Karakter boyutu :12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Muharrem YERLİ

Şehit gömülürken neden üç el ateş edilir?!

21 Şubat 2010 Pazar 15:34

Bu soruyu hiçbir askere sormadım.

Çocukken duymuştum köy meydanındaki kalabalıktan:

“O sesi şehit duyar”

Öylece aklımın çengeline asılı kaldı bu ses..

“O sesi şehit duyar”

Kars’a son gelen şehit köyümüzdendi ve akrabamdı..

Defin töreni ve işlemi tamamlandığında..

Üç asker dizildi mezarın baş tarafına..

Komutanın talimatı ve emriyle mermilerini sürüp namluya, üç tetik çektiler gökyüzüne..

Titredim ve..

Daha yeni başını uğrunda öldüğü toprağa koyan Aygün ile göz göze geldim..

Kırptı gözlerini sanki ve gülümsedi

“Uyanığım, uyumayacağım, meraklanmayın”

Çocukluğumun köy meydanındaki o sesi duydum yeniden

“O sesi şehit duyar”

Anlamı bu olmalıydı:

Silah arkadaşları onu uyanık tutmak için gökyüzüne üç kurşun gönderiyor..

Sesini de onun kulağının dibinde ayarlıyordu..

“Olur ya bir gün başımız darda kalırsa yatıp kalma orada, koş yardımımıza!”

“O sesi şehit duyar”

Uyanık dursun diye şehit arkadaşları..

Böyle yapıyordu onu dinlenmeye yolcu eden yoldaşları…

Herkes uyanık duracak!

Bu işin ölüsü- sağı, emeklisi, hastalığı yok!

Albay Berk Erden…

Tetiği beynine düşüren son şehidimizdi.

Karargah uyuyordu..

Karargah uyuşuk, tedirgin, temkinli, ürkekti..

Karargah’takilerin uyanması lazımdı..

Düşman Edison’un dahi aklına gelmeyecek teknik ile ampul içinde Karargah’a sızmıştı.

Albay Berk Erden..

Havaya çekmedi tetiği..

Onurunu kuşanıp beyninin karargahına, merkezine sıktı!

“Uyanın” dedi.

“Siz uyanırsanız bir halk yok olacak” dedi.

Ve feda etti kendisini.

Karargah damarına zerk edilen şırınga zehri ile hala tam anlaşılmayan mırıldanmalarla konuşuyordu:

“Tahammül, Asimetrik.. simetrik, demokrasi, ayıptır..

Sabır.. lanet.. kınıyoruz.. savaşa Allah Allah..

Nemli imza.. sarı öküzü ay ışığın da aramadık.. kafes.. Zir Vadisi.. Polat Alemdar.. Ümraniye bombası..”

Peki..

Albay Berk Erden başına bomba mı atsaydı?!

Gazeteler..

“Kortu” dediler.

Azıcık yürek çarpıntısı olanlar ise:

“Onur intiharı” dediler.

Albay Erden:

“Uyanın” dedi.

“Ben kendimi feda ediyorum” dedi!

Tıpkı..

Telgrafçı Hamdi Bey gibi..

Kubilay gibi..

Hasan Tahsin gibi..

Silivri zindanlarındakiler gibi..

Başsavcı Cihaner gibi..

Ferhat gibi..

Kerem gibi…

Açlığı en iyi bastırmanın yolu uyumaktır.

Mekanizma yorulmadığından, çalışmadığından mideyi

Kimse bir süre rahatsız etmez!

Peki..

Tarlası kaç zamandır nadasta olan köylü..

Tezgahı başına yıkılmış esnaf..

Fabrikası kapanmış işçi..

Borç batağındaki memur..

Albay’ın kurşunu seni de mi uyandırmadı?

Kaç seçimdir Meclis’in iktidar koltuğuna Vekil gönderen..

Ardahanlı, Edirneli, Sinoplu, Mersinli, Tokatlı, Sivaslı, Malatyalı..

Ey seksen bir şehirli ülke..

Hanginizde bu Hükümet bir fabrika kurdelesi kesti?

Tüm fabrikalar kapanmadı mı?

Tekel Fabrikaları, Kağıt Fabrikaları, İplik Fabrikaları, Çimento, Et- Balık, Cam Fabrikaları.. Köy Hizmetleri, Telekomlar, Tüpraşlar, Petkimler, Yem Fabrikaları, Ofisler…

Din de elden gitmiyor mu?

