Toplantıya; Ar-Ge’den sorumlu genel başkan yardımcısı Süleyman Soylu’nun yanı sıra; Kars Milletvekilleri Ahmet Arslan ve Prof. Dr. Yunus Kılıç, Erzurum milletvekili il koordinatörü Adnan Yılmaz, AK Parti Kars İl Başkanı Av. Ensar Erdoğdu, AK Parti il ve ilçe teşkilatları katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından bir konuşma yapan AK Parti Kars İl Başkanı Av. Ensar Erdoğdu, “Bugün ki toplantının diğer toplantılardan bir ayrıcalığı ve bir farklılığı var. Aynı zamanda yaklaşık 5 haftadır Siyaset Akademisi ders programlarını burada hep birlikte yürütüyoruz. Bu anlamda bugün programın yoğunluğundan dolayı gerek İl Danışma Meclisi Toplantımızın ve gerekse Siyaset Akademisi derslerimize bugüne mahsus olmak üzere birleştirmek durumunda kaldık. Bugün aynı şekilde Kars’a yaptığınız ziyaretten dolayı da tekrar teşekkür ediyorum. Sizin çok yoğun bir program içerisinde olduğunuzu biliyoruz. Biz burada haftada bir kez bir programı yürütmenin zorluğunu çok iyi biliyoruz. Sizler şuanda 32 veya 34 ilde Siyaset Akademilerinin koordinasyonunu yönetiyorsunuz. Yüzlerce hocayla her gün haşır neşir oluyorsunuz. Bu büyük organizasyonu başarıyla yürüttüğünüzü, genel merkezde çok yoğun bir çalışma temposu içerisinde olduğunuzu ekiplerinizle beraber, ben yakından bildiğim için size bu konuda başarılar diliyorum. Allah yardımcınız olsun. Biz sizi geçmişten beridir biliyoruz, tanıyoruz. Özellikle 12 Eylül referandumu öncesinde Türkiye’nin değişim ve dönüşümüne ihtiyaç duyduğunu, bu konuda sizlerin desteğini çok iyi biliyorsunuz. O dönem il il dolaşarak arkadaşlarınızla beraber demokrasi buluşmaları adıyla yaptıklarınızı çok iyi biliyoruz. Referandumda neden ‘evet’ oyu verilmesi gerektiği hususunda ki çalışmalarınızı, çabalarınızı çok yakından takip ettik. Teşkilat olarak bunu biliyoruz. Bu konuda da sizlerin desteğinden dolayı sizlere çok teşekkür ediyoruz. Yüzde 65 Kars’ta ‘evet’ oyu çıktı. Türkiye genelinde yüzde 58 oy çıktı. Bunda sayın Süleyman Soylu’nun çok ciddi bir katkısı olduğunu hepimizin bilmesi lazımdır.” dedi.
İYİ Kİ KARS’TAYIM
Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş’un slayt gösterisi eşliğinde hizmetler ve projelerini bir bir anlatmasından sonra kürsüye gelen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu da, “Öncelikle Kars’ta, bu güzel toplantıda sizlerle buluşmaktan büyük bir onur duyuyorum.” diyerek sözlerine başladı. Soylu, İl Danışma Meclisinin hayırlara vesile olmasını dileyerek, “Bu baharı anlattığımız, baharın içinde bulunduğumuz, ama bunun kadar önemli olan 3 aylara bugün hep birlikte merhaba dediğimiz, 3 ayları büyük bir gönül coşkusuyla karşıladığımız bu güzel günü hepinizin huzurunda kutluyorum.Kars’a daha öncede geldim. Sayın Milletvekilimizle araçta gelirken Kars üzerine biraz konuştuk. 