedir. Ortak ürünlerin çoğunda olduğu gibi atasözlerinde de doğayla ilgili deneyimlere, izlenimlere, benzetmelere yer verilir. Yalnız bir cümleyle dünya görüşü özetlenir.

Kars’tan derlenmiş atasözlerine birkaç örnek

Toyuk (tavuk)gaznan (kaz ile)yerise (yürürse).

(Ayağını yorganına göre uzat anlamında kullanılır.)

Yumurtana göre kığılla (bağır). (Aynı anlamdadır.)

***

Boyunduruk ne biler, zor camuşdadır.

(Kişinin çektiğini, zorlukları başkalarının tam olarak bilemeyeceğini dile getirir.)

***

İt başı honçada durmaz.

(Honça, Kars’ta güveyin kız evine kuru yemişle doldurup üstüne renkli örtü örterek gönderdiği tepsidir. Bu atasözü, değerli şeylerin yanında değersiz şeylerin yakışıksız kalacağını anlatır.)

***

İti gaya gölgesine bağlayıplar, öz kölgemdi deyip. (İti kaya gölgesine bağlamışlar bu benim gölgemdir, demiş

(Toplumdaki yerini bilmek, başkasının gölgesinde büyüklenmemek gerektiğini vurgular.)

***

Kurbağa deryaya işiyip en büyük balığa haber gönderip ki, men bu deryaya ortağam.

(Yukarıdaki atasözüyle aynı anlamdadır ve gereksiz büyüklenmenin gülünç kaçacağını açıklar.

***

Korun talaşına mı mum bahalıdır. (Mumun pahalı olması körün umurunda mı.

(Görmeyen ya da bakıp da değerlendiremeyenler için çevresinde olanlar bir anlam taşımaz, manasındadır.)

***

Sürüşen (sürçen) atın başı kesilmezidir. (Bir kez yanılanı hemen gözden çıkarmamak gereğini anlatır.)

At atın ya huyundan ya tüyünden alar (alır).

***

Kapını mökkem (muhkem, sağlam) kapat, komşunu oğru (hırsız) tutma.

(Elinden gelen önlemi almadan başkasını suçlama, anlamındadır.)

***

Maya buddu gelinen, ner buâdu oğul çıkar.

(Dişi deve gibi boylu poslu, güçlü gelinden, erkek deve gibi güçlü oğul çıkar.) (Soya çekimin önemini vurgular.)

***

Halana bak oyna.

(Yapacağın işte deneyimlilere danış anlamındadır.)

***

Herkes aklının tehrini (ürününü) yiyer.

(Kişiler yeteneklerine göre başarılı olur, iş tutar, aklının yettiğini yapar demektir.)

***

Zenatine hor bakan aç kalır.

(Yaptığı işi küçümseyenin verim alamayacağını vurgular.)

***

Derdine vaktinde ağla.

(Derdini, eksiğini zamanında gör, önlemini al anlamındadır.)

***

Bulut Göli’ye (Göle’ye), dön gel geriye; bulut Muş’a, başla işe.

(Doğa deneyimlerinden kaynaklanan bir atasözüdür. Bulutlar Göle taralında, yani kuzeyde ise hava bozacak demektir. Tarlaya gidilmez, geri dönmek gerekir. Bulutlar Muş tarafında, yani güneyde ise o gün hava iyi olacaktır ve işe başlanabilir.)

KARS ADINA YAZILMIŞ DİĞER ATASÖZLERİ

Koyunu olmayanın bıçağı keskin olur.

Çiğnenen sakız tez çürür.

Pehlivan güreşte belli olur.

Vuran oğul babaya kalmaz

Komşu baldan tatlıdır.

Sevildiğin yere çok gitme

Yapı daşı yerde kalmaz

Yetimi döveceğine üstünü cır

İt ayıbını bilse özüne tuman diker

El tutanın eli kesilmez

Atın ölümü arpadan olsun

Allah dağına bakar kor verir, bağına bakar bal verir.

Gülen kızın ağlayan gelinliği olur.

Oğul dayıya benzer, kız halaya benzer

Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür.

