Zavot Eko Müze görenleri şaşırtıyor

Zavot Eko Müze görenleri şaşırtıyor
Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı İlhan Koçulu ve çoğu kadınlardan oluşan dernek üyelerinin girişimleri sonucu Boğatepe Köyü'ne kurulan Zavot Eko Müze ziyaretçilerin büyük dikkatini çekiyor. Köyü ziyarete gidenlerin sayısı bu müzenin açılmasıyla bir

 

TESADÜFLERLE BAŞLADIM SONRADAN ÇOK ŞAŞIRDIM
Erzincan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde Biyoloji Bölümünden Botanikçi Ali Kandemir de Zavot Eko Müze’ye hayranlık duyanlardan sadece birisi. Çok değerli ve bu çağda yetişen bir soğan türünü toplamak için geldikleri Bogatepe’de, Müze’yi görünce çok şaşırdığını ve emeği geçenleri de büyük bir mutlulukla tebrik ettiğini söyledi. Kandemir, “Tesadüfen uğraştım ve çok ilgilendim. Sebebi de şu: Biz eğitime belli yaş gruplarında ki gençlerin eğitimi olarak algılıyoruz oysa toplumunda eğitilmesi gerekiyor. Ve toplumun eğitilmesinde müzelerin önemli bir fonksiyonu var. müze sadece geçmişte kullanılan bazı araç-gereçlerin sanat eserlerin sadece asılı kaldığı yerler değil aynı zaman da oraya gelen kişilerin eğitildiği yerler olması gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda çok etkilendim, Türkiye’de müzecilik çok ender hem girişi düzensiz hem de buranın toplumsal yaşantısında büyük yeri olan peynir yapımı konusunda çeşitli bilgiler edinebiliyorsunuz. Bu sizi çok etkiliyor. Birde bu müzede bu civarın biyoçeşitliliğini yansıtan bir köşe var. Burada ki resim ve fotoğraflardan çok bu teşebbüsün önemli olduğunu düşünüyorum. Beni çok şaşırttı, bu kadarını tahmin etmezdim. Bu anlamda bu müzeyi oluşturan buna katkıda bulunan herkese teşekkür ederim. En azından uzaklardan olmasa bile bu civardan seyyarların bu bölgeyi ziyaret etmelerini istiyorum.” dedi.
 
ZENGİN BİTKİ FAMİLYASI VAR BUNLARI BİLMEK LAZIM
“Bitkiler açısından çok zengin, ama bunları bilmek lazım bunları bilmeden koruyamayız.” diyen Kandemir, “Bu anlamda bir iki akademisyenin bunlar koruması bir şey ifade etmiyor, bunun toplumsal ayağı da var. eğer toplum bunları bilmiyorsa sizin yapacağınız bir şey kalmıyor. Ülkemiz bitki coğrafyası açısından birkaç bitki coğrafyasını barındırıyor. Bu hem Kars- Sibirya bölgesi dediğimiz kuzeyde kalan bölge yerleri hem de kurak ortama uyum sağlamış İran-Turan dediğimiz kesişim bölgesinde yer alıyor. Topografi önemi bakıyorsunuz bir tarafta düzlük ovalar var, diğer bir tarafta sulak çayırlıklar var. Diğer tarafta dağlar kayalar var.” şeklinde konuştu.
 
ORTAM ÇEŞİTLİLİĞİ BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİNİ ETKİLER
Kandemir ayrıca, “Ortam ne kadar çeşitli ise bitki çeşitliliği de o kadar fazla demek. İnsanlar burada neden yaşamını sürdürür? Çünkü büyük bir geçim kaynağı bu bitkilere dayanır. Yediği içtiği olmak üzere demek ki bu insanlar ve benim burada olmamın nedeni bitki zenginliği bitki çeşitliliği bunu korumak gerektiğini düşünüyorum. Fakat hayvancılık çok olduğu için buna yem bitkisi tedarik için geniş otlaklar biçildiği için maalesef bazı iyi bitkilerimiz insanların ulaşamadığı iyi yerlere sığınmışlardır. İnsanlar yaşadığı sürece bu faaliyetleri devam edecektir bunu engelleyemeyiz. En azından o sığıntı yerleri korumalıyız.” ifadelerini kullandı.  
 
