Erzurum Milli Eğitim Müdürü Kars'ta Seminer Verdi!

Erzurum Milli Eğitim Müdürü Abdullah Bilge, Kars'ta Milli Eğitim Şube Müdürleri, idareci ve öğretmenlere verdiği “Akademik Başarının İncelikleri” konul seminerde, “Derdi milleti olanın milleti derdi olur” dedi.

 Erzurum Milli Eğitim Müdürü Kars'ta Seminer Verdi!

 

-BİLGE: DERDİ MİLLETİ OLANIN MİLLETİ DERDİ OLUR

BEDİR ALTUNOK’UN ÖZEL HABERİ

Erzurum Milli Eğitim Müdürü Abdullah Bilge, Kars’ta Milli Eğitim Şube Müdürleri, idareci ve öğretmenlere verdiği “Akademik Başarının İncelikleri” konul seminerde, “Derdi milleti olanın milleti derdi olur” dedi.

Bilge, Kars Milli Eğitim Müdürü Yıldırım Alkış’ı makamında ziyaret ettikten sonra Halk Eğitim Merkezi Çok Amaçlı Salonunda yaklaşık 2.5 saat süren seminer verdi. Bilge seminerde akademik başarının inceliklerini anlattı ve öğretmenlik mesleğinin aşkla yapılıyor olmasının ekonomik anlamda yapılıyor olmasından çok daha anlamlı ve başarıya giden bir yol olduğuna vurgu yaptı.

Bilge, başarı sıralamasında hep gerilerde kalan illeri anlatırken bunda suçlu aramaya gerek olmadığını herkesin kendini suçlu hissetmesi gerektiğini belirtti. Bilge, “Demek ki burada bir arıza varsa bu arıza bendendir. Eğer benim ilimde bir sıkıntı varsa bu bendendir. Bir ilçe milli eğitim müdürü benim söylediğimi söylemek zorundadır. Bir şube müdürü, bir altında ki okul müdürü, bir altında ki müdür yardımcısı, bir altındaki öğretmen, bir altında ki öğrenci bunu söylemedikten sonra bu iş olmaz. “ya hocam zaten milli eğitim müdürü suçlu olduğunu söyledi. Bize bir şey düşmüyor ki. O vesvese yapmıyor ki ben yapayım.” Bu ukalalığı da yaptırmam.   Kusura bakmasın. Ben suçluyum diyorsam, benim öğretmenin de ben bu hususta eğer bir problem varsa bunun sebebi benim demesi lazım. Bunu gerçekleştirdiğiniz an içerisinde problem kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Bu bir söylemle olmaz ki. Allah aşkına bir Viyana bozgunu yaşamak mı lazım? Bir 1876–78 dönemini yaşamak mı lazım Kars’ta? Bir içimizde ki ihtilafı ve iftirakı eskilerin deyimiyle ne diyor? Toplumun en büyük sıkıntılarından üçü diyor. 1- iftira, birbirine düşme, 2- cehalet, 3- fakirlik. Bunun sebebi kim? Hocam devlet çalışmıyor ki. Sebep o. ben ne yapayım. Bütün dünya fakir. Ben çalışmıyorum ben. Ben vazifemi yapmak zorundayım. Yani bir ile bakacaksınız. İlin genel ortalaması ile ilgili olarak ben geldiğimde Erzurum’da onu söylediler. Biri dedi ki. Özel öğretim kurumu müdürlerini toplamış konuşuyorum. Bunları aynen bu şekilde onlarla paylaşıyorum. Ve müdürümüzün biri bana dedi ki, Türkiye’nin ortalaması belli, Erzurum’un sosyo-ekonomik yapısının Türkiye’de ki yeri belli. dedi. 70’lerde dedi sıralaması. Bunlar doğru orantılı değil mi? Hayır. Hiç beni ilgilendirmiyor. Peki, ne oldu. Yani ta 50’lerden gelip de 23’e yerleşme hadisesi ne oldu? Benimle bir alakası yok bu işlerin. Bu sizlerle olur.” dedi.