52 ili ziyarete gittim çeşitli vesilelerle ve çeşitli programlarla bu 6 aylık süreç içerisinde. Mümkün olduğunca üzerimize düşen görevi tam anlamıyla ifa etmeye çalıştık. Ben her şehri yıllardan beri yapmış olduğum Türkiye ziyaretlerinde kodlarım. Türkiye’de gitmediğim vilayet kalmadı. Hemen hemen birçok ilçe ve kasabasını da bir vesile ile ziyaret etme imkânını buldum. Kars’ı kitaplardan okuduğum, Kars’ı güzel romanlardan okuduğum, Kars’ı güzel dostlarımdan dinlediğim ve Kars’ı bir vesile ile hayal ettiğim o tarihlerden itibaren Kars ile kucaklaştım. Ve o andan sonra üzerime büyük bir kültür, üzerime büyük bir tarih, üzerime büyük bir medeniyet, üzerime büyük bir cömertlik, üzerime büyük bir bereket ve üzerime her zaman ve her zaman Kars’ın kendine ait o yabanlığı, o gücü ve kuvveti hissetmiştir. Ve biz Kars’ı uzaklarda da olsak, Kars’a her zaman gelmesek de Kars’ı hep sevdik. Kars hep bizim yanımızda, bizim yakın dostumuzdur. Bize kuvvet veren, bize güç veren bize bir şekilde o sesiz, sakin, sanki yalnızmış gibi görünen haliyle, o oturduğunda ve var olduğunda bütün ülkede her zaman 780 bin km.de kendi halini, kendi anlamını, kendi bütünlüğünü her yönüyle anlatan bir kent imajı ister. Bir il imajı çizer. İyi ki Kars’tayım. İyi ki sizlerle birlikteyim. İyi ki bu memleketin hamuruyla yoğrulmuş güzel insanların arasındayım.” diye konuştu.
BURASI BÜYÜK BİR ÜLKEDİR
Soylu daha sonra şunları söyledi:
Etki alanını genişletmiş bir Türkiye tablosuyla karşı karşıyayız. Suriye’yi Muhalefet partisi eleştiriyor. Dün Sayın Kılıçtaroğlu yine aynı şekilde eleştirdi. Bizim Suriye politikamızın yanlış olduğunu anlatmaya çalıştı. Sayın Kılıçtaroğlu, biraz tarihe dön de bak. Peşmergeler bizim ülkemize gelip sınırlarımıza dayandığı zaman, ekonomimizin çok zayıf olduğu bir nokta da sırtını dönen bir millet olmadık. Biz onlarla yüzlerce yıllık bir tarihin, bir medeniyetin ittifakı içerisinde olduk. Sırtımızı dönemezdik. Biz rahmetli Özal zamanında, Bulgaristan’dan bizim soydaşlarımız gönderildi. O zaman Allah-u Ekber’e, orada bir şekilde hasret kalmış insanlar, o Kapıkule’den girdiklerinde her ezanı duyduğunda ve ağladığında, o toprağı görüp öptüğünde ona seyirci kalan bir Türkiye değil, ne olursa olsun maliyeti ne olursa olsun onu kucaklayan bir Türkiye tablosunu ortaya koydu. Sadece öyle değildir. Dün akşam izlediğim rahmetli Adnan Menderes, Bulgaristan’dan, Kosova’dan o günkü Yugoslavya’dan, hatta Romanya’dan nereden gelirse gelsin, kendi ülkemizin insanını o kader birliğinin hatırına o sınırlarda o mezalim içerisinde bırakmadı ve onları buraya aldı. Burası büyük bir ülkedir.
BİZ ÇIKAR TEMELLİ BİR POLİTİKA ORTAYA KOYMUYORUZ.
