ANKET
Karsspor'u başarılı buluyor musunuz?

NÖBETÇİ ECZANE
ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
GAZETE BAŞLIKLARI
Video Haber
E-POSTA LİSTESİ
PİYASALAR
| IMKB | ![]() |
|
| DOLAR | ![]() |
|
| EURO | ![]() |
HAVA DURUMU
| Kars | 7 / 29 °C |
| Ardahan | 6 / 27 °C |
| Iğdır | 15 / 30 °C |
| Erzurum | 4 / 28 °C |
| Ankara | 15 / 36 °C |
| İstanbul | 25 / 29 °C |
| İzmir | 23 / 35 °C |
Karakter boyutu :







Küçük Kuş’ un Hikayesi ve “Sayın” olmakta zor iş “Yazar” olmakta…
V.A.
Günün birinde küçük bir kuş soğuk ve karlı bir havada yiyecek aramaya çıkar ormanda.
Arar, arar, arar… Ama bulamaz.
Yuvasına dönecek taakatide kalmaz kanatlarında. Düşer bir ağacın dibine.
Tam donmak üzereyken oradan geçmekte olan bir İnek dışkısını bırakır kuşun üstüne.
Önce çok sinirlenir küçük kuş ineğin bu davranışına. Hali olsa kalkıp öldürmek ister ineği oracıkta.
Ama sonra ineğin dışkısının sıcaklığı ile cana gelir ve ölmek üzereyken canlanır, şarkılar söylemeye başlar.
Tam o sırada oradan geçmek üzere olan bir kediden den kendisini dışkının içinden çıkarması için yardım ister.
Kedi gelir.
Kuşu çıkarır.
Veee bir güzel yer…
Şimdi bu hikayeyi niye anlattı diyenleriniz varsa cevaplayayım.
Bu hikayeden çıkarılacak 3 temel dersimiz var.
1 Her üzerine b..k atanı düşman sanma.
2 Her seni b..k tan çıkaranı dost sanma.
3 Hepsinden önemlisi b..k un içinde bile mutluysan sesini çıkarma.
“Sayın” olmakta zor iş “Yazar” olmakta; ama sen görüyorum ki oluvermişsin her ikisini de bir çırpıda.
Aradan geçen onca yıla rağmen değişirsin sanmıştım. Ama değişmemişsin. İnan…
Hala boş atıp dolu tutturma sevdasındasın anlaşılan.
Doluyu gördüğünde donan; hiçbir şey yapmadan duran. Muslukları kesilir diye korkan.
Ama boşa atıp zaman, zaman doluyu da tutturan.
Sen, sen değilmisin bu anlatılan…
Ne güzel anlatmışsın kendini bu satırlarda, bak okuyacağım ben de bir kez daha sana…
“ Biliyoruz; hainlikte sınır yoktur.
Kendi kökünden kopan dalın başkasının elinde sopa olduğunu da biliyoruz.”
Eğer alıntıysa ve senin değilse bu satırlar taa baştan af ola…
Terzi Agop’ u anımsadım birkaç yazısını okuyunca “Yazar” ın.
Terzi Agop ve Pehlivan Ali…
Anlatırım kısmet olursa onu da belki yarın; belki yarından da yakın…
Saygılarımla…
22 Şubat 2010 Pazartesi 16:31
Sallan SEYİT
Mihriban Alagöz
Seyit denen adamın yorumunu okudum.Anladım ki birileri eline kalem alıp yazarken birileri hiç kalem tutmadan kalem sahiplerine elindeki ne diyebiliyorlar.CAHİL cesareti buradan geliyor olsa gerek.İki satırı yazamayan sallan seyitler satırdan kale kulllanlara kalem ucundan kopan taş atmaya çalışıyorlar.İyi ki varsın SAYIN YERLİ sen yürü kervana yetişmeye çalışanlar var.
