USLÜP KİŞİLEŞTİRİLMEMELİDİR
Günlük hayatta olsun, iş yaşamında olsun iletişim noktasında temel unsurunun sakin konuşmak olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Suna Kaymak Özmen, “Günlük hayatta A-B-C modeli kullanıldığında olay ve durumları değerlendirişinde önemli farklılık görülür. Var olan durumlar kişileştirilmeden ortaya konulmalıdır. Aksi takdirde karşımızdaki insan önemsenmediğini kaideye alınmadığını sanır. Yani üslup kişileştirilmemelidir. Biz insanların en büyük arzusu toplumda saygı görmek değer gördüğünü anlamak ve dışlanmamaktır. Bütün bu olgular kişilikle bağlantılıdır.” dedi.
ÖZELLİKLE ANNENİN TUTUMU ÇOK DEĞİŞKEN OLMAMALIDIR
İnsanın karmaşık bir yapıya mükellef olduğunu da ifade eden Özmen, “Yaşadığınız olayları, durumları iyice inceleyin sizin üzerinizde nasıl bir etki bırakıyor. Bu olaylara tepkiniz nasıl bir kez de kendi muhasebeniniz de değerlendirin. Aile içi iletişimin diğer önemli bir boyutu anne ve baba tutumudur. Aile içi anne ve baba tutumu çok önemli bir kaidedir. Anne ve babanın birbirlerine karşı olan tutumu yada kendilerine karşı olan tutumu ailede çocuklar üzerinde çok önem arz eder. Özellikle annenin tutumu çok değişken olmamalıdır. Örneğin bugün anne çocuğuna çok duygusal davranırken ertesi gün şiddet uygularsa yada bağırıp çağırırsa bu yanlış bir tutum olur ve olumsuz sonuçlar doğurur.” diye konuştu.
YETKİLİ ANNE BABALARIN DAVRANIŞLARI NASIL OLUR?
Anne ve babanın çocuğu için kullandığı iletişim biçimleri ve davranış şekillerinin çeşitliliğine de değinen Özmen, “Bunlardan ilki ilgisiz^, kayıtsız anne ve babalar. Bunlar çocuklarıyla pek ilgilenmezler. İletişim bağlamında onlarla az diyaloga geçerler. Aralarında uzaklık dürtüsü vardır. Aile içi kararlarda çocuğun düşüncesi alınmaz. Çocuk bu bağlamda kendine yabancılaşır. Böyle ortamlarda büyüyen çocuklar tepkisel hareketler yaparlar. Kararları çok anidir, her an farklı davranabilirler. Bu çocuklar özellikle ergenlik döneminde alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklara meyilli olurlar. Otoriter anne ve babalar disiplin seven, ne olursa olsun çocuğun itaat etmesinin gerekliliğine inanan, cezalandırmaya dayalı katı kuralları uygulayan, çocuğunun özgürlüğünü kısıtlayan anne ve babalar nasıl bir çocuk yetiştirdiğinin farkında olurlar mı? Diye sormak gerekli. Böyle ortamda büyüyen çocuklar edilgen, pasif, kendine güveni olmayan bir birey olarak yetişiyor. İzin verici, kabul edici anne babalar var. Bunlar çocuklarına nezaket kuralları içerisinde davranır. Her hangi bir kurala bağlantı kurmazlar. Çocuk bırakalım da istediğini, istediği gibi yapsın, rahat hareket etsin diyorlar. Bu ortamda büyüyen insanlar yaşam standartlarını zihinlerine tam oturtamıyorlar. Hep başkalarının istekleri onların isteklerinden baskın oluyor. Liderlik gibi yüksek bir hedefleri yoktur. Bulunduğu konumun sorumluluğunu üstlenirler. Yetkili anne babaların davranışları nasıl olur? Bunlar sıcaklık, sevgi ve disiplini bir bağlamda alırlar. Çocukla içli dışlı olurlar; ancak sorumluluk noktasında yüz de yüz bir sorumluluk vermezler. Karar verme noktasında çocuğa özgürlük hakkı tanırlar. Ancak bu onların nezdinde oluşan bir durum olur. Böyle büyüyen çocuklar çok şanslı kendileriyle barışık olurlar. Yaratıcı, düşünen, uygulayan, akıllı, sorumluluk bilinci ile yetişmiş bireyler olarak karşımıza çıkarlar. Okullar da sosyal bilinci daha da pekiştirirler. Hayata tutunma noktasında daha da başarılı olurlar.” şeklinde konuştu.