Ağlayan uşağa, gepe vermezler

Çığrılan yere erinme, çığrılmayan yere görünme

Aşağı sakal, yukarı bıyık

BİLMECELER

Kars’ta bilmeceye “Tapbaca” denir. Tapbacaların çoğu mani biçiminde söylenir. Yöreden yerel ağızla söylenmiş birkaç terekeme tapbacası Bu dağda lale gezer Elinde piyale gezer Ne giğiller ne de yumurtar

***

Dahncah lale gezer

(Ay, Yıldız)

Dağda düleyman(mayali süt, peynir) gördüm Suda Süleyman gördüm Duzsuz pişen aş gördüm Yatar göyşer (döner)daş gördüm

***

(Deleme peynir, balık, helva, değirmen)

Daşdandı kömürdendi Keçen gün ömürdendi Lale bir yemiş yedi

***

Ağacı demirdendi

(şiş kavaf, “sis kebap),

NİNNİLER

Yöreden yerli Kars ağzıyla söylenmiş birkaç ninni Örneği

Ellerin balası külden, topraktan

Benim balam gülden, yapraktan

Nenni de balam a nenni

Nenni de yavrum a nenni

***

Gizdir nazdır

Bin guruş azdır

Bin daha getir

Gel sel yüreğimi götür

***

Nennide balama a nenni

Nenni de yavruma a nenni

Meydanda atlar

Yanyana otlar

***

Balama gurban olsun

Goç goç yiğitler

Nenni de balama a nenni

Nennide yavruma a nenni

HALK MÜZİĞİ

Kars, türküleri ve oyun havalarının ezgi yapısı ve ritim özellikleriyle çok renkli yörelerdendir. En önemli özelliği de aşıklık geleneğini yaşatan tek il olmasıdır.

Kars’ta iki resmi derleme yapılmıştır. İlki 1950’de Ankara Devlet Konservatuarca gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmaya Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken ve Rıza Yetişen katılmıştır. 1973’te TRT’nin yaptığı ikinci derlemeyi Nida Tüfekçi , Muzaffer Yönden, Zihni Devcin gerçekleştirmiştir. Derleme aşıklık geleneği, atışma örnekleri ve davul, zurna havalarını içermektedir. Ayrıca Latifşah, Ani, Alparslan, Emrah, Köroğlu gibi müzikli halk hikayeleri, açık makamları da kayda alınmıştır.

Yurdun çeşitli kesimlerinde genellikle hava, gayda, ağız, ayak gibi sözcükler makam yerine kullanılmaktadır. Kars’ta ise ezgisel yapıya makam denilmektedir. Araştırmalarda ayrı ayrı adlandırılan makamların, çoğunun ayrı dizede olduğu, ancak ritim, tavır ve ağız değişikliklerine göre adlar aldıkları, görülmüştür. Bu makamlardan bir bölümü şöyledir: Yerli divanisi, Osmanlı divanisi, Merke divanisi, Çıldır divanisi, Yürük divanisi, Çiğali, Tecnis, Çıldır güzellemesi, Şüregel güzelemesi, Yürük güzelemesi, Haşdımah, Yanık Kerem, Keremi, Kesik Kerem, Guba Kerem, Bala Mehmet, Çoban Kare, Gevheri, Zübeyde, Züverek, Dademi, Şikeste, Garibi, Karam, Güriçistan, Gazeli, Sultani, Sahal, Kollu, Seyyad, Hicram, Kars barı, Mansuri, Emrahi, Sümmani, Yürük Türkmeni, Derbeder, Osmanlı bozuğu, Keşir Oğlu, Yıldızeli, Gereyli, Civan Öldüren, Çukurova, Köroğlu, Gülbeyi, Meşdi Rüstem, Şarabani, Bizim Elli, Muhanimce.

