• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kars 19 °C
  • Ardahan 17 °C
  • Iğdır 29 °C

CENNETE KİMLER GİRER?

Doğan KUŞMAN

Kars Manşet Yazarı Dr. Doğan Kuşman'ın "CENNETE KİMLER GİRER?" başlıklı köşe yazısı:

Çevrenizdekilerden bir sürü söz duymuşsunuzdur, ama genel olarak İslâm’ın beş şartını yerine getirenler, günahları kadar yanar sonra birkaç işlemden sonra cennete alınır.
Hiç sordunuz mu? Böyle iddiaların sahiplerine, sizlere ayetlerle bu iddialarının doğru olduğunu ispatlaya bilirler mi? İspat edemezler çünkü Kur-an-ı Kerimde böyle bir ayet yok.
Cennete girebilmek için ne gerektiğini Rabbimiz ayetlerinde belirtmiş.
MERYEM - 71:Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen).
Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.
MERYEM - 72:Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen). Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.
Bütün mesele takva sahibi olmak;
Din öğretmek ile görevli kişiler bir insan nasıl takva sahibi olunur bilemezler.  Bilemedikleri için de takva sahipleri için “Allah’tan korkanlar takva sahibidir” derler. Allah’tan korkmayan var mıdır? Korkmak takva sahibi kılsaydı ibliste takva sahibi olurdu.
HAŞR - 16:Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
(Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.” dedi.
O zaman Allah’tan korkmak takva sahibi yapmıyor. Dini bilmek ve yaşamak öyle Kur-an-ı Kerim dışında iddialar ile olmaz.
Din Allah’ın şeriatını yani indirdiği kitabı yaşamakla olur.
MAİDE - 68:Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le yezîdenne kesîren minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufr(kufren), fe lâ te’se alâl kavmil kâfirîn(kâfirîne).De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabb'iniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb'in den indirilen, mutlaka onların birçoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme. Ayetlerin bir kısmında yazan İslâm’ın beş şartı yaşanırsa o zaman nefsimizin ıslahı mümkün değildir ve azabı da, gerçekleri de gittiğimiz yerde ateşte görürüz.
MU'MİNUN - 99:Hattâ izâ câe ehadehumul mevtu kâle rabbirciûn(rabbirciûni).Onların birine ölüm geldiği zaman: “Rabbim, beni geri döndür.” dedi.
MU'MİNUN - 100:Leallî a’melu sâlihan fîmâ terektu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne). “Böylece (geri gönderdiğin taktirde) terkettiğim salih amelleri (nefsi tezkiye edici ameli) işlerim.” Hayır, muhakkak ki onun söylediği söz, sadece (boş) bir kelimedir. Ve beas edilecekleri güne kadar onların arkasında berzah (engel) vardır.
Nefsin ıslahı veya tezkiyesi; Nefsin yaratılışında kurtuluş için gerekli olduğu verilmiş.
ŞEMS - 7:Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
ŞEMS - 8:Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
ŞEMS - 9:Kad efleha men zekkâhâ.Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.
Nefs ıslahının da Allah’a mülâkî olmak isteyenlerin yapacağı belirtilmiştir,
KEHF - 110:Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”
İşte takva da bu neden ile Allah’a mülâkî olmayı isteyen için geçerlidir, çünkü onlar davete icabet etmişlerdir.
Sakın nefsinizi kendinizin ıslâh edebileceğinizi düşünmeyin.
NİSA - 49:E lem tere ilellezîne yuzekkûne enfusehum belillâhu yuzekkî men yeşâu ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen). (Habibim), nefslerini tezkiye ettiklerini söyleyenleri görmedin mi? Hayır, öyle değil (nefsini tezkiye ettiğini söyledi diye kimsenin nefsi tezkiye olmaz). Ancak Allah, dilediği kişinin nefsini tezkiye eder. Ve onlar, hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar bile zulüm olunmazlar.
Takva sahibi olabilmek için Allah’ın davetine icabet etmek,

RAD - 14:Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).:Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.
Peygamberimizin Rabbimize davetine icabet etmek ile mümkündür.
KASAS - 87:Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
Ve Sana indirildikten sonra, Allah'ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasınlar. Ve Rabbine davet et (Allah'a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!
Davete icabet etmeyen müşriklerden oluyor. Davete icabet eden kişi tevekkül ile Allah’a yöneleceği için takva sahibi olur.
RUM - 31:Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Davete icabet etmiyorsa takva sahibi olamıyor ve müşriklerden oluyor.
Her zaman insanları Allah’a davet eden insanlar vardır, bunlar daha önce Allah’a teslim olmuşlar ve bu neden ile insanları Allah’ın davetine icabet etmelerini isterler.
FUSSİLET - 33:Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne). Allah'a davet eden ve salih amel (nefs tasviyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
Aslında Allah’a davet edenin davetine icabet etmek farz bu icabet etmeyenlerin müşrik olmasına neden oluyor ve dalâlet hak oluyor.
AHKÂF - 31:Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihî yagfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm(elîmin).Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine icabet edin. Ve O'na îmân edin ki, sizin günahlarınızı bağışlasın ve mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun.
Burada iman etmeleri imanlrı nedeni ile hidayete ermelerine neden olur.
AHKÂF - 32:Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin). Ve Allah'ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.
Allah’a ulaşmayı ve ona mülâkî olmayı dileyen kişi AMNUDUR.
AMENU olan kişi mutlaka Allah’a mülâkî olacaktır.
HUD - 29:Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları ((Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.
Eğer kişi amenu ise mutlaka takva sahibi de olacaktır.
ENFAL - 29:Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Davete icabet etmeyen bir kişi dalalettedir. Allah’ın veli kullarından olamaz ve dünya ve ahiret müjdesi de olmaz.
YUNUS - 62:E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, öyle değil mi?
YUNUS - 63:Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne). Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.
YUNUS - 64:Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhıreh(âhıreti), lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm (azîmu).Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah'ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.
İnsanlar ya dalâlettedir veya hidayettedir; o zaman davete icabet etmeyen dalalette ise, davete icabet eden kişi hidayettedir diyebilir miyiz?
RAD - 27:Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'NA YÖNELEN KİMSEYİ KENDİNE ULAŞTIRIR (hidayete erdirir).”
İslâm’ın beş şartını biliyoruz da Allah’ın kendisine davetine icabet etmiyoruz. Bu insanlar için dalâlette kalma olmuyor mu? O zaman nasıl hidayete ereceğiz ki? Nasıl Allah’ın zatına ulaşacağız ki?
Bakın Allah’a iman etmek onun emirlerine uymaktır, çünkü emrine uyuyorsanız bu Allah’a iman etmektir. Dilediğinizi yapar dilediğinizi yapmazsanız bu yapmadığınız zaman nefsinize (hevanıza) uyarsınız bu da sizi imandan uzaklaştırır. Hâlbuki  imanın şüphe ve terettüdden uzak olması lazım, şüphe duymadan iman edenler SADIKLAR dır.
HUCURAT - 15:İnnemel mû’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâh(sebîlillâhi), ulâike humus sâdikûn(sâdikûne).Mü'minler ancak onlardır ki, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne îmân ettiler. Sonra da şüpheye düşmediler. Ve malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, onlar sadıklardır.
Şüphe ile iman beraber yürümez; çünkü iblis şüphe eden kişilere etki ederek onları Allah’tan uzaklaştırır.
SEBE - 21:Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah'a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah'a ulaşmaktan) ŞÜPHE İÇİNDE OLANLARI BİLMEMİZ İÇİN (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin her şeyi hıfzedendir.
Her zaman insanları Allah’a davet eden kişiler vardı. Bu kişiler insanları bu dünyada Allah’ın davetine icabet edin, ölmeden Allah’a ait ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin diye uyaran insanlar vardır.
AL-İ İMRAN - 193:Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri). Ey Rabbimiz! Hiç şüphesiz biz: “Rabbinize îmân edin.” diye îmâna davet eden bir davetçi işittik ve hemen îmân ettik (davetçiye tâbî olarak mü'min olduk). Ey Rabbimiz! Artık bizim günahlarımıza mağfiret eyle, kötülüklerimizi de ört ve bizi EBRAR (Allah'a ulaşan ve velî olan cennetlik)larla birlikte öldür.  
Davete icabet etmek aynı zaman da Allah’a iman etmek anlamına da geliyor.
İşte bu iman insanların imanlarından ötürü hidayete ermesini sağlıyor.
YUNUS - 9:İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti yehdîhim rabbuhum bi îmânihim, tecrî min tahtihimul enhâru fî cennâtin naîm(naîmi).Muhakkak ki âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar, îmânlarından dolayı Rab'leri, onları hidayete erdirir. Onlar, altlarından ırmaklar akan naîm cennetlerindedirler.
İşte sahabe ile iman farkımız bu. Çünkü şu an farz olan İslâm’ın beş şartı bizim sahabe gibi olmamıza neden olmuyor. Allah sahabe gibi Allah’a iman etmiş olsaydık mutlaka Allah bu insanları hidayete erdirirdi.
BAKARA - 137:Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî şikâk(şikâkın) fe se yekfîke humullâh(humullâhu), ve huves semîul alîm(alîmu).Eğer onlar da sizin O'na (Allah'a) îmân ettiğiniz gibi îmân etselerdi, muhakkak ki hidayete ererlerdi. Ve eğer (yüz çevirirlerse) dönerlerse, mutlaka bir ayrılık içindedirler (Allah'ın yolundan ayrılmışlardır). Allah, (onlara karşı) sana kâfi (yeterli)dir. O, (herşeyi işiten ve bilen) Semîul Alîm'dir.
İnsanlardan birçoğu bu davete icabet etmezler ve Allah’a mülâkî olmak istemezler. İşte bunlar Allah’a hidayete eremezler.
YUNUS - 45:Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimse(ler) olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).
Bu anlatımdan sonra “EE BİZ İSLÂM’IN BEŞ ŞARTINI YERİNE GETİRMEYECEK MİYİZ?” diyecekler.
Tabi ki İslâm’ın beş şartı farzdır. Ama bunun dışındaki farzları yapmaya gerek yok mu? Sadece davete icabet etmediniz diye neler kaybettiğinizi biliyor musunuz?
Hâlbuki ki bu amelleriniz ile övünenleri çok görürüz de davete icabet etmeye (Allah’a mülâkî olmaya) gerek duymazlar.
KEHF - 103:Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”
KEHF - 104:Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an). Onlar, dünya  hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
KEHF - 105:Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
Bu kişilerin inkâr ettikleri ayetler hidayete ve takva ya vesile olacak olan Allah’a teslim ayetlerdir. Çünkü bu kişiler kitabı yani Kur-an-ı Kerim’i inkâr etmiyorlar.
Bu dünyada mutlu ve ahir yaşantınızda mutlu olmanız, cehenneme hiç girmemek varken neden Allah’ın davetine icabet etmiyorsunuz ki? Eğer davete icabet ederseniz ve tevekkül ediyorsanız ki mutlaka rabbimiz bizi kendisine ulaştırıp teslimlerimizi sağlar ve nefsimizi de ıslah eder. Bunu kabul etmiyorsanız ayetleri inkâr ediyorsunuzdur, Allah sizin için yapacağı bir şey yoktur.
Ve ölümünüzde bile mutlu bir ölüm veya azaplı bir ölümü kendiniz seçersiniz.
Mutlu bir ölüm için takva şarttır.
NAHL - 31:Cennâtu adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtihel enhâru lehum fîhâ mâ yeşâûn(yeşâûne), kezâlike yeczîllâhul muttekîn (muttekîne). Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte Allah, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiplerini) böyle mükâfatlandırır.
NAHL - 32:Ellezîne teteveffâhumul melâiketu tayyibîne yekûlûne selâmun aleykumudhulûl cennete bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne). Melekler, onları tayyib (en güzel, en iyi) bir şekilde vefat ettirirler. Onlara: “Selâm üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz (güzel, hayırlı) ameller sebebiyle cennete girin.” derler.  
Takva için hidayet şarttır.
MUHAMMED - 17:Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.Ve onlar ki hidayete ermişlerdir, (Allah) onların hidayetini artırdı ve onlara takvalarını verdi
Azap içinde ölüm de vardır. Azabı ölüm melekleri verir.
ENFAL - 50:Ve lev terâ iz yeteveffellezîne keferûl melâiketu yadrıbûne vucûhehum ve edbârehum, ve zûkû azâbel harîk(harîkı).Ve kâfir olanları, vefat ettirilirken melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vururken ve “Yakıcı azabı tadın!” (derken) görseydin.
İşte azap çekenlerin kâfir olduğunu söylüyor. Tabi kimse kâfirliği kimse kabul etmez, ama kâfirlik;
AL-İ İMRAN - 32:Kul etîûllâhe ver resûl(resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn(kâfirîne). De ki: “Allah'a ve Resûl'e itaat edin.” Eğer dönerlerse (o taktirde bilsinler ki), hiç şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez.
Allah da Resulü de Allah’a davet ederken davette icabet etmeyenlerin durumu böyle olmuyor mu?
İnkâr eden desek bile bu yoktur hükmünde değildir.
TEVBE - 54:Ve mâ meneahum en tukbele minhum nefekâtuhum illâ ennehum keferû billâhi ve bi resûlihî ve lâ ye’tûnes salâte illâ ve humkusâlâ ve lâ yunfikûne illâ ve hum kârihûn(kârihûne).Ve onların infâklerinin, onlardan kabul edilmesine mani olan şey, ancak Allah'ı ve O'nun resûllerini inkâr etmeleri ve namaza üşenerek gelmeleri ve onların ancak kerih görerek infâk etmeleridir;
Allah'ı ve O'nun Resûllerini inkâr etmeleri ve namaza üşenerek gelmeleri biraz tuhaf dimi inkâr eden kişi yoktur değil Allah’ın ve resulünün davetlerine icabet etmemek ve İslâm’ın beş şartını yerine getirmek bu kişileri tatmin ediyor demek ki.
İşte bu kişilerin ölüm anında sıkıntı ve azap çekecekleri ayet ile uyarılmış.
Ölüm azabının onlara geleceği gün ile uyar diyor. Artık bu noktadan sonra dönüş yoktur.
İBRÂHÎM - 44:Ve enzirin nâse yevme ye’tîhimul azâbu fe yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhırnâ ilâ ecelin karîbin nucib da’veteke ve nettebiır rusul(rusule), e ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl(zevâlin).Azabın onlara geleceği gün ile insanları uyar. O zaman zalimler şöyle diyecek: “Rabbimiz, bizi yakın bir süreye kadar tehir et (bize zaman ver). SENİN DAVETİNE İCABET EDELİM VE RESÛLLERE TÂBÎ OLALIM.” Daha önce “sizin için bir zeval olmadığına” yemin eden siz değil misiniz?
Allah; daha önce sizin için zeval olmadığına yemin eden siz değil misiniz demesi İslâm’ın beş şartı yeter biz kurtuluruz diyenlere sesleniyor.
Bakın kardeşlerim her şey bir tarafa Allah’ın dedikleri bir tarafa;
Allah Cennet’e takva sahipleri girecek, bunlarda Allah ve Resulünün, Allah’a davetine icabet ederek Allah’a ölmeden ruhlarını Allah’a ulaştırmayı dileyen ve bu neden ile kesin Allah’a mülâkî olacaklarına iman etmiş olmaları, bu imanları bunları hidayete erdireceği, hidayetin de takva sahibi kılacağı, bu neden ile dünya ve ahiret müjdesi aldıklarını anlattık.
Sizlere cehennemde günahları kadar yanıp çıkacağız diyenlere Allah’ın böyle demediğini söyleyin de insanları sonsuz azaba göndermesinler.
BAKARA - 80:Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “ATEŞ BİZE ANCAK SAYILI BİRKAÇ GÜN DOKUNACAK (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” DEDİLER. DE Kİ: “ALLAH KATINDAN BİR AHD Mİ EDİNDİNİZ?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah'ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?
ahd : Fizik vücudumuzun ‘e lestu birabbikum’ (kalû belâ) günü verdigi yemin
BAKARA - 81:Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).HAYIR, (sandığınız gibi değil) KİM GÜNAH KAZANMIŞ DA HATALARI KENDİSİNİ KUŞATMIŞSA; İŞTE ONLAR, ATEŞ HALKIDIR VE İÇİNDE DE DEVAMLI KALACAKLARDIR.
Hemen arkasındaki ayette de cennete kimlerin gireceği verilmekte.
BAKARA - 82:Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).Ve âmenû olup (Allah'a ulaşmayı dileyip), ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amel işleyenler, işte onlar, cennet halkıdır ve içinde (cennette) devamlı kalacaklardır.
Yukarıda bahsedilen İbrahim 44. Ayette “SENİN DAVETİNE İCABET EDELİM VE RESÛLLERE TÂBÎ OLALIM.” Derken bu ayet bizim dönemimizde nasıl olacak diye düşünmeyin Peygamberimiz son nebidir şeriat da onunla beraber bitmiş yeni bir nebi be şeriat kitabı gelmeyecektir. Resullük; Risaletin tebliği ile görevli olanlar kıyamete kadar sürecek. Nebi resul değil bunlar veli resuldür.
Onun için Rabbimiz son doğacak çocuğa adem oğlu olarak sesleniyor ve her dönem Allah’ın ayetlerini okuyan içlerinden resul göndereceğini söylüyor.
A'RAF - 35:Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmazlar.
Demek ki bizlerin kurtuluşu için Allah bizleri başıboş bırakmamış. Her zaman içimizde veli resul var ama özelliği ayetler ile Allah’ın istediği gibi nasıl yaşayacağımızı anlatan resul.
NEDEN HACET NAMAZI İLE ALLAH’A SORMUYORSUNUZ?
Allah kendisine ulaştıracak yolları kendisi tayin ettiğine göre ona sormak lazım değil mi?
NAHL - 9:Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne). Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
Allah’ın yolundan sapmamak ve yanlış bir kapıya kapılanmamak için neden Allah’a sormuyorsunuz?
ALLAH’A GÜVENMİYOR MUSUNUZ? ONA OLAN DAVETE İCABET EDİN. ALLAH SİZİ KENDİNE RAHMETİ VE FAZLININ İÇİNE KOYORAK ULAŞTIRACAKTIR.
NİSA - 175:Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen). Allah'a âmenû olanları ve O'na sarılanları (sarılmayı dileyenleri), Allah kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, KENDİSİNE ULAŞTIRAN SIRATI MUSTAKÎM'E (ALLAH'A ULAŞTIRAN YOLA) HİDAYET EDECEKTİR, ULAŞTIRACAKTIR.
ALLAH’I SEVİYORSANIZ BU KOLAYDIR, ÇÜNKÜ SEVEN SEVDİĞİNE KOŞAR.
Hacet namazını perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asildir. Ama bütün gecelerde kılınabilir. Önce boy abdesti alınır. Sonra hacet namazına niyet edilir.
Namazda aşağıdaki âyetler okunur:
1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî
2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
2. Rekâtın sonunda : Ettehiyyâtü
3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
Namaz tamamlandıktan sonra Allah’tan hacet neyse o istenir. Allah’tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürsid istenir.
Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü yatılır, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah’tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmaksa (zahirî veya Batıni bir hedef olabilir) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar. Yanüstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Bas biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacağı pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında “Allah, Allah” diyerek kişi Allah’ı zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.
Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir.
Allah’a emanet olun.

Bu yazı toplam 585 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Kars Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0474 212 47 51 / 3 Hat 0545 325 81 44 / Reklam ve Haber İletişim harmankayagrup@gmail.com Faks : 04742124751