İNANMAK LAZIM

Bilge ayrıca, “Siz inandığınız an içersinde. Hocam ne yapacağız, nasıl yapacağız. Hiç bunlar beni ilgilendirmiyor. Ben iyi biliyorum ki onu dert edindikten sonra bütün arkadaşların en büyük özelliği o biliyor musunuz? Onun öyle bir çaresi bulunur ki. O çocukla beraber oturup ağlıyor, o çocukla beraber gülüyor, o çocukla beraber geziyor, o çocukla beraber oturuyor kantinde çay içiyor, o çocuğun ailesi ile beraber gidiyor, onunla beraber derdini paylaşıyor. Bir bakıyorsunuz ki o beldeyi, o şehri bir hafta içerisinde değiştirmiş oluyorsunuz. Kim? Allah’ın emri var. Bir toplum kendi kendisini düzeltmedikçe Allah o toplumu sevemez. Kimden bekleyeceğiz biz bunu? Yani şuanda devlet ne yapsın? Verebileceği kadar öğretmen, yapabileceği kadar okul, yani meslek olarak şu kadar okuttu. Ailemiz şu kadar imkân verdi bana. Ben halen bunun karşılığında gelmiş olduğum yerde imkânsızlıkları bahane ederek o arzu eden hedefe yürümekte zorluk çekiyorsam bu bana bakıyor. Bir gerçek. Şartlarımız zor. Bir Kars’ın şartları ile bir Ankara’nın, bir İzmir’in, İstanbul şartları bir değildir.  Ama kaplumbağa ile tavşanın yarış hadisesinin hikâyesini bilir misiniz? Hepimiz biliriz değil mi? Öbürsü dururken şöyle hareket etmekte zorlanırken siz bir hareket ettiğiniz an içerisinde ne olur biliyor musunuz? Bir anda her taraf güllük gülistan.” şeklinde konuştu.

ARABA ALIP SATMAYIN

Öğretmenlerin görev süreleri içinde tüm bilgi ve becerilerini öğrenciye ve daha iyi ve kaliteli eğitime ayırmaları gerektiğini vurgulayan Bilge, şu önerilerde bulundu:

“Bunun gerçekleşmesi için ne yapmak lazım biliyor musunuz? Oturduğunuz yerde acizliğinizi konuşmayın. Biçaresizliğinizi konuşmayın. Araba alıp satmayın. Gidin onu dışarıda alıp satın. Ev alıp satmayın. Maaşın hesabını yapmayın ne olursunuz. Az olabilir. Bunu da talep edin. Ederim ayıp şey. Bunun yolu ayrı. Ama bulunduğunuz yerde bunları konuştukça neye benzer biliyor musunuz? Hangi tohumu atarsanız bu saçılmaya başlar. Oda bunu konuşur, oda bunu konuşur, oda bunu konuşur. Bir bakarsınız ki diken tarlası olmuş. Oysa biz gül yetiştirmek için buraya gönderildik. Ne oldu bir an içerisinde toplumun hali bu oldu. Hocam ben bu çocuğa bir şey anlatamıyorum ki. Anlatamam çünkü ben kendi kendime bir şey anlatamıyorum ki. Yani okuldan geldiğimde gidip de yarın ki ders için ben şöyle bir yarım saat, bir saat yarınki derslerle ilgili olarak 2 saat oturup da bir hazırlık çalışması yaptım mı? Yapmadım. O çocuk bugün gözü yaşlı gördüm. Şöyle kenarda oturuyordu. Her kes ders anlatırken o hiç dersle alakası yoktu. Kopmuştu gitmişti. Gel yavrum nedir senin derdin diye o çocuğu alıp yanıma konuştum mu ben? Ben onun problemini hissetim akşam evime gelmeden gidip o çocuğun evinde ailesi ile beraber ziyaret ettim mi? Bunlar girdiğiniz an içerisinde ne araba aklınıza gelir, ne ev aklınıza gelir, ne hiçbir şey gelir.  Ama inanın bunlara da kavuşursunuz. Eve de, arabaya da her şeye de kavuşursunuz. Hani çok meşhur bir söz var. Derdi milleti olanın milleti derdi olur. Doğru mu? Ama derdim bensem ben benimle uğraşıyor.”

NEFSİMİ SAVUNMAYA KALKTIĞIM AN İÇERİSİNDE BİN TANE BAHANE BULUYORUM

Bilge konuşmasına şöyle devam etti:

“Niye ödül verilmedi, niye şu öğretmen bana ters baktı, niye çocuğuma bir elbise alamadım, niye araba alamadım, niye ev alamadım. Arkadaşlar çok var, çoook var. Nefsimi savunmaya kalktığım an içerisinde bin tane bahane buluyorum. Onun için gelin mazeretleri bir tarafa bırakalım. Hiç dışarıdan bir şey beklemeyin. Hiç sihirler beklemenize gerek yok. Bakın arkadaşlarımızla bir araya geldik. Dedim ki; ücra köşelerdeki çevre ilçelere o zorlu gidip gelinen ilçelerde gelin zümre başkanlarımız gitsin oraya yani gelen öğretmenlere ders anlatsın. Arkadaşlarımla paylaştım. Ve neticede baktım ki çok arzu edilen bir yola gelmeyecek. Hedeflediğim yere gelmiyor. Özel öğretim kurumlarını çağırdım topladım. Onlara dedim ki şöyle, şöyle, şöyle yapacaksınız. Destek verdiler. Ve bunu başarmış olduk. 13 ilçenin bir yıl önce geçtiğimiz yıl 17 ilçenin bütün zümre başkanlarını biz ile getiriyoruz. Ayda bir kez. İlde öğretmen statüsü çok fazla sizde de öyledir. Öğretmen geliyor bu yıl. Gelen öğretmenden 100 tanesi geliyorsa 70 tanesi gidiyor.  Tortuyu demiyorum o yıl içerisindeki devir, ama arkadaşlar bunu beklersem ben buna çare de bulamazsınız. Ya napayım bu kadar öğretmen değişikliğine ben ne yapabilirim demedik. Aldık biz oradaki öğretmenlerin en önde olanlarını getirdik aylık paket ders anlattık ve onlar gitti ilçelerine ilçelerinden biz bütün matematik öğretmenlerini topladık onları aldık. Ama o hafta da bütün ilçelerine yardımcı arkadaşlarımla birlikte ben gittim. Bakın, ilk ben bunu ortaya koyduğumda, ‘Nasıl gideriz arkadaşlar? Böyle şey olur mu hocam? Gidilmez’ denildi. Ama şu anda herkes memnun. O yapılmış olan güzel faaliyetin neticesinde her taraf günlük gülistanlık olunca bakın yerleşme 23’ten 36’ya çıktı. YGS’de 39’dan öbür taraftan 23’e geldi. Bunlar böyle ufak bir hamleyle oldu.  Sadece yerinizden kalktınız şurada bir teprendiniz. Başka bir şey yapmadınız. Onun için siz ne Milli Eğitim Müdüründen (MEM)   ??? ne ilçe MEM’den bekleyin ne okul müdüründen bekleyin ama saydığım herkes kendisinden beklemek zorunda bu işi. Herkes bu işte sorumlu olduğunu bu işin vebali üzerinde olduğunu söylemeli, söylemesi gerekiyor ve sürekli an içerisinde mesele kendiliğinden çözülüyor.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ ÇOK KUTSALDIR

O iyi yetişmesini istediğiniz çocuk var ya onu sokağa çıkartmasını sağlamaz.  O bu merak gibi döner sizi bulur. Onun için öğretmenlik mesleği çok kutsaldır. Diyorum ki; ben şurada ki ilde ki bütün öğrencileri veya öğretmenleri sorumluluğunu üzerime alıp hesap verecek kadar kendimi suçlu hissedemiyorum. Hatta aklıma geldikçe uykularım kaçıyor, dizlerim titriyor. Gelin bu çok az insan yükü çok ağır ama sonunda mukaddes bir netice vardır.