22 Kasım 2009 Pazar 18:56
Sey-ite
Kamil Daştan
Seyit bey,sen okuduğunu anladın mı,iki ,sayın yazara telefonunu falan ver sana sormadan yazmasın,üç,tarafın tarafındaysan bundan sayın yazara ne,taraf yal içtği yana kuyruk dikeltiyor,dört Ermeni demek küfür ve hakaretse demekki ortada bir ermenioğluluğu var,o zaman sayın yazar doğru tespitte bulunmuş.Bunları anlamıyorsan aşağıdaki medeni tartışmalardan azıcık medeniyet öğren.Bak Cahit BEY ile Serhat Kars ne kadar medeni tarışıyorlar.Belki sayın yazar senin kafanda adam olmamış ama sen hiç adam olmamışsın
22 Kasım 2009 Pazar 16:01
yerli yersiz konuşma
seyit
senin kafanın benzeri dersim dedi zaman ile taraf gerçekleri söylemesi zoruna mı gidiyor yersiz herif. her kalemi eline alan adam olmuş haberimiz yok. adam ol düzgün bir ermeni varsa o da sensin ukala herif.
21 Kasım 2009 Cumartesi 15:48
60yıllık gaflet
serhat kars
Kars ta Atatürkten önce cumhuriyet kuruldu bkz. cenub-u Garb-ı Kafkasya kimseye sığınmak gibi bir olayımız yok,sığınsak bile siz kabul etmesenizde dünyanın kabül ettiği bir liderin arkasına sığınmak sorun olmaz keza gururdur. 60 yıldır iktidara getirdikleri belli. Türkiyenin geldiği noktada belli o zihniyeti anlamak için okumak gerekli makarna ve kömür yardımı almak değil... korkmayın bir 60 yıl daha gider sizin zihniyetiniz ve dünya uzayı bırakıp marsta üst kurmak peşindeyken sizin zihniyetinizdekiler ay da kıble tartışması yapacaklar hoş 60 yıl sonra aya gideceğimiz de meçhul ya.. Ama şu da bir gerçek bu beğenmediğiniz zihniyet bize şunları öğretti:
Türkiye 23 Şubat 1945 tarihinde ABD ile yaptığı anlaşmalada (11 Mart 1941 tarihli ödünç verme ve kiralama kanunu) tavizler vermeye başlamıştı ama asıl ödün, 27 Şubat 1946 tarihinde yapılan 10 milyon dolarlık antlaşmaydı. Antlaşmaya göre Türkiye, ABD’nin işine yaramayan savaş artığı malzemeleri satın alıyordu. 10 milyon dolar karşılığı alınan malzemelerin ya fabrikaları kapanmış, ya da üretimleri durmuştu. Böylece bu elde kalmış malzemeler için yüksek fiyattan yedek parça ithal etmek zorunda kalıyorduk. Bu malzemelerin büyük bir kısmını kullanmadığımız gibi, ithal ettiğimiz yedek parçalar için 4-5 kat döviz ödemiştik. Dost (!) ABD’nin bize attığı kazık böyleydi.
20 Kasım 2009 Cuma 19:48
Muharrem Bey’e
Cahit KILIÇ
Peşinen söyleyeyim, çay davetinize teşekkür ederim. Ben İstanbul’da oturuyorum. Keşke öyle bir imkânımız olsa da otursak konuşsak.
Ahmet Altan ve diğerleri başkalarından para alıyorlar mı ben bilmem. İspat etmek onlara düşer. Bana gelince; ömrü hayatımda alın terimden başka bir kimsenin tek bir kuruşu keseme girmemiş, bir kuruş haram para ne benim ne de efradı ailemin kursağından geçmemiştir. Allah’a bin şükürler olsun. Gene hayatım boyunca devlet kapısından tek kuruş faydalanmış değilim. Ne bir siyasetçinin, ne bir devlet yetkilisinin kapısını çalmışlığım vardır ne de bir kuruşluk faydalanmışlığım. Oturduğum semtte belediye başkanının adını da bilmem hangi partiden olduğunu da. Otuz yıl alın terimle çalışarak ödediğim primlerle hak ettiğim emekli maaşımın dışında devletimden başka bir ilişkim olmamıştır, yoktur ve olmayacaktır. Milliyetçiliğe gelince: hiç kimseyi kendimden daha milliyetçi görmüyorum. Ancak, milliyetçilik kavramının içini boşaltıp, Mussolini tipi faşist ırkçılığa çevirenlerle gönül bağımı çoktan ayırdım. Bir başka kesim olan, hani anlarsınız canım; Marksist, Leninist, Stalinist, Maoist gemileri okyanusta su almaya başlayınca, filikalara atlayıp Kemalist limana sığınanlara ise sadece gülüyorum. Siz de onlardan mısınız? 