O büyük aklını hiçbir zaman, çok büyük bir şekilde sıkıntı çekse de, çok ciddi bir şekilde fakr u zaruret içinde olsa da bunu hiçbir zaman kaybetmemiştir. Kendi medeniyetinin kendine vermiş olduğu o büyük karakteri hiçbir zaman kendinden uzaklaştırmamıştır. Ve bir yeteneği ortaya koymuştur. Osmanlı henüz yeni kurulmuş bir aşiretken, henüz küçük bir aşiretken Selçuklular ile Moğollar; Moğollarla karşı karşıya kaldığında Osmanlı aşireti güçlü Moğolları tutmadı. Zayıf olan Selçuklulara beraber oldu. Bugün biz çıkar temelli bir politika ortaya koymuyoruz. 4–5 milyar dolar Suriye’ye bir ticaret açığımız var. “Aman bunlar ne olur?” diye bir anlayışın içerisinde ortaya çıkan bir politika yönetiyor değiliz. Biz buradayız. Biz Kars’tayız, biz Türkiye’deyiz. Biz Mevlana’yı sadece düğün gecesini, sadece Şeb-i Aruz’u Konya’da kutlayalım diye mi bir Mevlana anlayışını kendi içerimize sindiriyoruz? Neyimize yarar o zaman bizim? Medeniyet neyimize yarar? Zenginlik neyinize yarar? Siyasal iktidarımız neyinize yarar? Siyasal gücümüz neyinize yarar? Biz Mevlana’yı Şeb-i Aruz’u o büyük anlayışı Moskova’ya getirmezsek, biz onu, Şeb-i Aruz’u Moskova’da düğün gecesi anlatmasak, biz onu Berlin’de, Washington, Newyork, Londra da, Paris’te, Kahire’de, Almanya’da, biz onu bir şekilde Tahran’da, Medine’de Hz. Muhammet (SAS) ile yanak yanağa getirmezsek bizim kuvvetimiz, bizim gücümüz neye yarar? Biz Pir Sultan Abdal’ın, Hacı Bektaşi Veli’nin, Harakani Hz. Veysel Karani’nin, Hacı Bayram Veli’nin, Ak Şemsettin Hz. lerinin, bir vesileyle Selahhttin Eyubi’nin, İdris’i Bitlisi’nin anlatmalıyız. Eğer biz onları anlamamışsak, biz onların birlik ve tevhit anlayışını, bize bıraktıkları mirası tarihe gömüp edeceksek, bizden sonra gelecek olan nesiller bize “yazıklar olsun” demezler mi?
Biz tam 400 yıl şu tırnakları ile bütün dünyayı kendine hayran bırakan Mimar Sinan’ı tarihe bırakacaksak, eğer onu bütün dünyaya anlatmayacaksak bugün mana boşluğu çeken, yaşamın neden olduğunu bir şekilde kendi içerisinde bütünleyemeyen Avrupa’ya, Batı’ya, Amerika’ya dünyanın gelişmiş ülkeleri diye kendini and eden ülkelere bunu anlatamayacaksak bizim medeniyetimiz neye yarar? Bizim medeniyetimiz neye yarar ki İbni Sinaları bu topraklarda bir şekilde kendi insanımıza ve dünyayla buluşturamayacaksak, Piri Reisleri buluşturamayacaksak, o hayat toplumunu anlatan Farabi’yi, o İbn-i Haldun’u yeniden bu ülkenin toprakları yararına bütünleştiremeyeceksek bizim zenginliğimiz, iktidarımız, bizim güçlü bir Türkiye olmamız neye yarar?
NEDEN SİYASET!
Neden siyaset yapıyoruz, neden son 10 yıldan beri bu büyük mücadeleyi ortaya koymaya çalışıyoruz? AK Parti iktidarı olalım. Ama Vali önümüzde düğme iliklesin, bir şekilde Emniyet Müdürüne sözümüz daha iyi geçsin, bu bürokratik oligarşiyle beraber iyi geçinelim de ondan sonra bu ülkenin iktidarını elimizde tutalım diye mi? Elbette değil. Elbette öyle olmadığınızı biliyorum. Ama çıtanın çok daha yükseldiğini, bizden beklentilerin çok daha önemli bir noktaya geldiğini anlatmaya çalışıyorum. İşte onun için etki alanı genişleyen bir Türkiye tablosunu size bir şekilde anlatmaya çalışıyorum. Bu 21. yüzyılın birinci politikasıydı. İkinci politikası ise yenileşen bir Türkiye tablosu ile karşı karşıyayız. Bu yenileşmeyi sağlayan bir anlayışsa bu salonda bugün bununla karşı karşıyayım tam anlamıyla. Siz bizden çok daha heyecanlısınız. Bende İstanbul’da doğdum büyüdüm. Bilirim hastaneleri. Hemşerilerimizin sizin burada ki güzel insanlarınızın, orada ki bir doktora gece yarısı gelip bir kış bahrinde bir vesile ile soğukta sabaha kadar annesi ve babası ile beklediğini biliyorum. Veya bir evladın onu emziren, ona hayatını veren annesine, orada sabaha kadar soğukta beklettiği için kahır olduğunu bilirim. Ona belki bir battaniye bile veremediğini ama en büyük üzüntüsünün acaba yarın doktora çıktığımızda, bu doktor bizi adam yerine koyacak mı eğer bizim yüzümüze bakmasa da bir şeyler yazarsa da, ben anama ne derim diye büyük bir endişe yaşadığını biliyorum. Dün hastanelerde bir şekilde SSK hastanelerinde hepiniz gördünüz ve yaşadınız. İlaç kuyruğunda kalp krizi geçirten insanları hep birlikte gördük. Bu bizim tarihimiz mi olacaktı? Bu bizim kaderimizdi.