7 YIL GİBİ BİR SÜREDE DERNEKLEŞTİK
Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği Başkanı İlhan Koçulu da şunları söyledi:
“Biz 2000 yılından beri bu çevrede çalışmalar sürdürüyoruz. 2006-2007 yılında dernekleştik. Boğatepe köyü 2000 yıllarında bir trafik kazası yaşadı. TIR çarptı aynı günde 23 kişi Allah’ın rahmetine gitti. Ben o zamanlarda İstanbul’da kalıyordum ve ağabeyimi kayıp ettim aynı zaman da birçok canımızı, ciğerimizi tanıdıklarımızı kayıp ettik. Köyde 40 gün kaldıktan sonra İstanbul’dan dönme kararı aldım. Çünkü köyde bu doğup büyüdüğümüz yerde bu bölgede çok ciddi göç vardı. Bu göç sadece evleri yada insanları almadı aynı zamanda çok uzun zamanda oluşmuş bir tarım kültürünü, yaşam kültürünü bir sosyal kültürü götürüp yok ediyordu. Burada nasıl göçü engelleriz yada eğitimli insanları nasıl burada bilinçlendirerek tutabiliriz diye düşünerek geri döndüm. 2001 de geldim 2002-2003 yılında ilk önce erkeklerle ne yapabilirim diye başladım baktım olmuyor 2006 yılında kadınlarla çalışmalar yapmaya başladık. Yerel tohumlar, temiz toprak, ve su geleneksel tarım üretim kültürü ve tohumlar bunlarla başladık. Sonra bölgede ki yerel potansiyelleri keşif edelim diye botanik çalışmaları yaptık. Bu botanik çalışmaları sonucunda bu botanik bitkilerin nasıl kurutulup şifa da kullanılmakta olduğunu yapılışını öğrendik. Bunun arkasından buradaki peynirin ve süt ürünlerinin ve etin diğer bölgelerden farklı olduğunu biliyorduk nedenini öğrenmiş bulunduk.
 
KÜLTÜREL ZENGİNLİK FARKLI KÜLTÜRLERİ BİR ARAYA GETİRDİ
Bu botanik çalışmaları sonucunda öğrendik. Üretim kültürü, bitki çeşitliliğindeki farklılık, hayvan çeşitliliğindeki farklılığı görünce kültürel zenginlik farklı kültürlerin bir araya gelmesi nasıl bir zenginliğe dönüştüğünü görünce dünyada da bir eko müzecilik alanı olduğunu öğrendik bu arada yani müzeler var; birde eko müzeler var. Müzeler biliyorsunuz geçmişi bugüne ve yarına objeler üzerinde taşır ve insanlara böyle anlatır. Eko müzecilikte böyle değil. Eko müzecilik 1960 yıllarından sonra Fransa ve İskandinav ülkelerinde yayılır bugünkü dünya üzerinde 5 bine yakın eko müze var
 
EKO MÜZELER KÜLTÜREL YAPILARI KORUYAN VE YAŞATAN HAZİNELERDİR
.Eko müzelerin en temel özelliği geçmişte çok yüksek bir trend yakalamış ve düşüşe geçmiş bölgelerde ki kültürel yapıları korumak ve sürdürme amaçlı yaşatma amaçlı açılan müzelerdir. Bunlar kamu ile değil yerel inisiyatiflerce kurulur. Bizlerde köy halkı ile yaptığımız bu çalışmalar sonucunda bir yere geldik bir birikimimiz oluştu. Bu birikimimizi 1-toplumsal bellek oluşturma ve geçmiş kültürümüzü geleceğe taşıyabilmek için gençlere öğretmek amaçlı bu müzeyi kurduk. Müzemizin ismi Zavot Eko Müzesi. Zavot mandıra fabrika anlamındadır. Bu köyün eski ismidir Zavot.
 
MÜZE ADINI, KÖYÜN ESKİ İSMİ ZAVOT’TAN ALIR
Bu köy bir Zavotla başlamış bir köydür. Bu müzenin amaçlarından biri toplumsal bellek oluşturma, ikincisi unutulmaya yüz tutmuş peynir çeşitlerini ve çeşitliliklerinin yaşatılması, çünkü insanlık tarihi boyunca kuşaktan kuşağa aktarılarak gelen peynir yapım kültürü bugün pazarda ticarileşmediği için sanayi ürününe dönüşmediği için çoğu kayıp oluyor. Benim bildiğim 23-24 çeşit peynir var ama bunlardan kaşar, grevyer ve çeçil bunların üçü satılıyor alınıyor. Yaklaşık olarak çakma peyniri, kelle peynir, ikisi birde lor altı çeşit peynir olur onun dışındakilerin unutulmaya yüz tutmuş peynirler olmuştur amaç onları yaşatmaktır.
 
ORTAK BİR ÜRÜNÜN OLUŞTURDUĞU BİR KÜLTÜR VAR
Üçüncüsü müzeyi gezerken İsviçre’den başlayalım Almanlar, Malakanlar, Türkler, Kürtler ortak bir ürünün bir araya gelerek oluşturduğu bir kültür var. kültürün izleri var yani ben şunu demeye getirdim: Birçok ortak kültür bira araya geldi mi zenginlik yaratıyor. Bugün kaşar peynir balkanlardan çıkmış ve getirilmiş buraya Kars bugün kaşar peynirden ekmek yiyor. Gravyer İsviçre’den Asya’ya Asya’dan Kars’a gelmiş. Alman iş adamlarının Malakan sütçüler ve Türkler, Kürtler hepimiz bundan ekmek yiyoruz. Farklı kültürler ayrımcı ayrılıkçı değil zenginlik anlamında değerlendirilirse daha iyi olur. Bir üretim süreci için gerekli olan en önemli üretim kültürü ve bilgidir. Bu üretim kültürü ve bilginin burada tarihi var. İsviçreliler, Almanlılar Kafkaslarda ki dedelerimiz öğrendiği bilgi buraya kadar nasıl oluştu. Gıda süreçlerinde ki bu bilginin önemi sermaye işadamlarımız, ustalarımız eğitimli ustalar sonra yerel hayvan ırkları ondan sonra bizim bu bölgedeki bitkiler bitki çeşitliliğimiz bütün bunlar bir araya geldi mi ürünün kalitesini oluşturmaktadır. Hepsini bir araya getirdiğimiz zaman hangi ürünün ortaya çıktığını görürüz. Toplumsal bellek dedik bu peynir üretiminde kullanılan malzemenin elimizden geldiği kadar nerden geldiğini görmek bu malzemeler çok eskilerden geldi.
 
GELENEKLER YAŞATILAMALI
Bunları yaşatabilirsek daha iyi olur diye düşünüyorum. Eko Müzenin merkezi buraya bağlı 7 istasyonumuz daha var. Bu 7 istasyonun tümünde şuan da imalat yok ama yazın gelseydiniz iki üç tanesinde peynir imalatları canlı olarak gösterilebiliyor. Birkaç tanesinde eski evler, imalatlar var; bir tanesinde şifalı bitkiler var, onların özelliklerinin anlatıldığı yerler var. Bunlar böyle 7 tane derneğimize başvuran 4 kişi daha başvuru var. Önümüzde ki yıl 11 istasyonla devam edecek. Köye gelen ziyaretçiler 2012 yılı içerisinde müzeyi ziyaret eden yaklaşık 1000 civarında insan 12- 13 ülkeden geldiler. Onların içinde Belçika Fransa var, Tayvan, Avusturya, Avusturalya, Almanya, İtalya, İngiltere var. Gürcistan Azerbeycan’dan gelenler var. Birçok ülkeden insan bu müzeyi ziyarete geliyorlar ve anılarını hissettiklerini söylüyorlar. Üniversitelerden hocalar geliyor. Bunlardan tarım ekonomisi, sosyologlar var. David Moser ve ailesi adam İsviçreli Ardahan’da Almanların işletme atölyesi 1910 geçer. Bu binanın hikayesi bununla başlar. Bu aile Kars 1877’de Ruslara teslim edilir. Ruslar burayı zorla almıyorlar, balkan savaşlarında ki Osmanlı’nın 45 yıllığına savaş tazminatı olarak verilir. Tabi Rusların niyeti farklı buradan çıkmaya her halde pek niyetleri yok. Malakan denilen topluluğu getirip buraya yerleştirirler. Bu köy 2 yüz metre kare rakım köyün oturağı 2 bin sekiz yüz meraları 2 bin altı yüz metre kare, bu meraları yayla olarak kullanıyorlar. İncesu, Çamçavuş, Melikköy, Çakmak 6 köyün yaylası bu civardadır. Bu 6 köyün hepsi Malakanlara ait olur. Bu Malakanlar buraya yaylaya gelirler. Daha sonra Rusların çektiği bir tramvay sistemi var o sistem bu sistemde çektikleri bazı mola yerleri var.
 