Yörede aşık makamlarıyla söylenenler dışında, bilinip söylenenler şunlardır: Yallı havaları (nanay), gelin-güvey türküleri, kına havalan, harman-hasat türküleri, ağıtlar, öğütler, Köroğlu, Sümmani, Şenlik, Hasta Hasan, Emrah gibi ozanların deyişleri, cirit, güreş havaları, kahramanlık türküleri, göç türküleri, semahlar, dağ havaları, Azeri ezgilerinin tümü de (oyun havası, bayatı, mahnı) ilgiyle çalınıp, söylenir.

Yörenin ünlü türküleri Saraydan İndi Yeridi, Mert Dayanır Namert Kaçar, Gönül İster Gülün Konmasını, Başına Döndüğüm Kurban Olduğum, Beyim Gözün Aydın Olsun, Bu Gelen Nahir mıdır, Bayırda Gezen Bacılar, Yaylasından inmişler. Tanyeri Atanda Şafak Şokende , Derdi Danıştınsa Hangi Lokmana, Kiziroğlu (Bir Hışımla Geldi Geçti), Uca Dağların Başında, Bulguru Kaynatırlar, Ardahan’ın Yollarında, Can Maral Can, Kemanımın Telleri, Ay Gara Gaş, Amman Avcı, Kars’a Giderim Kars’a, Al Lala, Dağdan Kestim Dirgenlik, Ayrı Düşeli Senden, Yavrum Evlatlarım, Bağa Girdim Üzüme, Yaylalarda Üç Atım Var, Olam Boyun Kurbanı yörede derlenen ünlü türkülerdir.

AĞITLAR

Sınır kenti olarak pek çok savaşa sahne olmuş ve bir çok acı yaşamış olan Kars’ta ağıt yakma geleneği yaygındır.

Birinci Dünya Savaşı’nda Sarıkamış’ta şehit olanlar için yakılan ağıtlardan biri şöyledir

Zalim felek sana nettim neyledim

Bardız-Dere halin yanıp söyledim

Düşman kılıçları çalha çaldadır

Kimse yol öğretmez, eyce yaldadır

***

Bu Otuz Harbi’ne can mı dayana

Dağıldı herbiri gitti bir yana

Nice nevcivanlar bölendi kana

Yitirdiler bilmem hangi çöldedir.

***

Soğanır’da nice alaylar dondu

Nice bin hanenin ocağı söndü

Pervane olup Kars uğruna yandı

Gine derler zulmün çoğu daldadır.

HALK MÜZİĞİ ARAÇLARI

Yöre halk sazları yönünden de çeşitlilik gösterir. Aşıklar genellikle meydan sazı (divan sazı) çalarlar. Bu sazlarda tel sayısı altı ile dokuz arasında değişir. Derleme gezilerinde başka yörede rastlanmayan tel dizimi saptanmıştır. Altta iki tel, ortada dört tel, üstte iki telden oluşan bu dizimin akordu da değişiktir. Birinci tel ‘la’, orta telin biri ‘la’, ikisi ‘re’, dördüncüsü ‘sol’, üst teli ‘sol’ sesi verecek şekilde düzenlenmiştir. Bağlama ailesinin tüm sazları tezeneli ve tezenesiz çalınır.

Tar, Azeri türkülerinde çalınır ve tel anlamındadır. İkili üç dizi telden oluşur. Teller, ‘la-mi-la’ ya da ‘do-sol-do’ aralıklarıyla düzenlenir. Turların kimilerinde bum teli ve uyum teli vardır. Bağa ve boynuzdan yapılan mızrapla çalınır. Üflemeli sazlardan zurna, dilli ve dilsiz kaval, zil zurna (cura zurna) denilen küçük boy zurnalar, mey ve balaban da yaygındır. Yaylı sazlardan Azeri kemane dört tellidir. Anadolu’nun öbür yörelerindeki kemanelerden çok büyüktür ve dizde çalınır. Vurmalı sazlardan davul, zilli salkıma, tef, koltuk, davul, kasnak içine küçük demir halkalar çakılmış değişik tefler, kaşık, zil, tongurdak başlıca sazlardır.

GELENEKSEL YEREL OYUNLAR

Kars, geleneksel oyunlar bakımından en zengin illerdendir. Bunun nedeni değişik kültür birikimi olan insan topluluklarının yöreye yerleşmesidir. Türkmen boyları, Azeriler ve Doğu. Anadolu yöresi insanlarının oyunları bir arada görülebilir.