27 Mayıs cuntacılarını savunan, içinde bir onbaşı rütbesinin eksik olduğu o çapulcuları; ülkeyi küçük Amerika yapmaya kalkanlardan kurtaran karhamlar diye takdim etmek ise sadece ve sadece zavallılıktır. Bunlar nasıl kahramanlar ki; kendi içlerinden dahi gerçekleri görüp “ yapmayın, etmeyin bunları yapmak zulümdür, zalim durumuna sokmayın bizi” diyen ve içlerinde Alpaslan Türkeş’in de bulunduğu 14’leri başka ülkelere sürgüne gönderdiler? Bu kahramanlar ne diye kendilerini ölünceye kadar “Tabii Senatör” ilan ederek kendilerine imtiyaz sağladılar? Eğer bunlar doğru şeylerdi de neden bir başka cunta, 12 Eylül cuntası tarafından bu melanetleri lağvedildi? İnsan hak ve özgürlükleri kolay elde edilmiyor, bedelini ödemek lazım! Darağacında bedel ödeyenlerin adları bugün meydanlarda, caddelerde yaşıyor. Faşist cuntacıların adlarını sayabilecek kaç tane genç çıkar bu ülkeden? Siz, Atatürk’ün arkasına sığınarak hamasetlerinize devam ediniz. Millet bunları iyi bildiği içindir ki; 60 yıldır tek başına iktidara getirmedi o zihniyeti. Selamlar.
20 Kasım 2009 Cuma 17:25
Satılık Demokrasi
Serhat Kars
Demokrasi çürümüş toplumların çimentosudur. Cahit Bey ve taih boyunca çok konuşan ve çok yazanlara itbar edilmemiştir.Buyrun bakalım taraf ve Diğer fethullahçı gazetelerin kuruluşundan ve bugün ki tarih itibariyle manşetlerine hep orduya saldırı 10 kasım manşetine de bakın tek poz atatürk fotoğrafı bile yok buyrun demokrasi size Bu kadar uzun yazı yazan adama borç harç gazete açmış yalanı yakışmıyor ya sizin yeşil sermayeden haberiniz yok yada yeşil sermayenin içinde parmağınız var. adı taraf olan bi şeyi savunursanız demokrasiden bahsetmeniz gülünç olur tarafın yanın dasınız bertaraf olmamak için evet demokrasi olsun cumhurbaşkanıda yargılansın fethullah gülende başbakan da ordu da...sadece ordu yargılamakla demokrasi olmasın...Montesquieu’den Voltaire’e aydınlanma çağı yaşarlarken türk islam alemi zaten aydın dı ozamana göre. onlar Avrupada ki yobazlığı feodaliteyi engizizasyon mahkemelrini yok etmek için aydınlatmaya çalıştılar aynı avrupa bosnada 300 bin müslüman ölürken seyretti ahmet altan gibi Lawrens lar yolladı çağdaş İngiltere...Cumhur devrini oyunu beyaz eşyaya satanlar kömüre satanlar kapattı oyunu satanlardan kendi kendisini yönetmesini beklemek te gülünç olur.ama şunda mütabıkız 100 yıl gerideyiz diğer gelişmiş ülkelerden sebep taraf ve zaman gazetesi gibi gazetelerin süreki ordudan bahsetmesinden neden dünyada ilk yüzde üniversitemiz yok neden nükleer gücümüz yok neden patates domatesten başka hiçbir şey üretemiyoruz işte size manşet; ama bunları göremeyiz o gazetelerde çünkü Büyük ortadoğu projesinde 1,5 engel kaldı: 1 i ordu 0,5 i yargı.Hallac-ı Mansur 858 yılına gitme daha yakın 1970 Deniz gezmişlere Yusuf inanlara git onlar neden öldü tek kişi bile öldürmeden ve Ben düşüncelerine karşı değilim. HAİN düşüncelerine karşıyım ki bu benim en doğal hakkım Oyunu satan demokrasiye inanmıyorum....
20 Kasım 2009 Cuma 17:05
Cahit Bey e..
