Çoğumuzun çocuğumuzu bile sokmadığımız bir odamız var..
En güzel, en temiz, en pahalı eşyaları oraya dizer..
Sonra da kapısını kapatırız.
Bir misafir geldiğinde o kapı açılır.
Kullanılmayan eşyalar o gün, gün yüzüne çıkar.
Misafir gidince derlenir, toplanır yine kapanır o kapılar..
Gerçi bizim evde bu yoktur.
Bende, eşimde, çocuklarımda misafiriz..
Aha geçen gün göçüp gidiyordum az kalsın.
Yani keyfimce kendi evimde oturmayacaksam..
Kendi kendimi kendi evime neden hapsedeyim?
Asıl mesele şu;
Bir de şehrin misafir odası var..
Yani bir konuğumuz geldiğinde, yeni ev almış odalarını gezdirir gibi şehri gezdiririz..
En güzel çayı nerede..
En güzel yemeği nerede..
“Nerede daha rahat ettiririz” diye elimiz ayağımıza dolaşır.
Hele bir de adamımız beğenip keyiflenirse..
İşte o zaman tüm şehrin sahibiymişiz gibi elbisemize sığmayız..
Adamımız beğendikçe..
Bizim boyumuz uzar, kalıbımız genleşir adeta tunçtan devasa bir heykel kesiliriz..
Eli ayağı düzgün böyle birkaç yerimiz var.
“Yav Kars’ta böyle bir resteurantın olması çok güzel” dese adamımız..
“Dedemizden kamış gibi kabarır göğsümüz..
Ben bütün Kars’ın ortak misafir odasını Su Kapı Mahallesi’ndeki tepeye yapılan resteurant olacağını düşünmüştüm.
Daha inşaatı başlarken bile o konumda Kars’a bakmak heyecanlandırmıştı beni..
Sonra, bir insanın ete- kemiğe bürünür oranında cama, çerçeveye bürünmesi..
Başka bir heyecan vermişti.
Çok sevdiğin bir dostunla, arkadaşınla cam kenarına oturup yemek yemek..
Çay içmek..
İki duble rakı içmek..
Sanki..
Kars senin ayaklarının altında değil..
Sen Kars’ın baş tacısın!
Muhteşem bir görüntü..
Hava da pilot’a;
“Durdur kardeşim şu uçağı, şu manzarada bir çay içeceğim” demek gibi bir şey..
Hava da uçak durmuşta..
Siz cam kenarında rakı içiyorsunuz..
Ve Kars’ın baş tacısınız, gökyüzünde..
Geçen çıktım..
Hani sevdiğiniz birinin ölümünü görürsünüz ya rüyanızda..
Tarifi imkansız acılar içinde olursunuz..
Ağlamak istersiniz.. ama ağlayamazsınız..
Yani çaresizsiniz!
İşte böyle bir şeydi..
Tavanlar sökülmüş.. camlar kırılmış, mutfak dolapları talan edilmiş..
Koltuklar götürülmüş..
Yerlere işenilmiş, yerlerde balli tüpleri, bira şişeleri, cam kırıkları.. boş içki şişeleri..
İnsanın ciğerine işleyen sidik kokusu..
Evinizin misafir odasını bu şekilde rüyanızda gördüğünüzü düşünün!
Hatta düşünmeyin..
Bir elinizi, sadece bir elinizi vicdanınıza koyarak..
Çıkın ve gezin, bakın..
Ama eliniz sürekli vicdanınızda kalsın!..
Tek elinizi kullanma ihtiyacı duyacaksınız..
Ama öteki elinizi orayı terk edinceye kadar vicdanınızdan çekmeyin!
Halkımıza zulmetmiş Ermeni topraklarında yapılmış olsaydı..
Yine bu zulm yapılmazdı..
Güzel bir şey.. her yerde güzeldir.
Mesela, Ermenistan üzerinde akıp bize gelen bir buluta kurşun mu sıkıyoruz?
Ya da;
Bizden oraya kayıp giden ap- ak bir bulut sınırı geçince orada renk mi değiştiriyor?
Hani bu aklıma o resteurantın tepesine dikilen heykeli getirdiği için söylüyorum..
Pire için yorgan yakmak..
Yok..
Bu daha haifi kalır..
“Vur” emri verilmiş bir arananı bulmak için o şehre bomba atmak gibi sanki..
Ama siz yinede..
Misafir odanıza biri girmiş balli çekiyor gibi..
Camı çerçeveyi kırmış gibi..
Eşyalarınız talan ediliyormuş gibi..
Böyle bir haber almışsınız gibi can havli ile çıkın kendi gözünüzle bir görün!..
Abartmadığımı görecek, hak vereceksiniz!.