DEM Parti Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, "terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin, "Çerçeve yasadan beklenti nettir. Bugünün geçişini düzenlerken, yarının demokratik düzenini güvenceye almak, barışın yönünü günlük siyasetin rüzgarına bırakmamak" dedi.
DEM Parti Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis'te partisinin grup toplantısında konuştu. Yeni bir partinin parlamentoda yoluna devam edeceğini belirten Hatimoğulları, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve ekibini tebrik etti. Tarımdaki sorunlara değinen Hatimoğulları, "Türkiye'de tarım politikası, milyonlarca yurttaşın midesini kurutan bir pozisyona gelmiş durumda. Üreticinin belini kırmış durumda. Çokça söyledik, bu topraklar kadim topraklardır. Bu topraklar verimli topraklardır. Buranın sorunu üretememek değil, verim alamamak hiç değil. Buradaki sorun çiftçiyi üretimden koparan ve her krizde ithal edelim diyen bir zihniyetin ta kendisidir. Sorun çiftçiyi tarladan kovan siyasettir. Bugün vereceğim rakamlar, inanın talimatla rakam bildiren TÜİK'in bizatihi kendi rakamları. Gübrede yüzde 63, mazot ve enerjide yüzde 40, yemde yüzde 35, gıdada yüzde 36 zam yapılmış durumda. Peki çiftçi ürününü nasıl satacak, kaça satacak? İnanın eski fiyatla, yani geçen senenin fiyatı ya da daha altında satmak zorunda kalıyor. Ve bir düşünün maliyetiniz iki katına çıkmış ama ürün fiyatınız aynı. Bu insanlar nasıl ayakta kalacak? Buradan bu soruyu ben iktidara altını kalın çize çize soruyorum. Bu üretici nasıl ayakta kalacak, çiftçi nasıl ayakta kalacak? Siz bu politikalarla adeta çiftçiyle, üreticiyle dalga geçiyorsunuz farkında mısınız? İktidar çiftçiyi tüccarın vicdanına bırakmış durumda. Tüccar da geçen yılın fiyatının da altında alım yaptığı için çiftçi borçla ekiyor, borçla biçiyor, yatağına da borçla giriyor" ifadelerini kullandı.
Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği Başkanı Raşit Kaya ile görüştüğünü belirten Hatimoğulları, "Türkiye'de soğan üretiminin maliyeti 15 TL. Ama Mısır'da, İran'da, Özbekistan'da 3 TL. Biz bunlarla rekabet edemiyoruz diyor. Bakın İran'da savaş var değil mi? Ama orada soğanın maliyeti Türkiye'den daha ucuz. Bugün bu iktidar milyonlarca insanı gerçekten soğana muhtaç etmiş durumda. Ve dert sadece soğan değil tabii ki. Fındık üreticisi dertli, çay üreticisi dertli, buğday üreticisi dertli, dertli de dertli. Peki bu iktidarın sunduğu çözüm nedir? Bir çözüm sunuyor. Üretemiyor musun, otur oturduğun yerde. İthalat; sunduğu çözüm bu. Fiyat artımı gümrük vergisini sıfırlıyor. Limonda, mısırda, canlı hayvanda, ette, buğdayda bunu defalarca kez yaptılar" şeklinde konuştu.
Hatimoğulları, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'i eleştirerek, "Yazdığınız klasik reçeteler artık tutmuyor. Faizi artır, enflasyonu düşür ezberi artık tarihe gömülmüş durumda. 2 yıldır emekçinin, yoksulun kemerini sıkıyorsunuz, olmuyor. Tutmuyor bu politika ve tutmayacak. Ne zaman neoliberal, piyasacı, rantçı ekonomiden vazgeçilirse, ne zaman başta tarım olmak üzere dışa bağımlılıktan vazgeçilirse, işte o zaman Türkiye rahat bir nefes alır. Türkiye'de tarımı yeniden diriltmek için yapılması gerekenleri bu kürsülerden çok ifade ettik. Üreticiye taban fiyat garantisi verilmeli. Girdi maliyetleri, yani gübre, mazot, yem, elektrik, sulama doğrudan sübvanse edilmeli. Üretici kooperatifleri güçlendirilmeli. Küçük ölçekli çiftçilere faizsiz destekleme kredileri sağlanmalı. Çiftçinin banka ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçları belli ölçeklerde silinmeli ve bazı borçlar faizsiz bir şekilde yapılandırılmalı, icra baskısına da son verilmelidir. Üretim planlaması bilimsel bir veriyle ve üretici örgütlerle birlikte ithalata değil, yerli üretime dayalı yapılmalı. Üretici ve tüketici arasındaki aracı zinciri azaltılmalı. Gıda tedarik zincirleri yeniden düzenlenmeli" diye konuştu.
Gülistan Doku davasına da değinen Hatimoğulları, "6 yılı aşkın süredir hakikatin önüne örülen kalın bir duvar görüyoruz. Bu ülkenin adaleti kayıp bir kadının izini ne kadar cesaretle sürdüğüyle ölçülür. Gülistan'ın izini sürmek yerine dijital izlerin silindiği, hastane kayıtlarının karartıldığı, kamu gücünün bazılarını korumak için kullanıldığına dair ağır gerçeklerle karşı karşıyayız. Bugün dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in eşinin, oğlunun, polislerin ve kamu görevlilerinin soruşturma kapsamında tutuklanması sıradan bir gelişme değil. Soruşturma, kasten öldürme, cinsel saldırı, delilleri yok etme, suçluyu kayırma gibi vahim durumları kapsıyor. Devlet gücünü kullanarak suç işlediği ya da suçu örtüğü iddia edilen her kimse hesap vermelidir" ifadelerini kullandı.
