Üstünde iz kalacak kar yağmadı bu sene Kars’a..
Ama siz yinede takip edin beni!
Tozlu, çamurlu geçtiğim yollardan..
Sizi bir eve götüreceğim.
Siz..
Orada beni görmeyeceksiniz!
Beni unutup başka bir şeye bakacaksınız.
Ben Devlet Hastanesi(!) nin çok nefesli çok başlı, çok gözlü bir koridorunda gördüm onu..
Aslında o gördü beni..
Aksayarak yanaştı yanıma..
Gözlerinin çook derininden bir ışıkla baktı..
Elinde ona buna göstermekten yorulmuş sararmış doktor raporları vardı!
O- bu dediğim.. sen- ben değiliz..
Doktor, doktor dolaştırdığından yorulmuş raporlar!
“Kanserim!” dedi.
Gözlerinin içindeki ışığı da kaybettim..
Tutsam omzundan… ya da elinden..
Kaç insan kanser olduğunu bilmeden ölmüştür?!
Nasıl söylenir birinin göz bebeğinin içine bakarak?
Doktor’un adını kanser koyduğu söylenmiyor sahibine..
Başka bir ad bulunup avutuluyor!
Ama onun yüzüne söylenmiş bu!
İçine od- ateş düşmüş..
O …
Akciğerinin üstünü örtmüş..
Görmesin diye üç çocuğu..
Eşinden ayrılmış yıllar önce..
Belki de…
Eşi ondan ayrılmış
Dokuz, on üç ve on beş yaşında çocuklar
En küçüğü kız..
Yani dokuz yaşında olanı..
Onlar..
Üçü birden, üç kardeş…
Bir geceye, bir yıl sığsın istiyorlar
Şeker yemeden ,bisiklet binmeden yaşlanmak istiyorlar..
On gece de..
On yıl geçerse..
Okuyup analarını kurtaracaklarına inanıyorlar!
Ama onların bir geceleri bir yıla dönüyor!
Kız, direnmekten yorulmuş!
Ayakkabısı yok diye..
On gündür okula gitmiyor!
Analarının ağrısı azıcık dinse..
Televizyon seyretmeye komşuya gidiyorlarmış!
Hani...
Kabarır ya deniz..
Azcık diklenir dalgalar..
Durmak zordur tekneler, botlar, küçük kayıklar için..
Gücü olan kalır denizde..
Ana Zeynep..
Bir kayık gibi savrulmuş yaşadığı şehrin en kıyısına..
Kars’ın bittiği bir yere sığınmış!
Bir kayalığa bir koy’a sığınan kayık gibi!
“Ağbi” dedi..
“Çok köy dolaştın, çok kapıdan girdin içeri..
Yok mudur gittiğin köyde bir lokma ekmek, bir yudum süt.. ne bileyim.. bir tutam peynir?”
Boğazıma düğümlendi her şey..
Yediğim, yemediğim.. her şey..
Yutkunamadım!
Bedenini taşıyamayan ve topallayan ayaklarında top ayakkabısı, krampon vardı..
Bir bayan ve ayağında krampon!
Sorulur muydu?
Bulmuş bir yerden.. çorapla gezmektense..
Kap- kaçak.. eşya..
Topla bir çuvala ortadan bağla ağzını!..
Hepsi bu kadar..
Koca?
Yani eşi..
Sormadım
Soramadım!..
Dilimin üstüne bir tutkal geldi..
Yapıştı damağıma!..
Parmaklarım çalışırken ağır- aksak bunları yazdım size!..
Bunu yapabildim bir tek!
İz sürdünüz!
Geldiniz eve..
Şimdi siz oradasınız..
Ben göz yaşlarımı silerek çıkıyorum evden!
İzi kaybedenler için söylüyorum:
Kızılay Binası’nın tam karşısında..
Özkan Market’e sorarsanız..
Ya da ..
O sapağa.. yani Anı yolu, yani müze yolu hemen giriş..
“Zeynep’in evi..”
Herkes gösterecektir size!..
“Hüzünlenin” diye söylemiyorum..
Siz hiç kanserli akciğerini eline alıp dolaşan bir anne gördünüz mü?
Her kanserlinin bir sahibi var..
Onun yok!
O ciğerini çocukları için elinde dolaştırıyor!