Eğitim ve bilim emekçilerinin sorunları

Eğitim ve bilim emekçilerinin sorunları
Eğitim Sen Genel Merkezi Kadın Sekreteri Ebru Yiğit'in, “Eğitim ve bilim emekçilerinin sorunları” ile ilgili basın açıklaması:

Eğitim ve bilim emekçilerinin sorunları

Eğitim Sen Genel Merkezi Kadın Sekreteri Ebru Yiğit’in, “Eğitim ve bilim emekçilerinin sorunları” ile ilgili basın açıklaması:

Eğitim sisteminin, eğitim ve bilim emekçilerinin sorunları yıllardır birikerek artmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı ise, her yıl çözüm üretmekten çok, yeni sorunlar yaratan politika ve uygulamalarıyla başta eğitim emekçileri olmak üzere, öğrenci ve velileri sürekli mağdur etmiştir.

Laik eğitim anlayışına meydan okurcasına zorunlu  "zorunlu seçmeli"  din dersi dayatmalarına ek olarak liselere mescit açılmasının zorunlu hale getirilmesi, yıllardır temel bir insan hakkı ve toplumsal talep olan anadilinde eğitim hakkı önündeki yasal ve fiili engellerin sürmesi, okullarda giderek artan fiziki donanım ve altyapı sorunları, kalabalık sınıflar, ikili eğitim, birleştirilmiş sınıf ve taşımalı eğitim sorunları, eğitim müfredatında piyasacı, bireyci ve dini içerikli kavram ve söylemlerin artması  gibi pek çok sorun hale çözülmemiştir.

Yıllardır eğitim biliminin en temel ilkesi olan anadilinde eğitim hakkını, önceki iktidarlar gibi yok sayan AKP iktidarı, böylesine temel bir sorunu çözüyor gibi yapmak için sadece özel okulları ve seçmeli dersleri adres göstermiş, her konuda olduğu gibi, anadilinde eğitim konusunda da piyasacı, paralı eğitim merkezli çözümlerin peşinde olmuştur. Öğrencilerin okul yöneticileri tarafından seçmeli din derslerini seçmeye zorlanması, TEOG sonrasında yaşandığı gibi 40 bin öğrencinin imam hatibe zorla kaydedilmesi, son olarak liselerde mescit açmanın zorunlu hale getirilmesi ve ilkokullarda türban takılmasını serbestleştiren yönetmelik  gibi uygulamalar, hükümetin eğitim sistemini dini kurallara göre düzenlemek istediğinin kanıtıdır.

Üniversitelerde soruşturma, sürgün, işten çıkarma, mobbing, kadro vermeme gibi uygulamalar hızla artmaktadır! Bilim insanlarının insan-toplum-doğa yararına çalışmalar yapması ve bunu toplumla paylaşmaları her fırsatta engellenmekte; üniversiteler, üniversite olmaktan giderek uzaklaştırılmaktadır!

Sorgulamak, eleştirmek, muktedirlerden farklı düşünmek ve bu düşünceyi ifade etmek, hakikati çarpıtmayı görev edinenlerin toplumu yönetme mekanizmalarını paramparça eden bir güce sahiptir. Bu nedenledir ki üniversitelerdeki muhalif her ses susturulmakta, eleştirel düşünce ve ifade özgürlüğü yok edilmek istenmektedir. Disiplin yönetmelikleri ile muhalif öğretim elemanlarının susturulması için adeta engizisyon mahkemeleri kurulmakta, güvencesiz istihdam ise giyotine, yani işten atma uygulamalarına giden yolu açmaktadır. Üniversitelerin getirildiği durumda eleştirel, muhalif ve bilimsel faaliyet yürütmek imkansız hale gelmiştir.

Torba yasada yapılan değişikliğin ardından yayınlanan Öğretmen  Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği Taslağı'nda öğretmene uygulanmak istenen rotasyonun nasıl hayata geçirilmek istendiğinin ipuçları verilmiştir. Taslağın 35. maddesine göre, aynı işyerinde 8 yıl görev yapan öğretmenlerin isteğe bağlı ya da istekleri dışında il içinde başka okullarda görevlendirilmesi planlanmaktadır. Taslağın 42. maddesinde ise "İl içinde alanlarında ihtiyaç bulunmayanların atamaları, bulundukları ilde çalışılması gereken süre şartı aranmaksızın tercihleri doğrultusunda yer değiştirme döneminde il dışına yapılabilir" denilmekte, böylece il dışı rotasyonun da yani zorunlu sürgünün önü açılmaktadır.

