• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • Kars 0 °C
  • Ardahan 0 °C
  • Iğdır 6 °C

Çocukluğumuzun Sokağı‏

Serdar Ekmekçi

Daracık kıvrımlı upuzun sokaklar küp şeklindeki kara taşlarla döşenmişti. Ermeni ustaların  dirayetli işçiliğinin sembolü olan nahit taşlı  köşk biçimindeki çok odalı, ortada kocaman dut ağaçları olan evler bitişikti. Sokaktan avlunun  görülmemesi için; adımın rahatlıkla  atılmasına olanak sağlayan, kapı içerisinde kapı olan  eniklerden baş eğilerek içeri girilirdi. Bazı evlerin önünde su  içilmesi için  yapılmış taş oluklar hayvanlara verilen değerin belirtisiydi. Özellikle kedilerin tedirginleşmeden su içmeleri sokağın sessizliğini hala koruduğunun  göstergesiydi  . Sabahın erken saatlerinde yüzü peçeli geniş kalçalı kadınların sokaktaki taşların aralarını temizlemesindeki süpürge sallayışları ise yarışmaya katılmış  sporcular gibi heyecan vericiydi. Gelen geçenlerden,özellikle  telaşlı yürüyenlerin adımlarının yerinden oynayan taşlara takılması  moral bozucuydu.

Küçük Suat oyun oynamak için her sabah donsuz dışarı fırlar, annesinin şirretlediği Munise  kadın köşkten bağırarak “iğne geliyor ha!” deyişiyle hemen içeri kaçardı. Bazen de sokaktan geçen kalabalık adamların omzunda taşınan tabuta rastlayarak kimdi bu diye mırıldanıp iç çekilirdi  

Sokakta kimler yoktu ki;  basur olan Tenekeci Hacı’nın  etrafın sessizliğini yoklayarak  elini iki de bir kıçına koyup kaşıması, Bunak Halil’in kimsesiz olan hanımına biriket arasından  Asuu! Asuu!  diye bağırışı, Usta Yane’nin dam üstündeki köpeğinin   havlayışı,Zeynep Hoca’nın şakirtlerinin ayyuka çıkan ritimli elifba sesleri;Terzi Zelo’nun makinesinin tıngırtısı, Rahime Kirvenin elinde süpürgesiyle komşu kadınlara caka satar gibi bakışı, dükkanını açmak için giden esnafların hızlı ve telaşlı yürüyüşü, siyah önlüklü kız çocuklarının saçlarının taranmasından doğan ağlayışı,çöpçülerin kapı önünden alıp boşalttıkları teneke sesleri,eli şerbetlenmiş  tatlıcı çocukların “daaat - liii” diye bağırışı ,ruh hastası  Fizikçi Abidin’nin belindeki torbada müziksel üç dille satışını yaptığı“may-da-nos-çu gel-di” nakaratı sokağın ahenginin alegorik belirtisiydi.

Sokağa bazen küçe de denirdi.Anneler küçeye giden çocuklarını avludan  veya kapı eniğinden  çağırırdı.Çocukların çeplerinde uçları düzleştirilmiş gazoz kapaklarının  kabarık durması  daha çok oyuna işaretti. Sokakta oynamak başlı başına bir uğraş ve başrol oyuncusu gibi önemli olmasıyla beraber mahalle maçları yapıldığında akşam yemeği bile unutulurdu.Maç sonrası yorgun argın eve gelirken  özellikle akşamüzerleri fırından çıkan güveç ve tavalar  eve götürüldüğünde kokusu etrafa yayılarak ağzı sulandırırdı . Şut çekilen topun kapıya çarpması  yüksek sesli bedduaların ağır yenilgisi altında çocuksu duyguların yok olmasıyla beraber  komşu kadınların kavgaya tutuşmaları çekilmez bir hal alırdı.

Havanın kararmaya başlamasıyla işten dönen esnafların kucağında kesekağıdı ve karpuzla  sokakta  arada bir durarak o günün tahlilini yapışları, kravatlı  memurların burnu havada yürüyüşleri, sütçüye giden çocukların ellerindeki bakraç kulplarını  ikide bir sallayışları, akşam ezanını uzatmadan yarım yamalak okuyan hocanın hırlak sesi, iğne vurmaya giden pijamalı hastanın sekmesi gün bitiminin  habercisiydi. Gece sokakta sadece ajans sesi duyulurdu.Misafirliğe giden yöresel mavi çarşaflı kadınların  dedikoduları ve çılgın kedi dövüşleri sokağın hala yalnızlaşmadığının belirtisiydi.

Hep sokakta çocuk  kalmak ne güzeldi….

Bu yazı toplam 2939 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2005 Kars Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0474 212 47 51 / 3 Hat 0545 325 81 44 / Reklam ve Haber İletişim harmankayagrup@gmail.com Faks : 04742124751