CryBaby: Gözyaşlarını saklamayan figürlerin ardındaki sessiz sanat

CryBaby: Gözyaşlarını saklamayan figürlerin ardındaki sessiz sanat

Yanağından iri bir damla süzülen küçük karakterler rafların ve çanta askılarının yeni sakinleri oldu. Amerikalı sanatçı Molly Lipsitz'in dünyası, ağlamayı bir zayıflık olarak değil, insan olmanın doğal bir parçası olarak anlatıyor.

İnsan en çok ağlamamaya çalışırken yorulur. Boğazda düğümlenen o sıkışıklık, gözlerin kenarında biriken ama bir türlü akmasına izin verilmeyen yaş, aceleyle söylenen "Bir şeyim yok" cümlesi... Çoğumuz bu hâli ezbere biliriz. Çocukken düştüğümüzde, bir oyuncağımız kırıldığında ya da sevdiğimiz biri kapıdan çıkıp gittiğinde hıçkıra hıçkıra ağlardık. Büyüdükçe o kendiliğindenliği bir yerlerde bıraktık. Gözyaşı, yetişkinlerin dünyasında çoğu zaman saklanacak, silinecek, hatta özür dilenecek bir şeye dönüştü.

Tam da bu yüzden, yanağından ince bir yaş izi inen küçük bir figüre bakınca insanın içinde tuhaf bir ferahlık oluşabiliyor. Sanki o figür, bizim yapamadığımızı bizim yerimize yapıyor: ağlıyor ve bundan utanmıyor. crybaby karakterlerinin koleksiyon dünyasında bu kadar sıcak karşılanmasının sırrı belki de bu basit ama güçlü duyguda gizli. Tasarım ne kadar sevimli olursa olsun, insanı asıl yakalayan şey o tek damla.

Bir sanatçının defterinden rafa uzanan karakter

CryBaby'nin arkasında Amerikalı sanatçı Molly Lipsitz var. Lipsitz'in çizimlerinde ve heykelsi çalışmalarında sık rastlanan tema, duyguların bastırılmadan, olduğu gibi gösterilmesi. Karakterlerinin çoğu iri gözlü, yuvarlak yüzlü, çocuksu bir sevimliliğe sahip. Ama bu sevimliliğin tam ortasında hep bir gözyaşı duruyor. Kimi zaman tek bir damla, kimi zaman yanağa inen ince bir çizgi, kimi zaman da neredeyse bir sağanak.

Bu tercih ilk bakışta çelişkili görünebilir. Tatlı bir yüz ile hüzünlü bir ifade nasıl yan yana gelir? Oysa sanatın gücü çoğu zaman tam da böyle çelişkilerden beslenir. Lipsitz'in karakterleri acıyı büyütmüyor, dramatize etmiyor, alaya da almıyor. Yalnızca var olduğunu kabul ediyor. Ağlayan çocuk figürü, bir yas ya da trajedi anlatısından çok, "Bazen böyle hissederiz ve bu da gayet olağan" diyen yumuşak bir sese dönüşüyor.

Sanatçının bu karakterleri koleksiyon oyuncağı dünyasına taşıması, Çinli koleksiyon oyuncağı şirketi Pop Mart ile yaptığı iş birliği sayesinde geniş kitlelere ulaştı. 2010'da Pekin'de kurulan ve kapalı sürpriz kutu, yani "blind box" modelini yaygınlaştıran şirket, bağımsız sanatçıların tasarımlarını vinyl figürlere, peluşlara ve anahtarlıklara dönüştürüyor. CryBaby de bu yolla bir sanatçının çizim masasından çıkıp dünyanın dört bir yanındaki evlere, ofislere ve öğrenci odalarına yerleşti.

Duyguyu saklamamanın cesareti

"Ağlama, büyüdün artık." "Erkek adam ağlamaz." "Güçlü ol." Bu cümleler dilimize o kadar yerleşik ki çoğumuz onları ilk kez ne zaman duyduğumuzu bile hatırlamayız. Kars'ta büyüyen herkes dayanıklılığın burada bir hayat biçimi olduğunu bilir. Ayaza, karla kapanan yollara, uzun mesafelere katlanmayı erkenden öğreniriz. Fakat dayanıklılık ile duygusuzluk aynı şey değil. İçindeki fırtınayı hiç dışarı vurmayan bir insan güçlü olmaz, çoğu zaman yalnızca yalnız kalır.

CryBaby'nin evrensel dili burada devreye giriyor. Figürlerin hiçbirinin üzerinde bir açıklama yazmıyor, hiçbir karakter neden ağladığını anlatmıyor. Bu belirsizlik bilinçli bırakılmış bir boşluk gibi duruyor. Bakan kişi o gözyaşına kendi hikâyesini yerleştiriyor. Birisi için bu bir ayrılık, bir başkası için sınav stresi, özlem, yorgunluk ya da hiçbir sebebi olmayan o tanıdık akşam hüznü. Figür, sahibinin duygusuna ayna tutuyor ve hiçbir soru sormuyor.

Duyguları adlandırmanın ve dile getirmenin insanı rahatlattığı, gündelik hayatta da sıkça tecrübe ettiğimiz bir gerçek. Bir duyguyu tanımak, onunla baş etmenin ilk adımı sayılır. Masanın köşesinde duran küçük, ağlayan bir figür elbette bir tedavi aracı değil. Ama gün içinde göz ucuyla ona bakan biri, kendi hâlini fark etmek için minik bir hatırlatma bulabiliyor: Bugün biraz yorgunum ve bunu kabul edebilirim.

Bu küçük kabulün aile içinde de karşılığı var. Evde ağlayan bir çocuğa "Sus artık" demek yerine "Üzüldüğünü görüyorum" diyebilmek, kuşaklar boyunca öğrenilmiş bir refleksi kırmayı gerektiriyor. Çocuğun odasındaki gözyaşlı bir figür, bu konuşmayı başlatmak için iyi bir bahane olabilir. "Bu neden ağlıyor sence?" sorusu, çocuğun kendi duygusunu anlatması için dolaylı ve güvenli bir kapı açabiliyor. Çocuk, figürün yerine konuşurken aslında kendinden söz ediyor.

Ağlamak neden artık daha az yadırganıyor?

Sosyal medyada, özellikle genç kuşaklar arasında duygularını açıkça paylaşmak eskisine göre daha kabul gören bir davranış hâline geldi. Kendi kaygılarından, kötü günlerinden, ağladıkları anlardan söz eden paylaşımlar giderek daha az garip karşılanıyor. Bu dönüşümün tek bir sebebi yok elbette. Ancak sanatın, popüler kültürün ve tasarım objelerinin bu havayı hem yansıttığını hem de beslediğini söylemek mümkün.

CryBaby bu açıdan zamanının ruhunu yakalamış bir karakter. Kusursuz, hep gülen, her daim enerjik maskotların yanında o, yorgun ve kırılgan olmanın da sevimli olabileceğini gösteriyor. Mesajı ne ağır bir slogan ne de tepeden bakan bir öğüt. Figür yalnızca ağlıyor, gerisini izleyen tamamlıyor. Duyguları öne çıkaran karakterlerin tek örneği de CryBaby değil; yuvarlak yüzü ve çocuksu masumiyetiyle Hacipupu da benzer bir sıcaklık arayanların rafında kendine yer buluyor.

Burada dikkat çekici bir ayrıntı daha var. Ağlamak genellikle yalnızca üzüntüyle eşleştirilir. Oysa insan sevinçten de ağlar, duygulandığında da. Bir filmin son sahnesinde, bir düğün salonunda, uzun zamandır görmediği birine sarılırken gözleri dolar. Lipsitz'in karakterlerindeki gözyaşı da çoğu zaman tek bir duyguya sığdırılamıyor. Bazı tasarımlarda hüzün, bazılarında aşk, bazılarında şaşkınlık ya da geçmişe duyulan özlem ön plana çıkıyor. Böylece gözyaşı olumsuz bir işaret olmaktan çıkıyor ve duyguların ortak dili olarak okunmaya başlıyor.

Koleksiyoncu ile figür arasındaki görünmez bağ

Koleksiyon figürü edinmek çoğu zaman yalnızca bir nesne satın almak anlamına gelmiyor. Özellikle CryBaby gibi duygusal bir hikâyesi olan karakterlerde, koleksiyoncu ile figür arasında kişisel bir bağ kuruluyor. Pek çok koleksiyoncu belirli bir figürü hayatının belirli bir dönemine bağlıyor. Zor geçen bir yılın sonunda kişinin kendine aldığı küçük bir ödül, bir arkadaşın moral olsun diye gönderdiği sürpriz, uzak bir şehirde yalnız geçen haftaların hatırası... Figür zamanla o anın taşıyıcısına dönüşüyor.

Kapalı kutu sisteminin de bu bağda payı büyük. Kutunun içinden hangi karakterin çıkacağı bilinmediği için her açılış küçük bir heyecan taşıyor. Beklenen figürün çıkması sevinç yaratıyor, hiç düşünülmeyen bir karakterin çıkması ise bazen daha büyük bir sürprize dönüşüyor. Koleksiyoncular arasında, istemeden gelen bir figürün zamanla en sevilen parçaya dönüştüğü hikâyeler sık anlatılır. Seride düşük olasılıkla yer alan gizli, yani "secret" figürler ise bu heyecanın en uç noktası.

Bu bağın bir de paylaşım boyutu var. Aynı karakteri seven insanlar figürlerini fotoğraflayıp birbirleriyle paylaşıyor, takas ediyor, hangi seride hangi duygunun işlendiğini tartışıyor. Ağlayan bir karakter etrafında bir araya gelen bu topluluk, ironik biçimde, insanlara yalnız olmadıklarını hissettiriyor. Birinin paylaştığı gözyaşlı figür fotoğrafının altına bir başkası "Bugün ben de tam böyleyim" diye yazabiliyor ve bu küçük itiraf, iki yabancı arasında sıcak bir köprü kuruyor.