M YERLİ
Lafı bu kadar dolandırmanızın hiç anlamı yok.Siz 28 Şubat a, 1960 a,iyi bir bakın bakalım.1960 ve devamın oluşturulan anayasa M.Kemali tamamlama çabasıdır.Ve bir devrimdir.Burayı küçük amerika yapacağım dienlerin yargılandığı bir tarihtir.28 şubat 1960 ın rövanşını alma çabasına atılan kontratak gölüdür.Memet Altnalar,Çandarlar,Hadiler,Halil Berktaylar,Taner Akçamlar ve diğerleri kendi çalıştıları yerden aldıkları maaşları bankalardaki hesapların unutuyorlar.Asıl paralar başka yerlerden geliyor.Bu Karen Foogların e poslarında belgelendi.Şİmdi bunlarmıdır,sizn demokrasi havarileriniz*Sizden ricam, eğer sizde onlar gibi oarlardan para almıyorsanız,lütfen bazı meselelere vakıf olun sonra parmaklarınızı yorun.Eğer aynı şehirde de yaşıyorsak,karşılıklı birer çay içelim.Selamlar
20 Kasım 2009 Cuma 15:54
Demokrasi Böyle Bir Şeydir!
Cahit KILIÇ
Demokrasi Böyle Bir Şeydir!
Aslında bu yazıya karşı eleştiri yapmak ya da analiz etmek başlı başına bir makale yazısı olur. Ancak bizim öyle bir imkânımız olmadığından, düşüncelerimizi bu yorum kutucuğuna sıkıştırmaya çalışacağız.
İmdi; diliniz sivri, kaleminiz yüğrük, kelime dağarcığınız geniş ve zekânız da kıvrak ise, çok güzel hamaset yazıları yazar; vatan, millet ve Sakarya nutukları atarsınız. Alkışlayanlarınızı, bravo diye bağıranlarınızı, helal olsun sana diye övenlerinizi say say bitmez. Zira hiçbir duygu ve mantık milliyetçilik duygularının önüne geçemez. Tarihi gerçeklerle ve de sayısız tecrübelerle sabittir.
Bu kısa tespitten sonra gelelim sayın yazarın yazısına: Sayın yazar diyor ki ; “Bakmayın 70 ve 80 sektesine!” Haydi, 28 Şubat’tan vazgeçtik! 60 sektesine ne oldu? “ Onlar bizim çocuklardı, yaptıkları da doğruydu” mu oluyor acaba? “Menderes öğrencileri kıyma makinesinden geçiriyordu, iyi oldu geldiler ve onları da astılar” mı? Yoksa yapılanlardan utandığı için mi o konuya hiç girmedi? 60 cuntasını ve faşizan eylemlerini anmadan böyle bir yazıyı kaleme almaya hakkınız yok!...
Sayın yazar : “Irak'ta, Afganistan'da, Çeçenistan'da askerleri olan ülkelerin hangi gazetesi kendi ordusuna saldırıyor? Müslüman ülkede, talan, yağma, tecavüz, sarkıntılık, şerefsizlik eden askerine, tek kelime eden bir Avrupa gazetesi var mı?”
Doğrudur. Batılı ülkelerde kendi ordusuna saldıran basın yayın organları da, kişiler de yoktur. Ancak batılı ülkelerde canı sıkıldıkça darbe yapan, Anayasa yapan, yaptığı Anayasa’ya kendisini ömür boyu ( Başka yazılarımda “geberinceye kadar” demiştim.) senatör ilan eden cuntacılar da yoktur. İspanya ve Yunanistan gibi olanları da olmuştur canım. Hepten yoktur diyemeyiz. Ama onların gidecekleri adres de kodes olmuştur. Hem de ömür boyu. Türkiye’de cezaevine giren bir darbeci var mı? Efendim? Talat Aydemir ile Fethi Gürcan’ı asmadık mı? Astık… Biz değil, darbeciler astılar… İki cambaz bir ipte oynamaz dediler.