HALK OYUNLARI

Kars, halk oyunları yönünden bar bölgesine girer. Halaylara ve semahlara da kimi ilçe ve köylerde rastlanır. Tek halkalı, çift halkalı oyunlar olduğu gibi karşılama biçiminde oynanan oyunlar da vardır. Kars halk oyunları çoğunlukla kaçma (kadın-erkek) oynanır. Kars’ın kimi ilçelerindeki oyunlarda nitelikli bir görünüm açısından Kafkas oyunlarıyla benzerlikler görülür. Orta oyunu özelliğinde konulu, Öykülü danslarla da günlük olaylar, savaşlar ve olağan üstü konular simgelenir. Nanay denilen çalgısız oyun havaları da yaygındır.

Bara Artvin ve Kars yörelerinde “yattı” denilmektedir. Toplu barlara genellikle küçük yörelerde rastlanmaktadır. Dağlık yörelerdeki barlar çoğunlukla beceri gerektiren hızlı oyunlardır. Açık havada davul zurna, kapalı yerlerde ney ve davul eşliğinde oynanır.

Kimileri öbür illerde de bir takım ayrılıklarla oynanan barlar şunlardır:

Düz Bar, Ağır Bar, Bar Sekmesi, Tütiye, Mahmudiye, Aşırma (Tek Ayak Bar ), Üç Ayak Bar, Çember Sıçratma (Tik Bar), Bekir-Bengi, Karapürçek, Ters Bar, Tek Tamzara, Çift Tamzara, Sarhoş Barı, Daldalar, Tavuk Barı, Ezingah Deresi, Kars’ın Önü, Durna Barı, Hoşbilezik (Altun Yüzük), Mustafa Barı, Kotan Barı, Can Maral (Göçergin Vurdum), Zencirli Köroğlu, Dur Yerinde (Şüregel Barı), Ardahan Barı, Yayla Barı, Köroğlu Barı, Koçarı Barı, Temur Ağa, Deliloy, Laçın Barı, Papuri (Pağpuru), Sallama, Gülüm Oğlan, Ay Işığı, Bir Gül Ektim, Diz Kırma, Kır-Al, Boyakçının Gelini, Hey-Narı, Kundurayı Mor Boyarlar, Şerbeti Kaldı Tasta, Bu Gelen Nahır mıdır, Sorul, Almalı Dağlar, Senalar, Bizim Bağda, İndim Derede Durdum, Dağdan Kestim Değnek;

Karapapak denilen Türkmenlerin oynadığı Terekeme, Ağır Terekeme, Tellice, Lezgi (Hangi), Koloş, Orta Çala, Süsen Sümbül, Kalender, Memmet Bağır, Almadere, Çil Horuz, Düz Yallı, Narı, Şanalım, Kesme;

Azerbaycan asıllı toplulukların oynadığı Edilceben Senem , Ceylani, Askerani (Gence), Mirzayi, Kaşengi, Lezgi, Beşacılar, Nez Beri (Naz Barı), Lale, Kuçeler (Köseler), Enzeli, Karabağ, Uzun Dere, Arzuman, Iğdır Yallısı, Sincani (Zengani), Gumurü Yallısı, Gulbi;

Doğu Anadolu’dan gelen toplulukların oynadığı Delilo, Koççeri, Göle’nin Düzü, Hay Molo, Nare, Lorke, Gaçke Barı, Kule, Hey Narı, Berzini, Çepik, Hekari gibi halk oyunları oynanmaktadır.

Bunların en bilinenleri şöyle oynanır.

LEZGİ

Azeri oyunlarındandır. Tek, ikili, alaca dizi (kadın-erkek), toplu karşılamaz gibi değişik adlar alır. Tek oynandığında “Lezinka” denir. Toplu oynanırsa, yöreye göre Lezgi, Lehuri adını alır. Oyunda erkek kartalı, kadınsa sülünü simgelemektedir. Oyuncular haliz oluşturur, dönerek oynarlar, arada bir durdurulur. Bu sırada oyunculardan biri, kimi kez alanın ortasına fırlayarak özel gösteri yapar. Tek kişilik gösteriler sırasında halkadakiler el çırpmakla yetinirler.