MİLLETİN DEVLETİN HİZMETİNDE DEĞİL, DEVLETİN MİLLETİN HİZMETİNDE OLDUĞU BİR ANLAYIŞ
Oradan dün faiz lobisine giden paralar her yüz liralık vergi gelirinin 86 lirasını faiz gelirine gittiği bir ülkeden bugün ancak 15–16 buçuk lirası faiz gelirine gidiyor. Benim ülkemin insanına sağlık bakanlığına bağlı olan doktorların bir milyon kere ziyaret ettiği, kendi ayağına beklemeden, eğer bir ihtiyacı varsa, sıkıntısı varsa, düşkünse, devletin şefkat elinin, devletin çözüm elinin, devletin nispet elinin milletin devlettin hizmetinde değil, devletin milletin hizmetinde olduğu bir anlayışı ortaya koymuştur. Milletin faizi hizmetine değil paranın milletin hizmetinde olduğu bir anlayışı ortaya koymuştur.
NEDİR TAHRİBATLARIMIZI TAMİR ETMEK?
Çok kritik süreçte Türkiye için, etrafımızda ki coğrafya için, dünya için, gelecek nesillerimiz içinde önemli süreçte iki temel zorluğumuz var. Bunlardan bir tanesi; 21 yüzyılın yine başından itibaren Türkiye bu zorlukları düzeltmek için büyük bir çaba sarf etmektedir. İkincisi ise bizim hedefimizdir. Birincisi geçmiş tahribatlarımız tamir etmektir. İkincisi ise Türkiye’yi 2023’e -2053’e ve 2071’e taşıyabilmektir. Zeminimizi bozmadan. Birlik ve beraberliğimiz içerisinde taşıyabilmektir. Bunu tam anlamıyla gerçekleştirebilmektir. Nedir tahribatlarımızı tamir etmek? Hepimiz biliyoruz zaten. Ve 21. yüzyılın başından itibaren bu tahribatları tamir etmeye çalışıyoruz. Büyük bir mücadele ile. Ötekileştirdiler bizim insanlarımızı. Dindarları ötekileştirdiler. Bir köylünün oğlu hâkim olmasın, bir iş adamı olmasın, profesör olmasın, yarın bugün Türk Silahlı Kuvvetleri olurda bir şey olur diye hepimizi ötekileştirdiler. Aileleri ötekileştirdiler. Kürtleri ötekileştirdiler. Ve kadınları ötekileştirdiler. Neredeyse her tarafı itilaflı bir toplum haline getirdiler. Bunu tamir etme mükellefi ve sorumluluğu da Ak Partinin 21. yüzyılda ki e temel sorumluluklarından bir tanesidir. Ve bu 21. yüzyılın başından itibaren bu sorumluluğu birincil sorumluluğu bilerek yerine getirmeye çalmaktadır. İskitli Atıf, bizim tahribatımız değil midir? O masum insanın daha önce yazmış olduğu bir kitaptan, daha önce ki görüş ve düşüncelerinden dolayı sonradan La Fontaine kurgucu hikâyesi gibi o suyu bulandırması gibi onun ihlal edilmesi bütün millete mesajdır. O bizim tahribatımızdır. Halen de tahribatımızdır. Şeyh Sait meselesi, ondan sonra ki olaylar tahriri Sükûn Kanunu bizim tahribatımızdır. İstiklal Mahkemelerinde bu milletin başına gelen hadiseler bizim tahribatımızdır. Ve bunları onarmakla mükellefiz. Yine bizim tahribatımızdır.