Hıristiyanlık bunların eliyle yaygınlaşmıyor mu?

Ruhban okulu açılmıyor mu?

Yahudi, Jinsa Örgütü’nden üstün cesaret ödülü almadılar mı?

Sinegogları, Havraları, Kiliseleri bunlar açmıyor mu?

Büyük Papa’nın Heykeli altında bunlar neleri imza ettiler?

Collin Pawel’e iki sayfa dokuz madde de ne sözler verdiler?

Kim bunlar?

Nasıl geldiler?

Ne yapıyorlar?

Daha kaç Albay bu sesi size duyuracak?

Duymadınız mı?

Uyanın çoluk çocuğunuz, haysiyetiniz, şerefiniz, vatanınız, onurunuz için uyanın?

Yanınızdakini de uyandırın!

Uyandığınızda..

Onlar Amerika’da, Amerika’nın askeri sizin tepenizde olacak..

 

Arpatçaylı kardeş
terekeme
senin yaptığına ne derler biliyor musun, özrü kabahatinden büyük, ayrıca; şunu derler kendi bişey bilmezliğini başkasını ukalalık ve bilgiçlikle suçlayıp mazlum yaratma; artık bunlar geçti bilesin, ben ne magazinci ne de gazeteciyim, ben bir akademisyenim o kadar, yazdıklarım da senin yazdıklarına yönelik tespitlerdsi, gelelim yine yazdığın yazıdaki yanılsamalara, Kubilay'ın hain ve işbirlikçi yobazlarca katedildiği tarih 23 Aralık 1930'dur, yani Kubilay Cumhuriyet kahramanıdır, bilmem gerisini yazsam mı. bunları niye yazdım biliyor musun beni yazarken adil olmaya davet edeceksin ama aynı zamanda gazeteci ve ya daha da ağır olanı mazazinci olarak suçlayacaksın, ne diyeyim el insaf.
04 Mart 2010 Perşembe 15:05
Ve sonuç..
XMEN
Ve kısaca sonuç.Muharrem bey güzel bir yazı. Saygılar
27 Şubat 2010 Cumartesi 11:54
Terekemeye!...
Arpat ÇAYLI
Terekeme , Arkadaşım ;özellikle mi yapıyorsun?Tıpkı magazin gazetecileri gibi ya da rakibini köşeye sıkıştırmak isteyen siyasetçi gibi ; yazının içinden bir cümleyi cımbızla alıp , yontup kullanıyorsun.Benim yazdıklarımı istediğin gibi anlayıp ve beni , yazdıklarımı bir daha okumam gerektiği konusunda uyarıyorsun.Senin bahsettiğin ve benim yazdığım cümle aynen şöyle başlıyor:\"Hem senin bahsettiğin Kurtuluş Savaşı kahramanlarının...\" Sayın Yazar , hangi kahramanları örnek göstermiş:\"Telgrafçı Hamdi Bey , Kubilay ,Hasan Tahsin...\" Şimdi bu cümleden , senin yaptığın gibi \"hem senin bahsettiğin\" kısmını çıkarırsak haklı olabilirsin.O kadar...Yazıyı ve cümleyi bütün olarak değerlendirmek lazım...Lütfen ; yaşarken de , yazarken de adil ol.Demagojide yapmıyorum.Bir yanlış anlaşılmayı(anlamayı)dilim döndüğünce düzeltmeye çalışıyorum.Saygılar...
27 Şubat 2010 Cumartesi 07:47
Arpatçaylıya
terekeme
"Kurtuluş Savaşının onurlu kahramanlarının hiç birisi silahını kendi kafasına dayamamıştır." sözünü ben mi yazdım sen yazmışsın, demekki sen ilköğretim çoçuklarının dahi bildiklerini bilmiyorsun bir, yazdıklarına yazdığımı oku ondan sonra cevap yaz istersen bir sürü laf salatası yaparak "demagoji" denilen şeyi iyi yapmışsın.
25 Şubat 2010 Perşembe 19:31
Terekemeye!...
Arpat ÇAYLI