PAPPURİ

Yerli oyunlardandır. Oyun sallanmayla başlar, sert hareketlerle hızlanır. Ağırlaşarak ve hızlanarak süren oyunda birden durulur. Kızlar ortaya farlar, elele tutuşup bir kez döndükten sonra yerlerine geçer. Bu kez aynı hareketi erkekler yapar.

İlk figürlerdeki sağa sola sallanarak yürüme, küçük bebeklerin yürüyüşünü andırdığından, oyuna bebek anlamına gelen, “pappi”dcn türeyen Pappuri denildiği sanılmaktadır.

ÜÇ AYAK

Yerli barlardan Üç Ayak , hareketlilik ve çeviklik gerektiren bir oyundur. Oyun sırasında ayaklar üç kez yere vurulur. Üç kez de yerinde sayar. Adım da bu üçlü hareketlerden almıştır. Kızlı-erkekli oynanır.

TEREKEME

Adını Kars’la yerleşmiş bir Türk boyu olan Terekemelerden (Karapapak) almıştır. Terekeme erkeklerinin alınganlığını, yiğitliğini; kadınlarının ise ağır başlı, çekingen davranışlarını yansıtır. Oyun çok ağır bir havada, iki kız oyuncunun, seyircileri ellerindeki mendili başlarına ve göğüslerine götürüp selamlamalarıyla başlar.

DÖNE

Erkek ve kadın birlikte oynanan yerli oyunlardır. Genellikle üç kız, dört erkekle oynanır. Ağırdan başlar, gittikçe hızlanır. Oyuncular elele tutuşur, iki adım sağa sekilir, sonra üç adım sola yürünür. Tempo hızlandıkça yürüme ve sekmeler sıçramaya dönüşür. Çökmelere de yer verilerek oyun sürdürülür. Bu sırada türküsü yinelenir:

Yar döne, döne, döne N’oldu sevdiğim sene

LAÇIN-TERS LAÇIN BARI

Kızli-erkekli oynanır. Kağızman da oynanan biçimi şöyledir: Oyun sağ ayakta sallanmayla başlar. İki sağ, iki sol yerinde sallanarak yürünür. Ağırdan başlayan oyun git gide hızlanır. Sonra Ters Laçın oynanmaya başlanır. İki sağa yürünür, sallama yapılır. Üç sola çekilir. Yeniden sallama yapılır. Oyun böylece sürer, yalnız erkeklerle oynandığında çökmeler, atlamalar ve daha çevik ha¬reketler yapılır. Ters Laçında ters yönde ilerlendiği için, oyuna bu ad verilmiştir.

Türküsü şöyledir

Laçın bana laçın bana

Destele ver saçın bana

***

Ters Laçinde ise

Lohoy lohoy laçıno

Dönder gelsin laçıno

KISKANÇ

Bir erkek ve iki kız, tarafından oynanmaktadır. İlkin beraber ve hareketli bir müzikle oyun alanına çıkılır. Sonra kızların her biri bir köşeye ayrılır. Erkek çeşitli hareketlerle kızlara kur yapar ve kıskandırır. Oyunun sonunda kızların ikisiyle beraber erkek pisti terk eder.

KOÇARE

Koçare, erkeklerin oynadığı canlı oyunlardandır. Oyuncular kollarını birbirlerinin omuzlarına dolayıp, vücutlarını geriye atarak oynarlar. Koçare adı, göçmek anlamındadır. Koçarenin türküsü şöyledir:

Neymin naymın koçarı

Niye oldun koçeri

Köpekler seni dişler

Bekleme gel içeri

PAŞA GÖÇTÜ

Kars, Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra hareketli ve askeri bir merkez olmuş, halk ordu ile içiçe yaşamıştır. Paşa göçtü, ordunun harekete geçişi ve komutanların uğurlanmasında oynandığından, bu adla anılır. Kızlıerkekli gruplar elele tutuşarak oynarlar.

DÖNDÜRME

Bu oyuna kimi yörelerde döndürme, kimi yörelerde çöğütme denilmektedir. Kızlı-erkekli karşılama biçiminde oynanır. Kızlar ve erkekler iki dizi oluştururarak ve maniler söyleyerek oynarlar:

Kızlar

Çoban itin gudursun

Arkacında sır dursun

Eğer seni almazsam

Seni yıldırım vursun

Erkekler

Alma attım yiyesen

Şu sepetin göyersen

Eğer bana gelmezsen

Seni kızken ölesen

Kızlar

Oğlan bir kara hindi

Duvar dibine sindi

Toprak başına oğlan

Kızlar üstüne güldü

Kemal Paşa

Atatürk’ün 6 Ekim 1924’te Kars’a gelişinde ezgilenen türkü eşliğinde, kızlı erkekli oynanmaktadır. Türkü şöyledir:

Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa

Askerin, milletin, devletinle bin yaşa

Serfiraz ettin bu kademleri

***

Mes’ut eyledin KARS’ a gelmeyi

Hoş gelişlerin, bu görüşlerin

Tebrik eyleriz, tebrik eyleriz

***

Cephede mitralyöz ayna gibi parlıyor

Sarkistan Türkleri sancak elde bekliyor

Marş marş askere kurban

***

Marş ileri, dönmez geri Türk’ün askeri,

Türk’ün askeri Sağdan sola, soldan sağa

Al da bayrağı düşman üstüne

Gelenekselleşen bu oyun daha çok milli bayramlarda oynanmaktadır. Oyun sonunda oyunculardan biri gömleğinin içinden bir bayrak çıkararak ortaya fırlar ve oyun biter.

HALAY

Kimi yörelerde oynanan halay Ağrı, Bitlis ve Muş yöresindekilerle büyük benzerlik gösterir. Ağırlama bölümüyle başlayanların ikinci bölümüne hızlı anlamında “yelli” denir. Türkmenler halaylara özellikle barlara “yallı” derler. Bunlar daha çok nanaylarla, yani sözlü olarak oynanır. Üç Ayak, Sarı Seyran, Kürdün Kızı,

Şekeroğlan başlıcalarıdır.

Seyirlik Oyunlar

ORTA OYUNLARI

Kars, köy seyirlik oyunları ve ortaoyunları açısından da çok zengindir. Kına gecelerinde, düğünlerde oyuncular becerilerini sergileyerek seyircileri güldürürler. Tiyatronun temeli sayılan köy seyirlik oyunları, köylerde toplantıların, eğlencelerin en zevkli bölümleridir. Kervan Oyunu, Deve Oyunu, Köşe Oyunu, Yüzük Oyunu, Aşık Oyunu, Yaş Oyunu, Hortlak Bezeme, Harembaşı Oyunu, Yayık, Pişik bu oyunların başlıcalarıdır. Yörede, bir köyden öbür köye (oğlan evinden kız evine) gelin almaya giden oğlanın yakınlarına “atlı” denir. Bu oyunlarda da en güç roller atlılarındır.

KERVAN OYUNU

Seyircilerin çevirdiği alana önce, koyun postu giymiş, yüzünü isle karartmış, başına da papak (başlık) geçirmiş kervancı gelir. Yanında iki de adamı vardır. Tipiye yakalanmış ve köye sığınmıştır. Muhtarı sorar. Kız. tarafından biri ayağa kalkarak, muhtar olduğunu söyler. Kervancı atlılardan birini göstererek, “hele şu sandalyeyi ver de önce oturayım, uzak yerden geliyorum, çok yorgunum, sonra konuşalım” der. Gösterilen atlı sandalye olur. Kervancı üstüne oturur. Sonra “bu gece bizi köyünüzde konuk eder misiniz?” diye sorar. Muhtar öbürlerine danışarak kalabileceklerini söyler. Kervancı, önce hayvanların evlere dağıtılmasını ister. Aklına gelen hayvanları sayarken, muhtar demesin ki ortada hayvan varmış gibi “bir eşeğim var, bir katırım var, bir ayım var, itim var” diye atlılara dağıtır. Kervancıyı da kendi evine götürmek üzere yanma alır, alandan alır. Bir süre sonra ya da düğün birkaç gün sürdüğünde ertesi gece, kervancı alana girer, muhtara teşekkür eder. “Siz bize çok iyilik ettiniz, havalar düzeldi, yola koyulalım, hayvanlarımı toplamaya geldim. Hepsini seslerinden tanırım. Hele ararsın bakalım eşeğim. Bakayım horozum da bir karışıklık olmasın sonra” der. Atlılar hayvan sesi çıkarır. Kimi kez de “bu benim kendimin sesine hiç benzemiyor” diyerek atlıları güç durumda bırakır. Gülüşmelerle oyun sona erer. Aynı oyun yörede Köse Oyunu adıyla da bilinir.

KÖRÜYÜ GAPA (KÖRÜĞÜ KAPA)

Bu oyun da düğünlerde oynanır. Oyun bir kalaycı, iki de çırakla oynanır. Yüzleri kömürle karartılmıştır. Kalaycı, keçi kılından sakal takar, çırakların elinde birkaç bakır kap, bir buçuk metre uzunluğunda bir sopa ve bir kaç kalaycı aracı vardır. İzleyicilere kalaylanan kapları olup olmadığını sorarlar. Olumlu yanıt alınca usta çıraklara döner: “haydi oğullar getirin körüğü kuralım” der.

Atlılardan biri körük olur. Çıraklar onu apar topar getirip ortaya oturtur. Oyunlar gelinin onuruna yapıldığından eğlencelerde atlılar karşı çıkamazlar. Kalaycı çı¬rakların yardımıyla elindeki sopayı ortaya gelen atlının ceketinin sağ kolundan sokar, sol kolunda çıkarır. Çırağın biri adamın arkasına geçerek sopanın iki ucundan tutar, bir körükmüş gibi sağa sola sallamaya başlar. Ağzından da körük gibi ses çıkarır. Öbür çırak kapları siler, usta da kap kalaylıyormuş gibi yapar.

O sırada bir kişi hızla alana girer ve: “usta ne durursun, baban öldü, hadi gidelim” der. Usta aldırmaz: “adam sende boşver, zaten çok yaşlıydı, çok kötüydü” di¬yerek işi sürdürür. Aynı kişi az sonra koşarak yine gelir: “usta anan da öldü” der. Usta yine aldırmaz “aman sende galmağal (kalabalık) eyleme, o zaten karımla geçinemezdi, çek körüğü” diyerek aldırmaz. Haberci sonuncu gelişte karısının öldüğünü söyleyince usta dövünmeye başlar: “Hayvah hay” der, “şimdi evim yıkıldı”. Kendi saçıymış gibi körük olan atlının saçını yolar. Çıraklara “hele toplayın hacatı (araçları), kapayalım körüğü nefes almasın” deyip doğrulur. Körüğün ağzını kapatıyormuş gibi hazırlanarak ocak kurumunu adamın ağzına yüzüne sürer.

PİSİK

En yaygın oyunlardandır. Pisik, yerli ağzında kedi demektir. Erkeklerden bir gün önce eve getirdiği eti karamanın yediğini öğrenir. Karısı ise “Eti pisik yedi” der. Kadın kocasını görmüyorrnuş gibi yaparak pisik türküsünü söyler ve oynar:

Tandıra koydum bacayı

Üstüne Örttüm keçeyi

Tez getir yarın acayı

Han harabın kedisi

Ev harabın kedisi Kocası türküye katılır

Böyle yüzsüz olur mu ?

Pisik de hırsız olur mu?

Kedi de değil kendisi

Kadın duymamışcasına türküsünü sürdürür. Oyun bu şekilde karşılıklı türkülerle devam eder. kha

Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Kars Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0474 212 47 51 / 3 Hat 0545 325 81 44 / Reklam ve Haber İletişim [email protected] Faks : 04742124751