SİZ ZANNEDİYOR MUZUNUZ Kİ O İPLİK ONLARIN BOĞAZINA GEÇTİ
1937’de Dersim’de o çocuklar. Bir çocuğun suçu günahı ne olabilir. Bir insanın suçu günahı ne olabilir? Onları devletin uçakları ile beraber sonrada o uçakların ismini verdiğimiz havalını ile birlikte aynı 27 Mayısa darbe yaptıktan sonra 27 Mayıs’ı bu ülkenin insanının başına bir zillet olarak getirenlerin yaptığı gibi orada 1937’de Dersim’de insanları fareler gibi öldüreceksiniz. Onları bütün insanlık onuruna yosun kılacaksınız. Ve yıllarca sesinizi çıkartmayacaksınız. Bir adam çıkacak bu ülkenin başbakanı milletin kuvvet ve kudret verdiği bir adam çıkacak devlet adına tam 70 yıl bu bizim tahribatımız değil mi? Bir tokat yesek, birisine elimizi uzatmasak siyaset yapıyorsunuz, elini uzatmadığı zaman 20-25 gün nerdeyse onun maliyetinden kurtulamıyoruz. Bu adam bana neden el uzatması diye. Evladı, annesi, babası, akrabası ölen ve hımsı ölen insanların, haksızlıkla beraber olan insanların yaşan ve hayat biçimini ondan sonra hep beraber bir tasavvur edelim. Ne zannediyoruz hep birlikte? 1960’larda rahmetli Adnan Menderes’in zorlayıp idam ettiklerinde o ipi boğazına geçirdiklerinde siz zannediyor muzunuz ki o iplik onların boğazına geçti. Hayır. Siz ne hakla, sizin ne haddinize bizim yönetim anlayışımıza, sizin ne haddinize bizim ülkeyi geliştirme veya değiştirme anlayışımıza, sizin ne haddinize bizim üniversitemize, sizin ne haddinize bizim medyamıza, sizin ne haddinize bizim sermayemize karışıyorsunuz. Siz kimsiziniz? Eğer haddinizi bilmezseniz biz sizi böyle darağacına götürür yıllarca da millete kendi gazetelerimizden bak. Onların derdi millettir. Onların derdi milletin korkusudur. Onların derdi milletin inancıdır.
YA KOALİSYON OLSAYDI!
Peki, 19612de klasik olarak aşlayan parlamenter sistem her türlü çözümü ortaya koyuyordu da, 1971 muhtırası neden oldu? Peki, 1980 darbesi neden oldu? Peki, 28 Şubat neden oldu? Peki, 27 Nisan’da tek başına güçlü ve istikrarlı bir hükümete çelme takmak için o bildiriyi neden okudular? Maden bu kadar güçlü ve kuvvetliydi. Maden Türkiye’nin bütün sorunlarını çözüyordu da, ekonomik bütün sorunlarını çözüyordu da biz 1955’ten 2005 yılına kadar Türkiye orta gelirli ülkeler arasında alt gelir dilimi olan ülkelerde 50 yıl patinaj yaptı. 2005 yılında Türkiye orta geliri yüksek olan ülkeler seviyesine geldi. 50 yıl patinajı bir sınıfta yaptı. Şimdi 10 yılda 12 bin 859 dolar olan 2015 yılında yüksek gelirli ülkeler seviyesine çıkacak. Neden? İstikrardan dolayı. Tek başına iktidardan dolayıdır. Ya koalisyon olsaydı? 1970 ile 80 arası Türkiye 13 koalisyon yaşadı. 1990 ile 2000 ararsı Türkiye 11 koalisyon yaşadı. Türkiye’nin 2023 yılında hedefleri var. Bugün dünyada parlamentosu en kuvvetli olan hükümet sistemi başkanlık sistemidir. Bunu Amerika da yaşıyoruz. Bunu diğer başkanlık ülkelerinde de yaşıyoruz. Parlamento yasamayı yapar. Yani kanunu yapar. Bütçeyi yapar başkanda yürütür. Başkan halka karşı sorumludur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti var olacaktır. Burada kişiye göre bir sistem kurulmuyor. Ülkenin yarın çok daha iyi rekabet edebilmesi ve ülkenin gelecek neslimizin çok daha iyi yaşayabilmesi, tekrar koalisyonlarla beraber istikrarsızlıklarla beraber tökezlememesi için bir sistem kurulmaya çalışılıyor.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)