Çocuklara dair teklifin Meclis'te olduğunu hatırlatan Hatimoğulları, teklifin çocukları korumadığını savundu. Hatimoğulları, "Onlara daha fazla, daha uzun süreli hapis cezaları getiriyor. Yoksulluğu, çocuk işsizliğini, eğitimsizliği, istismarı görmüyor bu yasa. Devletin sorumluluğunu adeta çocukların üzerine, omuzlarına atan bir yasa. Çocukların neden okulda değil de fabrikada, tarlada ya da sokakta olduğunu konuşmadan cezayı ağırlaştırmak istiyorlar. Bu adalet değil. Son 6 ayda 36 çocuk iş cinayetinde yaşamını kaybetti. Suçun kökeninde bireysel bir yönelim değil, toplumsal bir hakikat yatar. Sosyolojisi ve psikolojisi büyük oranda da sınıfsallıktan gelir. Çocukluk denen hakikati görmezden gelip, popülist düzenlemelerle günü kurtarmak gelecek nesillere karşı büyük ama çok büyük bir vebaldir. Türkiye'de çocuk yaşta akranlarını hayattan koparan cinayetler gerçekleşmedi mi? Gerçekleşti, doğrudur. Tanıklık ettik bunlara" diye konuştu.
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin de 2 yıldır bir süreç yürütüldüğünü hatırlatan Hatimoğulları, "Çerçeve yasa için artık son düzlüğe girilmiş durumda. Bu tüm Türkiye'yi ilgilendiren bir konu. Dar, polemikçi, birbirini yıpratan sürece dönüşmemesi için herkesin büyük bir sorumlulukla davranması gerekiyor. Her siyasi parti bu konuda elbette ki farklı düşünüyor olabilir. Bundan daha doğal da bir şey yoktur. Ama ortada bir mesele var ki; Kürt meselesi. Bu ülkenin 100 yılı aşkın temel bir meselesi. Bir asırdır şiddetle ve inkarla çözülmeyen, çözülemediği de apaçık ortada olan bir mesele. Bütün siyasi partilerin bu tarihi sorumlulukla hareket ederek barışın kapısını açacak bir yasanın çıkması için elini taşın altına koyması son derece tarihidir ve önemlidir. Sayın Öcalan'da son yapılan görüşmede 27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalma iradesini ve kardeşlik hukukunu gözeten yasal bir zemininin gerekliliğini bir kez daha vurguladı. "Dar günü kurtaran yaklaşımlardan çıkılmalı, yasa bir dönemin ve yeni bir sayfanın başlangıcı olmalıdır" diyor. Ve son görüşmede sayın Abdullah Öcalan bütün halklarımıza selam ve sevgilerini gönderdi. Değerli Türkiye yurttaşları bakın bu yaklaşım, sayın Öcalan'ın bu yaklaşımı on yıllardır süren çatışmaların bitirilmesi, hukuki ve yasal adımların atılması bakımından tarihi muazzam bir zemini ortaya koyuyor. Bu yaklaşımın, bu zeminin özü açık, net, ortak eşit yaşam hukukla tanımlanınca, yasayla somutlaşınca hakiki olur. Kürt meselesinin demokratik çözümü devletin sürekli ertelediği bir dosya olmaktan çıkarılmalı. Kürtler bugüne kadar hep inkar edildi, hep yok sayıldı. Dilleri yok sayıldı, varlıkları yok sayıldı, isimleri yok sayıldı. Bugünse Kürtler ve dostları toplumsal barışı inşa etmek için çaba harcayan bir seviyeye gelmiş durumda. Mücadele eden bir seviyeye gelmiş durumda. Müzakere eden güçlü bir seviyeye gelmiş durumda. Bu mücadeleye omuz vermek siyasi, toplumsal ve insani bir görevdir. Aynı zamanda bu süreçteki muhataplarımız, onlara da bu konuda seslenmek isterim. Dönüş meselesi dar yorumlanmamalı. Dönüş sınırların kapısından geçmekten ibaret değildir. Son günlerde çok konuşulan Odesa Destanı'nda ifade edildiği gibi eve varmakla, eve dönmek aynı şey değil. Dönüş sürgündekinin ülkesine, cezaevindekinin ailesine, KHK'lının ihraç edildiği mesleğine, kayyımla iradesi alınan halkın ve seçilmişlerin belediyelerine, yargılananların siyasal hayata dönmesi demektir. Yani topluma dönüş, işe dönüş, söze dönüş, memlekete, toprağa dönüş. Gerçek barışın coğrafyası da burada ve böyle başlar. Bu meyanda çerçeve yasadan beklenti nettir. Bugünün geçişini düzenlerken, yarının demokratik düzenini güvenceye almak, barışın yönünü günlük siyasetin rüzgarına bırakmamak. Şunu da belirtmeliyim, bu süreç İmralı'da sayın Öcalan tarafından yürütülüyor. Çerçeve yasa bunu yok saymadan ortaklaşılmış bir formülü içermelidir. Bu yasada sayın Öcalan'ın bu süreci ileriye taşıyabilmesinin önü açılmalıdır. Yani özgür yaşama ve özgür çalışma şartlarının artık acilen hayata geçmesi lazım. Hiç vakit kaybetmeksizin, bu haftadan itibaren, bugünden itibaren gazeteciler, siyasetçiler, hukukçular, kadın örgütleri, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri, toplumun farklı kesimleri, herkes artık İmralı'ya gidebilmeli ve sayın Öcalan'la görüşebilmeli. Heyetimizin son İmralı ziyaretinde oluşan mutabakat da olduğu gibi yasaya yansımalı" dedi.
Kaynak:İHA