AİLE İÇİNDE UYGULANAN ŞİDDET
Aile içi iletişimde diğer önemli bir etken olan aile içinde uygulanan şiddet konusuna da ele alan Özmen, “Aile içi öfke ve saldırganlık okulda yine yapılan kaba kuvvet ve şiddet unsurları iletişimi olumsuz etkileyen yıpratıcı bir etkisi vardır. Eğitim sürecinde çocukların şiddet uygulaması bu çocukların ailedeki öfke ve saldırganlıktan geldiğini açıkça belirtmek istiyorum. Aile yakın ve akraba ilişkilerin sunulduğu gelişimsel bir ortamdır. Gelişim diyorum çünkü aile duygusal olayların, gerilim ve çatışmaların yaşandığı bir yerdir. Öfke aslında bireyin hissettiği bir duygu doğal bir duygudur. Önemli olan öfkenin nasıl ifade edildiği ve öfkenin saldırganlık biçimine dönüşmeden bu aşamaya gelmeden ifade edilmesidir. Anne ve babanın kişiliği tutumu çocuğun dünyaya gelmesiyle beraber artık çocuğun zihninde şekillenmiştir. Bu şekillenmeler şemalar hayata bakış açımızı insanlara davranışlarımızı belirliyor.” ifadelerini kullandı.
ŞİDDETİ MODEL ALAN EN ÇOK ETKİLENENDİR
Özmen şöyle konuştu:
“Bugün bir psikologun bir konuşmasına denk geldim ve ilgimi çekerek dinledim. Kendisine gelen bir anne çocuğunun çok çekimser olduğunu düşünerek çocuğu için kaygılanıyor. Ve onu bu psikologa götürüyor. Psikolog ona bir resim çizmesini istiyor. Çocuğun çizdiği bu resim üzerinden çıkarımlara varan psikolog anneye bazı sorunlar yöneltiyor. Anne evdeki eşinin alkol aldığını ve ergenlik yaşında olan oğluna şiddet uyguladığını belirtiyor. Küçük çocuk da onların yaşanan bu olumsuzluklardan etkileniyor ki bilinç dünyasında bu şemalar yansıtıyor. Ergenlik yaşındaki çocuk kafasında şöyle bir izlenim yaratıyor. ‘Annem, küçük kardeşim şiddet görmesin’ diye kendini kurban gösteriyor. İçi kan ağlasa da sevdiklerinin canının yanmasına dayanamıyor. Küçük çocuk ise olaylara müdahale etmediğinden sen küçüksün sen karışma bir köşede dur denilmesiyle çocuk bir kenarda olan bitenleri seyir ediyor. Ve çocukta çekimser pasif bir izlenim gözleniyor. Anne ve babanın ailedeki konumu ilişkileri özellikle tutumu çocuklar üzerinde çok etkilidir. Aile kavramında karşımıza iki unsur çıkıyor: şiddet ve saldırganlık. Az önceki örnekte olduğu gibi şiddet gören ve şiddete maruz kalan iki çocuk saptanmıştır.”
ÇOCUĞUN HAYAL DÜNYASINDA BABA DAİMA GÜÇLÜDÜR
Özmen daha sonra şunları söyledi:
“Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor. Şiddete maruz kalanlar tabiî ki çok etkilenir ancak şiddete bizzat tanık olan şiddetten daha fazla etkilenir. Çünkü o artık model alma yolunda ve karşısında gördükleri onun ana şaması olur. Şiddeti model alan en çok etkilenendir. Aile içi şiddetin en fazla kadına ve çocuğa yansıdığını görüyoruz. Baba imgesi güçlü, ailesine bakan, sahiplenen, ailesine kol-kanat gelen baba imgesiyle birde onların zedeleyen baba imgesi çocukların kafalarında değişik imgeler yaratır. Çocuk gördükleri karşısında ne yapacağını nasıl davranacağını bazen kestiremez. Babanın annesini dövmesi fiziksel bir yaptırım uygulaması annenin yüzünün yada elinin kanaması onu etkilediği gibi annesinin aldığı bu yaralar onun psikolojik travmalar geçirmesine sebebiyet veriyor. Anne artık ebeveynlik duygusunu kayıp etmekle çabalar. Hem fiziksel hem de psikolojik rahatsızlık onu aşırı derecede yıpratır. Bu durumu gören çocuk hem annesinin yaralarını sarmaya hem de annesinin manen yanında olmaya çalışır. Çöküntü ve zedelenmiş durumda olan anneyi gören çocuğu onu bırakamıyor, hep onun yanında olmak onu tehlikelerden korumaya çalışıyor. Çocuğun hayal dünyasında daima baba güçlüdür. Birey artık onu model alır, onunla özdeşleşir.
ÇOCUKLAR DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNİ NASIL İFADE EDİLECEĞİNİ AİLE ORTAMINDA ÖĞRENİR
Bütün bu sonuçlar neyi ortaya çıkarır? Tabi artık çocuklar duygularını nasıl doğru bir biçimde ifade edebileceklerini öğrenemiyorlar. Çünkü çocuklar duygu ve düşüncelerini nasıl ifade edileceğini aile ortamında öğrenir. Çoğu zaman bu anlatılmakla değil de model yoluyla verilmeye çalışılır. Şiddet sonucu davranış bozukluğu, karşıt tepki geliştirme, depresyon gibi çeşitli hastalıklar yada travmalar gerçekleşir. Evde şiddet gören çocuk okulda arkadaşını dövüyor. Aile içi şiddet sonucu görevlerin değişmesi meydana geliyor. Anne ve baba ortak çocuğa bakmak ile yükümlüyken artık bu görev anneye kalıyor. Aile içi şiddet neticesinde çocuk istismarı ve ihmali sonucu ortaya çıkar. Çocuk istismarı fiziksel, duygusal yada cinsel şekilde karşımıza çıkıyor. Çocuk ihmali ise fiziksel ve duygusal olarak karşımıza çıkar. Çocuk istismarı yada çocuk ihmalinin ortaya çıkmasının altında çeşitli nedenler vardır. Ailede anne ve babanın genç yaşta evlenmesi ve deneyimsiz olması ekonomik sebepler ve işsiz kalan babanın bunun en yakınındaki objeden çıkarmaya çalışması, aile içi geçimsizlikler, anne ve babanın ruhsal bozuklukları bu iki nedeni ortaya çıkarmıştır. Fiziksel istismara uğrayan çocuk bir şekilde kurtulur. Zor bir evre geçirir ama atlatır. Ancak cinsel bir istismar onun üzerinde derin bir etki bırakır.
KADINA YÖNELİK ŞİDDET
Kadınlara yönelik öfke ve saldırganlığın tanımı şöyle olur: Kadına olan fiziksel yaptırım özgürlüğünün elinden alınması ve onu toplumda küçümseme hep bir şiddetin yansımasıdır. Şiddet hem kadın için hem çocuk için örseleyici bir durumdur. Gelişmiş ülkelerde de kadına şiddet unsuru var. Demek ki bu sadece ekonomik yada işsizlikle açıklanamaz. Kadının evde sahip olduğu konumu yada sahip olamadığı konum onun statüsü çok önemlidir. Kız çocuklarının eğitimli olması ilerde tasarladıkları yaşam onlar için önemlidir. Özellikle eğitim sosyalleşme konusunda şart olan bir etkendir. Şiddet gören kadın bir yerden sonra bunu içselleştiriyor kendi kaderiymiş gibi görmeye başlıyor. Ve hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyor bunun sonunda da psikolojik sorunlar yaşıyor. Aile içi iletişime yönelik olarak ne yapılabilir? Bunun cevabı anne ve babanın ailede çocuğun daha rahat duygu ve düşüncelerini dile getirmesi için ona yardımcı olmaları ve çocuğuyla yakından ilgilenip empati kurabilmelidir. Anne ve baba aile içinde birbirlerine karşı olan davranışları, çocuklar bir hata yaptığında onlara kızma yoluna değil de hataları düzeltme yoluna gidilmesi gereklidir. Anne ve babanın bilinçlendirilmesi saldırgan ve öfke konusunda kendilerine hakim olmaları gerekmektedir. Anne ve baba bir model olduklarını asla unutmamalıdırlar.”
Merkez Halk Eğitimi Merkezi ASO Müdürlüğü Toplantı salonunda düzenlenen programa Milli Eğitim Müdür Yardımcıları, Şube Müdürleri, İlçe Milli Eğitim Müdürleri, İlçe Milli Eğitim Şube Müdürleri, İl Geneli İlköğretim, Ortaöğretim Okul Müdürleri ve kurum müdürleri katıldı.
(1).jpg)
(1).jpg)
kha