Öte taraftan geliyorum!..

Öte yandan havadis bekleyenlere sonunda söyleyeceğim.

Kalbim durmuş defalarca..

Hastanenin elektrik faturası bu ay iki kat gelebilir!

Kalbim durdukça elektroşok vermişler.

Yani bir gün akşama kadar elektrikle çalışmışım ben!

O sabah..

Televizyon'un usta Kameramanı Bülent'le randevumuz gereği gazete de buluşup köy çekimlerine gidecektik..

Ben gazeteye gelmişim, ama Bülent yok..

Aramış Bülent'i; "Bırak Kamerayı gel beni kurtar" demişim.

Demişim çünkü..

O gün ve sonrasını hatırlamıyorum.

Bülent gazeteye geldiğinde beni kömür renginde koltuğa yığılı bulmuş.

Şehir içinde yüzü aşarak hastaneye ulaştırmış.

Acil serviste Dr. Tayfun Turan ak gömlekli pir olarak gözükmüş kalbime!

Bir soluk almış kalbim ama..

Gözüm hala toprakta…

Tam o sırada..

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Tuncay Kırış kanatsız geçmekte oradan..

Sedye de kömür yüzümden bile tanımış beni.

Süzülmüş yanıma ve..

"Bu adam yaşayacak" demiş tüm ekiptekilere!..

Daha dün aldığım, hem de severek aldığım pantolonum dahil her bir şeyi kesip çıkarmışlar üzerimden.

Anlayacağınız;

Her iki tarafa hazır bir adamım artık.

Morg'a da gönderseler gideceğim, üstüme bir şeyler giydirseler de giyineceğim ama..

Pozisyon olarak kefenlenmeye daha müsait duruyorum.

Kalp bu arada gidip gidip gelmede

Üç öteki yanda ise bir bu yanda!.

Bir ara ekipten biri:

"Hastayı kaybettik" diyor!

Dr. Tuncay Kırış kızıyor:

"Yaşatacağız, devam!" diyor.

Elektroşokların şiddeti ve sayısı artıyor!

O sırada parçalanmış elbiselerim dışarıda bekleyenlere teslim edili -yor..

Tam bir şok'ta dışarıda yaşanıyor!

"Ceset ne zaman çıkacak?" diye fenalaşanlar oluyor.

İçerideki ekipten karamsar olanlara..

Dr. Kırış moral depoluyor:

"Dönecek, gayret edin, devam edin" diyor.

"Tam gitti" derken

Ben geliyorum!

Gece yarısına kadar insanüstü gayretler, akıtılan terler, yorgunluklar, stresler devam ediyor.

Gece yarısı kısmen düzeliyorum.

Ama yol hala belirsiz.

Dr. Kırış nefesimin Erzurum'a yetecek kadar olduğuna kanaat getirip, koyuyor ambulansa..

Her Karslı kul gibi bende kaderimi yaşıyorum:

Alınyazım " Erzurum'a ambulansla gidecek" yazısı gerçekleşiyor saat onbir otuz'da..

Ambulans karanlıkları delen sireni ile Hastane'den ayrılırken..

Dualar ediliyor arkadan..

Millet öylesine kaptırmış ki kendini..

Su dökmeyi kimse akıl edememiş!

Biri de çıkıp da dememiş ki:

"Bir Anjiyografi olsaydı gitmeyecekti!"

Oysa burada..

Değil anjiyografiyi damarın içinde dans edecek Dr. Tuncay Kırış, Dr. Mustafa Kuzeytemiz gibi Kardiyologlarımız var!

Ama onlara bir oyuncak getirecek adamımız yok!

Aslında iyi mi ettim bilmiyorum..

Bakarsınız bu söylediklerimden sonra, Kardiyologlarımızı da elimizden alırlar!

Öte tarafta ne gördüğümü merakla bekleyenlere:

Bir gün..

Bir cenaze alayı geçiyormuş mahalleden..

Kadın tabuttaki kocasına ağlıyor:

"Seni nereye götürüyorlar, senin gittiğin yerde od yok, ateş yok, ışık yok, yemek yok, ekmek, su, yatak, yorgan yok, gittiğin yer karanlık, soğuk, ıssız kimse yok…"

Kadın böyle dövünüp ağlarken..

Hoca Nasreddin tutmuş karısının kolundan:

"Hanım çabuk uzaklaşalım buradan.. Anlaşılan adamı bizim eve getirecekler!"

Yazar: Muharrem YERLİ
sitesinden 24.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.