KONAKLAMAYLA BAŞLAYAN VE TİCARETE GİDİLEN YOL
Bunlardan biri de bu köyde kurulmuş istasyon. İsviçreli iş adamı anılarından aldığımız bilgi burayı gezmek için gelir atlarını değiştirmek için istasyonda bir yarım gün bekler. 4-5 saat burada konaklar ve aman Allah’ım İsviçre’deki yapıya benzeyen çok bitki çeşitliliğin zengin olduğu bir bölge ve Malakan yaylacılarına baktım diyor süt seller gibi akıyordu burada. Burada neden mandıra olmasın dedim ve Rus yerel hükümetine başvurdum diyor ve Kars bölgesinde ilk burayı Zavotu yaparak burada peynir yapmaya başlıyor. Yani Kars’ta bizim bildiğimiz bazı kaynaklara görev 28 bazılarına göre 37 tane gravyer atölyesi var. Bunların içinde ilk bina budur. David Moser burayı 1880 de yapmaya karar verir. Ondan sonra iki yıl içerisinde bina biter. Binanın ustalığını Alexsander Kruzer yapar. 1980-1981 ilk peynirler yapılır. Böylece gravyer kültürü böyle gelir. 1917 de Rusya’daki Komünist devriminden sonra buradan geri gitmeler başlar. 1690 ile 1700’lü yılların başları Asya’ya gelir ilk tüccarlar ve ilk ellili yıllarda Kafkasya’ya gelirler. Kafkasya’da bu işleri yaparlar 1960 yıllarda bizim bu köye gelip yerleşen Hacı İdris, Hacı Musa buraları Almanlardan ilk çiftlik ve peynirleri alıyorlar.
 
TÜRKLER HEM ÖĞRENİYORLAR, HEM DE ÖĞRETİYORLAR
Türkler burada öğreniyorlar aynı zamanda yanlarında usta yetiştiriyorlar. 1920 gelip buraya yerleşiyorlar. Burada Anadolu’nun ilk şirket kooperatiflerini kuruyorlar. İmalata başlıyorlar. 1920 ve 1921’de iki kooperatif şirket kuruyorlar. Bunlar göçüp gelmişler, ellerinde çok az hayvan var, sermaye yok, her şeyleri orada kaldığı için burada güçlerini birleştiriyorlar. Ortak bir imalat yapıyorlar ve parayı ortak paylaşıyorlar. Bu binayı kooperatif binası olarak kullanıyorlar. Üst katta gravyer peynir yapılıyor alt kat ise depo olarak kullanılıyor. Burada peynirler olgunlaştırılıyor. 1980’den sonra herkes kendi mülklerine gitti. Buralar boş kaldı bizler de burayı düzenledik. Üst katı yerel müze olarak düzenledik, çok paramız yok, kaynak eksikliğimiz var, zaman eksikliğimiz var bunları yavaş yavaş ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Eko Müze Zavot 1000-1800 yılları arasında İsviçreli Davıd Moser tarafından yapıldı ve gravyer peynirciliğin ilk yapıldığı yerdir. Köyün rakımı yaklaşık 2 bin 300. Bu bölgede yaklaşık 500 yakın bitki çeşitliliği var, hayvan ırklarından olan bu peynir üretimi burada yapılıyor. Müzemiz üç ana bölümden oluşmuş. Birinci bölümde müzenin tarihi, ilk peynir kültürünü getirenler ikinci bölüm de hayvan ırkları ve bitkiler ve peynirin yapılış biçimi, üçüncü bölümde de bunların tanıtılacağı kadın bakkalları dediğimiz üst katta.
 
ZİAYERETÇİ SAYISI BİNLERE ULAŞTI
Yaklaşık olarak bin kişiye yakın bir ziyaretçimiz oldu. İçerde 1800’lü yıllarda yapılan süt sözleşmesi ile ilgili belgeler var, Kazım Karabekir paşanın, Halil Paşanın, İsmet İnönü ile ilgili köye ziyaretleri ile ilgili belgeler bulduk. Bunları zamanı gelince sergileyeceğiz. Geçmişten günümüze kadar kullanılan ekipman malzemeleri var, Süt makineleri, yayık makineleri var yaklaşık olarak 110 parça bunlar bazıları hediye bazıları satın alınarak alındı. Şuan da bizim burası tam bitmedi, bir uzman gelecek ve bunların hangisi sergilenecekse öyle yapacağız. Mal tepeyi var eden bitkidir.
 

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir