Diploma iptaline ilişkin açtığı karşı davada konuşan İmamoğlu: ’’Bu iddialar tamamen sonradan uydurulmuş senaryolardır’’

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu'nun, lisans diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin 8 yıl 9 aya kadar hapis talebiyle yargılandığı davaya karşı açtığı diploma iadesi...

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu'nun, lisans diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin 8 yıl 9 aya kadar hapis talebiyle yargılandığı davaya karşı açtığı diploma iadesi davası görüldü. Beyanda bulunan davacı İmamoğlu, "Bu iddialar tamamen sonradan uydurulmuş senaryolardır" dedi. Mahkeme, sürece ilişkin 15 gün içerisinde kararın çıkacağını ve taraf avukatlarına tebliğ edileceğini belirterek duruşmayı bitirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu'nun lisans diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlanmış, hazırlanan iddianamede İmamoğlu'nun zincirleme şekilde "resmi belgede sahtecilik" suçundan 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti. Yürütülen soruşturma kapsamında, İmamoğlu'nun lisans diploması iptal edilmişti. Öte yandan, açılan davaya karşı iptal edilen diplomanın iadesi için açılan davanın görülmesine başlandı. İstanbul 5'inci İdare Mahkemesi'nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsünde görülen duruşmaya, "yolsuzluk" ve "casusluk" soruşturmalar kapsamında tutuklu davacı Ekrem İmamoğlu ile avukatları ve davalı İstanbul Üniversitesi avukatları hazır bulundu.

Duruşmada beyanda bulunan davacı Ekrem İmamoğlu, "Zor bir mücadelenin evresindeyiz. 35 yıl önce aldığım diplomamın güvencesi için geldim. 17 yaşında Kıbrıs'a gittim, bir sene sonra arkadaşlarımın yatay geçiş yaptığını gördüm. Ben de, gazetede gördüğüm ilana göre tüm eksiklikleri tamamlayarak bu okula kaydoldum. Bazen, bir evrak eksik olsa, bir kağıt parçası yırtık olsa ne olurdu acaba diye düşünüyorum. Mezun oldum, anamın ak sütü gibi helal diplomamı aldım. Sonra birileri CİMER'e başvurdu. Bu başvurulara rağmen İstanbul Üniversitesinin verdiği cevap hiç değişmedi, benim bu üniversiteye kayıt şartlarını yerine getirdiğim söylendi. 9 sayfalık bir rapor düzenlenmiş, bu raporda tüm denkliklerime yer verilmiş. Ne oldu da sonradan bu raporlar geçersiz sayıldı? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle YÖK'e bir yazı yazılıyor. Diplomam usule uygun olup olmadığı soruluyor. Sonra İstanbul Üniversitesi buna karşılık inceleme başlatıyor. Sonra da bu süreç ilerliyor" şeklinde konuştu.

İmamoğlu, beyanında bu sürecin masum gençlerinden biri olduğuna vurgu yaparak, "Burada hala üniversiteden arkadaşlarım bulunmaktadır. Üniversite, tamamen kendi iradesiyle ve yürürlükteki mevzuata dayanarak kabul sürecini başlatmış, bunu da ülkenin en yüksek tirajlı gazetelerinden biri aracılığıyla kamuoyuna duyurmuştur. Bugün bana yöneltilen iddialarda, sanki bu ilan hiç yokmuş, yayınlanmamış gibi konuşulmaktadır. Oysa bu ilan, bir devlet müdahalesiyle değil, üniversitenin kendi kararıyla ve yıllar öncesinde yayımlanmıştır" diye konuştu.

'YÖK tarafından yapılan incelemelerde bazı usulsüzlükler tespit edilmiştir'

Duruşmada savunma yapan davalı İstanbul Üniversitesi avukatı, "Davacı taraf, yokluk iddialarının temellendirilmediğini ileri sürmüştür. Davanın reddine karar verilmesini talep ediyoruz. Davacı tarafın ileri sürdüğü iddialardan biri, denklik konusunda üniversitelerin yetkisinin bulunmadığı yönündedir. Bu yetkinin yalnızca Yükseköğretim Kurulu'na ait olduğu, mevzuatla da bu şekilde düzenlendiği ileri sürülmektedir. Ancak bu yaklaşım hukuken eksiktir. Zira eşdeğerlik meselesinin tamamen her bir üniversitenin takdirine bırakıldığı söylenemez. Böyle bir kabul, yurt dışından yapılan yatay geçiş başvurularında üniversiteleri son derece ağır ve yönetilemez bir sorumluluk altına sokar. Hatta akademik niteliği bulunmayan ya da fiilen mevcut olmayan bazı kurumların başvurularının dahi kabul edilmesi gibi ciddi sakıncalar doğurur. Bu nedenle eşdeğerlik kavramı, uzun yıllar boyunca öğretim hukuku çerçevesinde, üniversitelerin akademik ve idari değerlendirmeleriyle uygulanmıştır. Nitekim bu kavramın 2010 yılında mevzuatta açıkça yer alması, yeni bir yetki ihdası değil, kavramsal bir netleştirme niteliğindedir. Bugüne kadar bu konuda yükseköğretim uygulamalarında ciddi bir ihtilaf yaşanmamışken, bugün ortaya çıkan tartışmanın, geçmişteki işlemlerin bugünkü kavramlarla geriye dönük yorumlanmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir. İstanbul Üniversitesi ile yapılan bir protokol kapsamında öğrenci başvuruları kabul edilmiş; aradan dört yıl geçtikten sonra YÖK tarafından yapılan incelemelerde bazı usulsüzlükler tespit edilmiştir. Üniversite bu tespitler üzerine diploma işlemlerini geri almıştır. Ancak ilk derece mahkemesi, açık bir hukuka aykırılık bulunmadığı ve öğrencilerin iyi niyetli olduğunu belirterek, idari işlemin iptaline karar vermiştir. Üst mahkeme de bu kararı onamıştır. Davacılar, "idarenin açık hatası varsa iyi niyet dikkate alınmaz" gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmişse de, Bölge İdare Mahkemesi kararında ısrar etmiş ve dava bu şekilde sonuçlanmıştır. Somut olayda, ilgililerin iyi niyetinin zayıfladığına dair somut ve ikna edici bir delil bulunmamaktadır. Aksine, dönemin üniversite yönetim kurulu üyelerinin beyanları, yapılan yatay geçişlerin akademik ve bilimsel amaçlarla gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır. Bu beyanlarda, söz konusu uygulamaların araştırma faaliyetlerini geliştirmek ve akademik etkileşimi artırmak amacıyla yürütüldüğü ifade edilmiştir. 1991 yılında da benzer şekilde Yükseköğretim Kurulu'na yapılan başvurularda, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bazı üniversitelerin eşdeğer kabul edildi ancak belirli kampüsler veya programlar açısından ayrıca değerlendirme yapılabileceği yönünde görüşler de bildirildi. O dönemde yapılan yatay geçişlerde, başvurulan üniversitenin eşdeğer bir yükseköğretim kurumu olarak bilinmediği ya da bilindiği yönünde açık ve kesin bir hukuki yasak bulunmamaktadır. Aksine, dönemin uygulamaları ve yargı içtihatları, idarenin değerlendirmesine ve ilgilinin iyi niyetine dayalı bir sistemin varlığını ortaya koymaktadır" dedi.

Karar 15 gün içerisinde tebliğ edilecek

Alınan beyanların ardından mahkeme, sürece ilişkin 15 gün içerisinde kararını açıklayacağını ve kararın UYAP üzerinden taraf avukatlarına tebliğ edileceğin belirterek, duruşmayı bitirdi.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Türkiye Gündem Haberleri