Hediye olarak seçildiğinde de CryBaby farklı bir anlam kazanıyor. Zor bir dönemden geçen bir dosta ağlayan bir figür göndermek ilk anda tuhaf görünebilir. Oysa mesaj oldukça açık: "Üzgün olmana izin var, bunu görüyorum ve yanındayım." Kelimelerin yetersiz kaldığı anlarda küçük bir nesne, uzun bir mektubun anlatamadığını anlatabiliyor. Bu yüzden karakter, doğum günleri kadar vedalaşmalarda, taşınmalarda ve toparlanma dönemlerinde de anlamlı bir hediye olabiliyor.

Her seride başka bir ruh hâli

CryBaby koleksiyonları genellikle bir tema etrafında şekilleniyor. Her seri, karakterin farklı kılıklara girdiği ve farklı ruh hâllerini taşıdığı altı ila on iki arasında figürden, çoğu zaman da bir gizli figürden oluşuyor. Kimi serilerde karakter bir hayvan kostümüne bürünüyor, kimi serilerde mevsimlerin ya da romantik anların havası işleniyor, kimilerinde ise hafif karanlık bir mizah ön plana çıkıyor. Tüm bu çeşitliliğin ortak paydası hiç değişmiyor: yanaktaki o damla.

Vinyl figürlerin yanı sıra peluş ve anahtarlık modelleri de koleksiyonun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Sert vinil gövdeli figürler daha çok raf ve masa için tercih edilirken, kumaş gövdeli, askılı peluşlar çantalarda, sırt çantalarında, hatta araba anahtarlarında kendine yer buluyor. Böylece ağlayan küçük karakter, sahibiyle birlikte sokağa, işe, okula çıkıyor. Kalabalık bir otobüste çantadan sarkan o hüzünlü yüz, bazen yan koltuktaki yabancının yüzünde bir gülümsemeye yol açıyor.

Detayların dünyası da ayrı bir keyif sunuyor. Göz bebeklerindeki parıltı, gözyaşının parlak ya da yarı saydam boyası, kostümlerdeki minik aksesuarlar, kutu tasarımının kendisi... Bu incelik, CryBaby'yi sıradan bir oyuncaktan çok küçük bir sanat objesine yaklaştırıyor. Rafında birkaç figürü yan yana dizen biri, aslında küçük bir duygu galerisi kurmuş oluyor.

Orijinal figür neden fark yaratır?

Popüler olan her karakter gibi CryBaby de taklit ürünlerle karşı karşıya. Sahte figürlerde boya işçiliği kaba, gözyaşının parlaklığı soluk, yüz oranları bozuk olabiliyor. Kutu baskısının kalitesi, kutunun üzerindeki doğrulama kodu, peluşlarda dikiş ve kumaş kalitesi, orijinali ayırt etmekte ilk bakılacak noktalar arasında. Şüphe uyandıracak kadar ucuz tekliflere karşı temkinli olmak da genel bir kural.

Duygusal değeri olan bir figürde bu mesele daha da önem kazanıyor. Bir sanatçının emeğini ve bakış açısını taşıyan bir tasarımın kopyası, o bağı kurmayı zorlaştırıyor. Kopyada gözyaşı yalnızca bir boya lekesi; orijinalde ise sanatçının niyetinin izi. Koleksiyoncuların güvenilir satıcıları tercih etmesi bu yüzden yalnızca kalite değil, aynı zamanda anlam meselesi. Türkiye'de orijinal ürünlerle çalışan çevrimiçi mağazalardan biri olan sihirlicekmece.com, kapalı kutuları mühürlü ve açılmadan gönderiyor. Sitedeki koleksiyon rehberleri de orijinal ürünü tanımayı öğrenmek isteyenler için yol gösterici bir kaynak olarak duruyor.

Bir damlanın anlattıkları

CryBaby'nin başarısını yalnızca sevimli bir tasarıma bağlamak eksik kalır. Karakterin asıl gücü, çoğumuzun yüksek sesle söyleyemediği bir şeyi sessizce söylemesinde yatıyor: Hissetmek ayıp değil. Ağlamak dağılmak anlamına gelmiyor. Bazen bir damla gözyaşı, günün yükünü hafifletmenin en dürüst yolu.

Bir rafta, bir çalışma masasında ya da çantanın fermuarında sallanan küçük bir figür dünyayı değiştirmeyecek. Ama sabah aceleyle evden çıkarken ya da uzun bir mesainin sonunda göz ona ilişirse, insana kendine biraz daha şefkatle bakmayı hatırlatabilir. Molly Lipsitz'in karakterleri belki de bu yüzden sevildi. Bizi olduğumuzdan daha güçlü göstermeye çalışmıyor, olduğumuz hâlimizle yanımızda duruyorlar. Kars'ın ayazında, kalabalık bir şehrin metrosunda ya da bir yurt odasının penceresi önünde, o küçük gözyaşı herkese aynı şeyi fısıldıyor: İçinden geldiğinde ağla, sonra yeniden ayağa kalkarsın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Türkiye Gündem Haberleri