Geçen gün bir haber kanalında izledim..
Sanıyorum Hindistan'dı ..
Bir ırmak kenarından insanlar piknik yapıyor..
Çok az akan su aniden coşuyor.
Yukarılardan gelen selden kaçıyor insanlar.
Suyun tam ortasında beş kişilik bir aile kalıyor.
Aslında onlarda kaçabilirdi.
Ancak işi hafifden alıyor ve alaysıyorlar..
Su iyice kabarınca, bir kayanın etrafında birbirlerine kenetleniyorlar.
Su göbeklerini aşınca hafif dengeleri sarsılıyor..
Ve birbirlerini omuzlarından kavrıyorlar.
Bir an birinin ayağı kayıyor..
Ve o halka birbirinden kopuyor..
Elleri birbirine ulaşmıyor,yetmiyor..
Alt yanı uçurum, teker teker aşağı yuvarlanıyorlar.
Üçünün cesedi bulunuyor..
İkisi o günlerde hala kayıptı!
…/
Tekrar tekrar seyrettim.Birinin ayağının kayması hepsini götürdü.
Ayağının altındaki dengesiz yada kaygan taşa basan , düşünce hepsini götürdü!
Emperyalizm Kürdümüzün ayağının altına sabundan yol yaptı!
Kürdümüz düşdümü…
Hepimiz düşeceğiz!
O halka kopacak ,bozulacak.
Ve sellere sulara garg olacağız!
Amerika'sı ,Avrupası gelip cesetleri dahi toplamaz…
Gelip o suyun başına oturur!
Bugün kürdümüze küvalımıza birbirimize soracağımız soru şudur:
"Birbirinden ayrılan hangi halkın başı göğe erdi?"
Yüzyıllar ,binyıllar koyun koyuna yaşayan halklar ayrılınca ne oldu?
Yugoslavya bölündü..
Hangi halk mutlu oldu?
Bulgarisatan,Arnavutluk,Romanya,Rusya,Irak,Afganistan..
Açın dünya haritasını önünüze..
Nerede bir olay varsa ,bilin ki Amerika oradadır!
Hedefdeki ülke içinden bir adam bulunur…
O'nun etrafı sözde muhaliflerle doldurulur..
İktidara saldırılır..
İşte Suriye
İşte İran
İşte Libya
Yani hırsız evin içinden hazırlanıyor.
Hal böyle olunca evin öküzü bacadan çıkıyor!
Başlığa dönecek olursak..
Ardahan'dan Edirne'ye, Sinop'dan Kıbrıs'a tutunmak zorundayız.
Bu hükümet bizim değil.
Gayrimeşrudur ve Amerika'nın tayin ettiği bir Hükümettir!
Tıpkı, Beşar Esad'a alternatif gösterilen kukla gibi..
Tıpkı, İran'da oluşturulan muhalefet gibi..
Tıpkı, Barzani- Talabani gibi..
Tıpkı, Yugoslavya'nın başına tayin edilenler gibi..
Tıpkı, Rusya'yı dağıtıp Amerika'ya kaçan Gorbaçov gibi!
Hatırlayın;
Tüm bunların hepsi o ülkelerin kendi medyalarında, kendi gazete ve televizyonlarında..
O halklara kurtarıcı olarak gösterilmedi mi?
Tayyip Erdoğan'ı da bizim medyamız yağa- bala bulayıp önümüze koymuyor mu?
Bir Kemal Sunal filmi hatırlayın:
Sevgilisine hava atacak sözde kabadayı kılıklı adamlar parayla satın alınır..
Kızın karşısında aktör vurduğunu devirir..!
Gerisini engin zekanıza bırakarak şunu hatırlatıyorum:
Şimon Peres'i kağıtla döverken Tayyip..
Şimon sevimli, sevgili Türkiye'nin Tayyip için dövülen paralı sözde kabadayısı değil miydi?
Zavallı, mazlum, saf, temiz halkımıza ise..
Kömür, mercimek, nohut, fasulye ve sıvı yağ ile "Koç Başbakan" olarak yutturulmadımı!
Oysa "Şimon'a bağırabilirsin" talimatlı çoktan ve rilmiştir!
"Sen 'Çor' de biz can anlarız" denmişti.
Son cümle, cümle halkımıza Hasan Yalçın tespiti ile:
"Gövdesinden kopan dal başkasının elinde sopa olur!"
Gövdemizi gövdemize dayama günüdür!