Sevgili Terekeme , tabir caiz ise kulağını zor olan taraftan göstermişsin.Durkheim'e , Freud'a ya da Japon harakiri kültürüne gerek yoktu.Olaya dini açıdan bakman daha kolay olurdu.Zira , konu şehitlikten açılmıştı ve bende bu yönde eleştiri yazmıştım.Ben , Alb.Berk'in şahsına değil ,son zamanlardaki intiharların şekline kızdığım için bu yorumu yaptım.Dikkat edersen , yazımın bir yerinde "Olabilir , onurlu insan intihar edebilir .Ama önce mücadele eder." diye yazmıştım.Yine diyorum : kendini veya fikrini savunmadan intihar etmek zayıflıktır.Şayet , öyle değil diyorsan , bugün cezaevlerinde yatan asker , hukukçu , siyasetçi , öğretim görevlisi vb. insanlara haksızlık etmiş olursun.İntihar eden onurlu ise mücadele edenler onursuz mu?Bu mantık ortaya çıkmaz mı?Böyle bir durumda ben intihar etmezdim , Muharrem'de etmezdi , eminimki sende etmezdin.Alb.Reşat örneği hiç uymamış.Benim bilmediğim , senin çok iyi bildiğini iddia ettiğin Alb.Reşat'ın olayını , kusura bakma ama ilköğretim çocukları bile biliyor.Ama , aynı şey değil.Albay Reşat , Mustafa Kemal'e verdiği sözü tutamadığı için canına kıymıştır.Sözünü yerine getirmek için bütün gayretiyle mücadele etmiştir.Keşke etmeseydi.Savaşta ve savaş sonrasında öyle insanlara çok ihtiyaç duymuşuz.Bir başka örnek verebilir misin ? Hem , ben; Muharrem'in yazısında belirttiği isimleri kasdetmiştim.Bu isimler daha da uzatılabilir.Ben , şerefli Türk ordusunun hiç bir mensubuna bu sonucu yakıştırmıyorum.Kızgınlığım bundan...Son cümlene de; kırıcı olmamak için , senin hüsnü kuruntundur diyorum.Şehitlik konusunda bilgi sahibi olmanı tavsiye ederim.Sonra fikrini yazarsın.Saygılar...
25 Şubat 2010 Perşembe 19:16
Arpatçaylıya
terekeme
Sevgili Arpatçaylı ne desem ki (bu arada ben de arpaçaylıyım) İntiharın psikolojik kökenlerini öğrenmek istiyorsan, Durkheim ve Freud'u oku, okuyunca şunu göreceksin "intiharın özeleştirinin en namuslusu olduğu" savlarını, gelelim örnek verdiğin Alb.Berk örneğine; namuslu insanlar, onurlu insanlar ne kadar dirayetli olurlarsa olsunlar, namussuzlar kadar olamıyorlar ve anlık bir kararla onur intiharları yapabiliyorlar bu bir kültür gereksinimidir, Japonlardaki onur intiharlarının kökenlerine bir bak istersen, Berk Albayın ki de, tamamen şerefsizce yapılanlara karşı onurlu bir duruştur,Gelelim asıl bilmez olduğun tarih bilgiçliğine (!) 57 nci tümen komutanı Alb.Reşat 27 Ağustos 1922 günü Mustafa Kemal Paşa'ya verdiği çiğiltepeyi 30 dakikada alma sözünü yerine getiremeyeceği düşüncesiye söz verdiği zamandan 15 dakika sonra intihar etmiştir, intihar mektubunda ne yazmıştır biliyor musun "Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı, yaşayamam Komutanım..." sence bu ne korkarklık mı, kaçmak mı, kolaycılık mı, bunların hiçbiri değil, tüm bunlar birer onurlu insan davranışıdır.sana tavsiyem rahmetli Uğur MUMCU'nun dediği gibi "Bilgi Sahibi Olunmadan Fikir Sahibi Olunmaz" bunu bil yeter.
23 Şubat 2010 Salı 19:52
Yorum!...
Arpat ÇAYLI
Sevgili Muharrem Dost , herkes bir hikaye anlatıyor , bir tane de ben anlatayım.Geçmiş zamanın birinde gazetede bir haber okumuştum.Bilardo oynayan bir polis , kendisine kalan sote bir pozisyonu alamazsın diyen arkadaşlarına ; ben bu sayıyı alamaz isem intihar ederim diyor.Olacak ya , sayıyı kaçırıyor ve silahını çıkarıyor , kafasına sıkıyor.Ertesi günkü gazetelerde , Türk Bayrağına sarılı tabutu ve şehit polis diye yazılan gazete haberi...Şimdi bu şehitlik mi? Gelelim Albay Berk'e...Olabilir , onurlu insan intihar edebilir.Ama önce mücadele eder.Onurlu insan mermiyi kendi kafasına değil , düşmanının alnına sıkar.Bence bu korkaklıktır.Bu kaçmaktır.Bu kolaycılıktır.Hem senin bahsettiğin Kurtuluş Savaşının onurlu kahramanlarının hiç birisi silahını kendi kafasına dayamamıştır.Düşmanına sıkmıştır.Az buçuk dini bilgime dayanarak , şehitliğin bu kadar basit olmadığını biliyorum.Saygılar...
23 Şubat 2010 Salı 19:14
Yanak okşamadı
XMEN
Muharrem Yerli yalakalık olsun diye yazmaz. O ulusal bir köşe yazarı, başbakan yanağı okşayan liboşlardan değil. Dünyanın kuralı mıdır nedir, gerçeği yazanlar hep istenilmeyen insan olarak ilan ediliyor. Vayy be ne insanlar varmış.
23 Şubat 2010 Salı 09:20
V.A.'ya
Vedat Vargül
Sayın V.A anlattığınız hikaye ve uslubunuz çok güzel.Muharrem'e gelince O, başı dik dolaşıyor sokaklarda hala eğilmedi, bükülmedi.Bu hükümetin yağlı yalaşığını yalayanlar O'nu karalamaya çalışıyor hepsi bu.Hısızlığını duymadık,yalakalığını duymadık,yağcılığnı duymadık.Doğruruları söyledi söylüyor,onuncu köyde hala yazıyor.Bilgilerinize
22 Şubat 2010 Pazartesi 22:00
Küçük Kuş’ un Hikayesi ve “Sayın” olmakta zor iş “Yazar” olmakta…
V.A.
Günün birinde küçük bir kuş soğuk ve karlı bir havada yiyecek aramaya çıkar ormanda. Arar, arar, arar… Ama bulamaz. Yuvasına dönecek taakatide kalmaz kanatlarında. Düşer bir ağacın dibine. Tam donmak üzereyken oradan geçmekte olan bir İnek dışkısını bırakır kuşun üstüne. Önce çok sinirlenir küçük kuş ineğin bu davranışına. Hali olsa kalkıp öldürmek ister ineği oracıkta. Ama sonra ineğin dışkısının sıcaklığı ile cana gelir ve ölmek üzereyken canlanır, şarkılar söylemeye başlar. Tam o sırada oradan geçmek üzere olan bir kediden den kendisini dışkının içinden çıkarması için yardım ister. Kedi gelir. Kuşu çıkarır. Veee bir güzel yer… Şimdi bu hikayeyi niye anlattı diyenleriniz varsa cevaplayayım. Bu hikayeden çıkarılacak 3 temel dersimiz var. 1 Her üzerine b..k atanı düşman sanma. 2 Her seni b..k tan çıkaranı dost sanma. 3 Hepsinden önemlisi b..k un içinde bile mutluysan sesini çıkarma. “Sayın” olmakta zor iş “Yazar” olmakta; ama sen görüyorum ki oluvermişsin her ikisini de bir çırpıda. Aradan geçen onca yıla rağmen değişirsin sanmıştım. Ama değişmemişsin. İnan… Hala boş atıp dolu tutturma sevdasındasın anlaşılan. Doluyu gördüğünde donan; hiçbir şey yapmadan duran. Muslukları kesilir diye korkan. Ama boşa atıp zaman, zaman doluyu da tutturan. Sen, sen değilmisin bu anlatılan… Ne güzel anlatmışsın kendini bu satırlarda, bak okuyacağım ben de bir kez daha sana… “ Biliyoruz; hainlikte sınır yoktur. Kendi kökünden kopan dalın başkasının elinde sopa olduğunu da biliyoruz.” Eğer alıntıysa ve senin değilse bu satırlar taa baştan af ola… Terzi Agop’ u anımsadım birkaç yazısını okuyunca “Yazar” ın. Terzi Agop ve Pehlivan Ali… Anlatırım kısmet olursa onu da belki yarın; belki yarından da yakın… Saygılarımla… Not: Uzun zaman oldu Kars' tan ayrılalı. Merak ettim şimdi sokakta ne konuşulduğunu Muharrem hakkında. Biri yazabilirmi acaba...
22 Şubat 2010 Pazartesi 16:38
şehitler
orhan
muharrem bak sen perinçekin başını seversen bu soruma cevap ver.çok merak ediyorum.şehitler duyar bilirim.dirileri uyarırlarmı bilmiyorum.şu yalçın küçüğü tanımayan yok.hani pkk kamplarında öcalana selam duran kürdistan dağlarını felan filan konuşup gerillanın kutsal davasını anlatan şu kanı bozuk.sende onun bir hayranısın bunu bilmeyen yok. ŞİMDİ SORUM ŞU:rahmetlik aygün herşeyi duydu duymasınada seni uyardımı;emmeoğlu düşmanlarımı destekliyorsun; dedimi demedimi bak inkar etme.senın duymazcılıktan geldiğini görünce EMMOĞLU ...... DEDİMİ DEMEDİMİ.?muharrem herkes uyandı ama sen ne zaman uyanacan hele onu de.
22 Şubat 2010 Pazartesi 10:58
KELİMELERDEKİ oyun
Tarihçi
Yazınıza fazla sözüm yok ama bir konu dışında: Bu ülkede ATATÜRKÜN yaptıklarınıda örtbas etmeğe çalışanlar herzaman dini bir araç olarak kullanmıştır. Yapılan kurtuluş savaşının çokta önemli olmadığını aslında sokak savaşıymış gibi olduğunu dile getirirler. Bunu yaparkende hiç utanmadan savaşı aslında şehitler kazandı derler. Oysa tüm dünyada savaşta cephedeki askere moral vermek için bu takım sözler kullanılır. Ancak bizde iş çok daha farklı. Sözler okadar abartılıyorki cephede FATİH SULTAN MEHMET bile çatıştı derler. Bende buna gülerek sadece birşey söylerim. Madem FATİH SULTAN MEHMET o cephede savaştı da neden Öylesine BÜYÜK bir KOMUTAN sadece cephe gerisindeydi. Oysaki o SAVAŞI yönetmeliydi. Şimdi bunlara durup baktığınızda bu zihniyette olup uyanmayan insanlar bu saatten sonra nasıl uyanır?
22 Şubat 2010 Pazartesi 09:52
kimin adamı
gazeteci
Muharrem karar ver,ne zaman adam olacan.siyasileri tehdit edip para almak,ulusalcı geçinip,naifin ermeni heykelini savunmak.onurunda kalmamış,sokakta yürürken insanların senin hakkında ne düşündüğünü bilip nasıl yaşıyorsun.
22 Şubat 2010 Pazartesi 09:17
UYKUSUZLUĞUM
SERHAT KARS
Artık uyanmayanlara diyecek bir sözüm yok.uyanıp tekrar uyuyanlara ne demeli.Artık bu ülke için uykusuz kalanlarla yola devam edeceğiz hiç uyumayanlarla.Yok bizim öyle uyku sersemleri ile işimiz.abd den telefon geliyor bülent arınç manisada suikast iddasıyla yakalananlar ankarada traji komik. bu ne yaman çelişki.Oysa ki ben başbakan yardımcımın televizyonlarda beni öldürecekler diye ağlamasını değil... bu vatan için gerekirse ölürüm demesini beklerdim.anlaşılan daha çok bekleyeceğim.Dünyanın hiçbir yerinde analar oğullarını ölüme davul zurnayla yollamaz dünyanın hiçbir yerinde ölümden sonra vatan sağolsun demez analar..Ama biz o analara layık olabildikmi ne yiyor ne içiyorlar sorabildikmi? ihale peşinden koşmaktan dizlerinde derman kalmadıki hiçbirinin.İşte bu yüzden hiç kimseyi uyandırmayacağım uyanıklarla yolumuza devam edelim. Saygılarımla...
21 Şubat 2010 Pazar 18:56
Kutluyorum
XMEN
Bu yazınızdan dolayı sizi kutluyorum sayın yazar.
21 Şubat 2010 Pazar 17:22
YAZARIN TÜM YAZILARI