Ülkemizin adı: Türkiye Cumhuriyeti’dir. Yani bir “cumhuriyet”tir. Yani; cumhurun, halkın kendi kendini yönettiği bir rejim biçimidir. Mutabık mıyız? Bence mutabıkız!... Pekiyi, Demokrasiden ne haber? Aydınlanma Çağını başlatan Montesquieu’den Voltaire’e, Immanuel Kant’dan Denis Diderot’a kadar “demokrasi ve insan hak ve özgürlükleri” ilhamı veren İngiltere’nin adı nedir? Elcevap: Birleşik Krallık. Keza yazılı bir anayasaları da yok. Şimdi elinizi vicdanınıza koyunuz; İngiltere’deki demokrasi seviyesine, insan hak ve özgürlüklerinin kullanılmasındaki düzeye ulaşabilmemiz için kaç yıl gerekir bize? Bence yüz yıl, yani bir asır bile yetmez. Demek ki adımızın “cumhuriyet” olması kâğıt üstünde kalmaktan pek de öteye gidememiştir. 86 yıllık Cumhuriyet’imiz, tam dört defa da “cumhurun” elinden alınarak gasp edilmiştir. İyi mi?
Ne kadar demokrasimiz var peki? Omuzu ayyıldız, çapraz kılıç ve yıldızlarla dolu “Paşa Baba’ların” izin verdiği kadar; bir gözü kör, bir kolu çolak, bir ayağı topal bir demokrasi. Örneği 82 anayasası.
Dediğimiz gibi, hamaset kolaydır. Zor olan: Hallac-ı Mansur gibi darağacını boylamak, Seyyid Nesimi gibi derisini yüzdürmeyi göze almaktır. Onlar olmasaydı tasavvuf da olmayacaktı, Mevlana, Şemsi, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus, Sadi, Hafiz, Hoca Ahmet Yesevi, Ali Şir Nevai’ler de olmayacaklardı. Galilei olmasaydı, Engizisyon mahkemelerine çıkmasaydı bugün hâlâ dünyanın kızıl öküzün boynuzunda olduğunu mu düşünecektik acaba?!
Muassır medeniyete, yani çağdaş uygarlığa ulaşmak istiyorsak; batılı anlamda demokrasiyi ihsas edeceğiz. Din ve vicdan özgürlüğü, düşünceyi ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü –bağımsızlığı ve tarafsızlığı, içimizdeki tüm etnik kökenlilerin her türlü kültürel haklarına, dillerine, dinlerine saygılı olmayı öğrendiğimiz, baskıyı ve azınlığın çoğunluğa tahakkümünü reddeden bir olgunluğa erişeceğimiz gün; bizim düşüncelerimize, eylemlerimize muhalefet edenlere de tahammül etmiş olacağız.
Ahmet Altan’ın özel yaşamı benim meselem değildir. Ancak, adam borç harç ile bir gazete çıkarıyor ve kelle koltukta demokrasi mücadelesi veriyor. Düşüncelerine karşı olabilirsiniz ama ona bu mücadelesinden dolayı “hain” damgası yapıştıramazsınız. Evet, eğer demokrasiye inanıyorsanız, eğer Hitler, Mussolini rejimlerine özlem duymuyorsanız, karşı düşünce sahiplerine hain demez, tahammül gösterirsiniz.
Bakınız Sayın Yargıç Harmankaya, kendi partisinde yapılan bir haksızlığa karşı çıkarak, çok güzel bir yazı yazmış. Kendi partisine isyan ediyor. Haklı da olabilir haksız da. Önemli olan demokratik hakkını kullanıyor; eleştiriyor, sitem ediyor. Fare ile kedi teşbihini çekiyor. Demokrasi işte böyle bir şey!...
19 Kasım 2009 Perşembe 21:38
hasan tahsinler ölmez
kemalistlevent
ağzınıza sağlık muharrem bey az bile demişsin .biz vatansever ler yurtseverler.kemalistler olarak mutluyuz umutluyuz kararlıyız .yok edeceğiz bu amerikan menşeilli bu ılımlı ılımsız sahte din istismarcılarını ne mutlu bizeki kars halkı olarak bizimde muharrem bey gibi hasan tahsinlerimiz var
19 Kasım 2009 Perşembe 11:01
Kınıyorum
Ayşe Alın
Muharrem bey Zaman gazetesi için bu yakıştırmayı kullanduğınız için sizi kınıyorum
19 Kasım 2009 Perşembe 09:18
Diğer yorumlar için tıklayın.













Kars Ekspresi'ne böyle ağladı Video
Ben Deli Kadir
Erzurum Mobesa'dan Görüntüler
Polisin Önünde Meydan dayağı