Yönetmelik taslağı rotasyon dışında başka sorunlar da getirmiştir. Eşleri farklı işkollarında ya da özel sektörde çalışan eğitim emekçilerinin eş durumu atamaları zorlaştırılmış, eş durumu atamalarında "eşlerin ihtiyaç olan yerde birleştirilmesi" kurala bağlanmıştır. Fen liseleri ve sosyal bilimler liselerine öğretmen atamalarında sınav şartının kaldırılması, öğrenim özrü özür grubundan çıkarılırken, lisansüstü eğitim yapanlara ek puan verilmesi gibi çelişkili uygulamalar, MEB'in attığı her adımda öğretmenleri hedef tahtasına koyduğunun kanıtıdır.

Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığı hazırladığı "Örgün ve Yaygın Eğitimi Destekleme ve Yetiştirme Kursları Yönergesi" ile Eylül 2015'te kapatılacak dershanelerin yaratacağı boşluğu, öğrencilere yönelik ücretsiz destek kursları açarak doldurmak istemektedir.

Belirtmek gerekir ki esas olan kurs açmak değil, eğitimin niteliğini artırmak olmalıdır. Elbette dezavantajlı öğrenciler için takviye kurslar da açılabilecektir. Bu açıdan söz konusu kursların ücretsiz olması, öğrencilerin kendi öğretmenlerinden eğitimlerindeki eksikliklerine dair destek görebilmeleri şüphesiz çok önemlidir. Ancak yönerge, gerek öğrenciler gerekse öğretmenler açısından bir dizi sorunu beraberinde getirmektedir.

Örneğin, hangi derslerden kurs açılacağına ve hangi öğretmenin ders vereceğine dair konularda öncelikle veli ve öğrenci seçimleri belirleyici olmaktadır. Bu durum öğretmeni performans değerlendirmesine açık hale getirmektedir. Özellikle MEB'in performans değerlendirmesini, güvencesizleştirme politikasının bir uzantısı olarak hayata geçirmeye çalıştığı gözetilirse, durumun vahameti anlaşılabilecektir. Kaldı ki uzman öğretmenlik uygulamasında olduğu gibi öğretmenleri ayrıştıran subjektif yaklaşımların bir gerçekliği olmadığı iyi bilinmektedir. Yönergede açıkça "bilgi ve tecrübesi ile branşında temayüz etmiş, çevresi ile iyi ilişkiler kurabilen öğrenme ve öğretme yöntem ve tekniklerine hâkim, teknolojik araç-gereçleri eğitim ortamında kullanabilenler" denilerek bu değerlendirmeye kapı açılmıştır. Bu durum, öğretmenleri kategorize edecek ve öğretmenin başarısını sınavlardaki öğrenci başarısına indirgeyecektir. Halbuki öğretmen, öğrencisinin kendi yeteneklerini fark edebilmesinde ve geliştirebilmesinde, dünyaya başka pencerelerden bakabilmesine yardımcı olan kişidir. Öğretmenin başarısı, öğrencisiyle bu yönde kurduğu ilişkide ortaya çıkar ve bu başarı ölçülebilir değildir.

Eğitimin ve eğitimcilerin acil çözüm bekleyen bunca sorunu varken hazırlanan 2015 yılı bütçesi ise tam bir savaş bütçesi olarak planlanmıştır. Milli eğitim bakanlığına ayrılan bütçeye baktığımızda ayrılan bütçenin ve bu bütçenin kullanılacağı harcama kalemlerinin eğitiminde yaşanan sorunlara ve binlerce atama bekleyen öğretmenin sorunlarına değil eğitimin kadrolaşmasına harcanacağını görmek mümkündür. 2014 yılı Toplu İş Görüşmelerinde yandaş sendikanın emekçileri masada satması sonucu bu yıl enflasyon farkı alınamamıştır. Alınan kısmı zammın enflasyonun içinde erimesinden kaynaklı eğitim emekçisi bizler daha fazla ekonomik kayba uğradık. Başta bu mağduriyetimiz olmak üzere 2015 yılında tüm kayıplarımızın ödenmesi için ve savaşa değil eğitime bütçe ayrılması talebi ile bu bütçeyi kabul etmediğimizi buradan bir kez daha dile getiriyoruz.  Tüm taleplerimiz karşılana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. kha

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir