Kars Komutanı eliyle Sayın İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanlığı / Ankara

Sayın Komutanım,

Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim:

Ben küçük bir darbe istiyorum.

Minnacık bir omuz darbesi hafif bir yan ve keskin bakış!..

Niye bunu istiyorum; arz edeyim efendim:

Size anımsatmak, haşa haddim değil, siz ki;

Dünyanın en büyük ordularından birinin başındasınız.

Ve yine siz, Cumhuriyet'imizin mimarı büyük devrimci ve mazlum milletin esin kaynağı olan Mustafa Kemal Atatürk'ün koltuğunda oturuyorsunuz.

Dünyaca kabul gören toplum bilimciler dünyadaki orduları üçe ayırırlar:

Bir: Bir milletin kendi halkından oluşan paralı askerler..

İki: başka milletlerden de kabul edilen ve kendi halkı ile harmanlanan paralı askerler

Üç: Bir milletin gönüllülük esasına dayanan ücretsiz ve gönüllü askerler..

Türkiye ilk iki askeri kullanmadı.

Bir dönem Alman paşalar orduda bulundu ama bu Osmanlının son dönemlerine denk geldi ve Cumhuriyet Ordularına da kısa sürede yansıdı.

Ama esas olarak Türk milleti ordusuna gönüllü yazıldı.

Bu konudaki kahramanlıkları, fedaileri, çocukları, tek tek anlatmak size saygısızlık olur!..

Seyit onbaşılar, Kara Fatmalar, Yahya Çavuşlar, Erkek Ayşeler bu milletin bağrından çıkardığı isimli kahramanlardır.

Örneğin Sarıkamış'taki doksan binin dokuzunu bilmez..

Dumlupınar'a, Kocatepe'ye, Çanakkale'ye, Sakarya'ya koşanları hep birlik biliriz!

Ayrıntı hiç yoktur!

Çünkü topu birden tek yürektir.

Sayın Komutanım;

Mesela sizin jandarmaya neden "Yumurtacı" derler?

Jandarma ordu ile halkın arasındaki köprüdür, bir buket çiçektir!

Jandarma köye gider, köylünün folluğundan yumurtayı kendisi çıkarır.

"Ana bunu bana pişir"der.

Köylü yanına ayranını da koyar, peynirini de.

Köylü o'nu kendi çocuğu bilir.

Depremde, sel de, afette, kazada hep halkın yanında topçudan , jetçiden, piyadeden önce jandarma var.

İşte bu yüzden jandarmayı lağvetmek istediler.

"Jandarma kalsın" dediler.

Olmadı.

Sonra ne yaptılar?

Nizamiyelerin kapısına sandalye koyup bekleştiler!

Emekli olanı elinde çantayla yakaladılar:

"Dur, sen çetesin"

"Dur, sen mafyasın"

"Dur, sen teröristsin"

Kışladan ses gelmedi.

Sonra nizamiyelerden içeri küçük adımlarla girdiler Teğmen, Üsteğmen, Astsubay ve askeri okullardan rütbesizleri aldılar.

Baktılar yine ses yok!

Sonrada rütbeler yükseldi.

Omuzları galaksi kadar yıldızlı komutanları aldılar.

Ergenekon Vadisine tıktılar.

Kimi merdivenden(!) düştü, kimi hastalandı.

Kara camlar ardından teröristler tanıklık etti!

Yeni şafak, zaman, CIA destekli taraf, Vakit Aksiyon gibi yayın organları işarte etti..

Başbakan'dan zırhlı savcılar yakaladı.

Peki neydi burada amaç?

Ordu'yu halkın gözünden düşürmek !

Daha düne kadar gazilerimizin onurla taşıdığı protez kollar, bacak yollara savruldu.

Madalyalar yerlerde dangırdadı!

İstedikleri bu değimliydi?

Oldu.

Böyle giderse:

-          Artık kışla kapısında eli kınalı asker bulmak zor olacak.

-          Davul- zurnalı uğurlamalar olmayacak

-          Yemin törenlerini sadece asker- askere yapacaksınız.

-          Farkında mısınız çember daralıyor ve sıra size geliyor!

-          "Görevden alın" sesleri yükseliyor sizin için!

Onlarda biliyor ki:

Sabancı, Koç, Uzan, Toprak, Doğan, Çağlar, Albayrak ailelerden ordu da üst düzey komutan yoktur.

Konyalıdır, Kayserilidir, Anteplidir, Karslıdır.

Velhasıl ordu Anadolu, Anadolu çocuğudur!

Ben anlamıyorum..

Sizin savcılıklarınızda onlardan biri neden yargılanmıyor da sizler onların mahkemelerinde can verirsiniz?

Islak imza, kuru imza, nemli imzaları da gördük!

Mesela Amerika'ya, Fetullah'a taraf olan Taraf gazetesine neden tek dava açmıyorsunuz?

Anıtkabir'de , 10 Kasım'da yakanıza yapışacak kadar yakın duran ve çığlık atan o kadını siz on milyon olarak görmelisiniz.

Komutanları, aydınları, profesörleri, gazetecileri, yurtseverleri, fedaileri, bu ülkeye canını verecekleri hapiste olan ve işin başında oturup, geceleri rahat uyuyan, rahat yürüyen hangi ülkede kim var acaba?

Atatürk'ün onbaşısını kuşadası'nda İngiliz kayığına kaçıran İngilizleri göstererek Atatürk:

"Gidin hepsini getirin" demişti.

Bu savaş nedeniydi ve Atatürk bunu biliyordu.

Bizim başımızda Çuval Komutanım!..

Yazar: Muharrem YERLİ
sitesinden 09.02.2012 tarihinde yazdırılmıştır.