HER ÇOCUK ÖZELDİR

O milletin var olduğu yerde gücüyle var olduğunu hissettirdiğini düşünün. Coğrafyada ki bütün mazlum milletlerin gözyaşlarını dindirdiğini hissedin. Hayal edin. Bu nesli yetiştiren de siz olduğunu hayal etmiş olursunuz. Bir film seyretmiştim. Beni çok etkilemişti. Her çocuk özeldir. İnternete internette girerseniz bulursunuz. Hiç izleyen var mı? Bir gün kızım geldi, üniversitede okuyor. Dedi ki baba şunu izleyeceksin. Eh dedim. Atlattım. 10 gün kaldı. Son giden akşama kadar, “ya film neymiş” dedim attım bir köşeye. Ve son akşam çocuk koydu bilgisayara. Getirdi önüme koydu. Saat 11 buçuk gece. Biraz direndim. İzlememek için. Bir yarım saat bekledim. Bir yarım saat sonra filmin içerisine giriyorsunuz. Film kaç saat biliyor musunuz? Bildiğim kadarıyla 3 buçuk saat. Aman Allah’ım tam bizi tarif ediyor. Ne olursunuz o filmi bulun. Hatta yönetici arkadaşlarım beraber seyrettirsinler. Ben bittim. Ve hemen o anda kararımı verdim. İkinci gün okul müdürlerini topladım. Okul müdürlerimle beraber paylaştım. Dediler hocam o CD’i ver. Hemen izleyelim. Hayır olmaz. Okul müdürünün birine görev verdim. Sen konferans salonunu ayarla. 6 tane müdürümüzle beraber Çarşamba günü öğleden sonra hep beraber izleyeceğiz. Topladım hepsini oraya gittim. yanılmamıştım.perdeler çekilirken o burun çekmeler ve göz yaşları çok farklı bir meseledir.ve bu şeyi gösteriyordu. Anne babanın çocuğunu zirve yaptırması adına bir beklentiyi belki şöyle bilseydim şöyle olmama lazımdı. Benim çocuğumda şöyle olması lazım. Müdür de diyor ki senin çocuğundan bir şey olmaz. Öbür öğretmen karşılık veriyor.

DERDİ MİLLETİ OLANIN MİLLETİ DERDİ OLUR

Hani derdi milleti olanın milleti derdi olur diyoruz ya. Filmin son tablosu şu. O çocuk zirveye çıktı. Ve en son çocuk da bir şekilde öğretmen olup zirveye çıktı. Çocuğun anne babası da gelmiş. O yarışmadan önce onu göremediler. Çocuk şöyle uzakta duruyor. Öğretmeni şurada. Anne babası şurada. Anne baba kollarını açtı çocuğu şöyle bekliyor. Çocuk iki adımla koşmaya başlayınca anne babaya doğru bir gitti. Öğretmen şöyle duruyor. Döndü öğretmene doğru koştu. Öğretmen aldı bağrına bastı. Ve film bitti. İşte bir millet böyle yağa kalkar. Onu için hiç kimse şunu demesin. Benim şartlarım iyi değil. Benim şartlarım eksik, yapamam. Demin söylemiş olduğum 81 kitap ortalaması bir köy okulunda. İşte bunun için biz çok dertliyiz. Bunu öyle hissetmemiz lazım ki. İliklerimize kadar hissetmemiz lazım.

UNUTMAYIN! YETİŞTİRMİŞ OLDUĞUNUZ HER BİR ÖĞRENCİ BİR DÜNYADIR

Sizinde hoşunuza gitmiştir. Her kes bulunmuş olduğu yöreye üzerine üşeni en güzel şekilde yapmanın gayreti içerisinde olmalıdır. Unutmayın! yetiştirmiş olduğunuz her bir öğrenci bir dünyadır. Ve unutmayın teba olmasına vesile olduğumuz her bir öğrenci bir insandır, bir dünyadır. Getirisini de götürüsünü de çok rahatlıkla görebiliyoruz. Bir dünya emanet ediyoruz, bir dünya kazanıyoruz. Dünyayı bir araya getirin. Bir aileyi kazanıyorsunuz. Bir sağlam toplumu kazanıyorsunuz. Bir Milleti oluşturuyorsunuz. Sağlam bir devleti bulunmuş olduğumuz yerde güçle, iradeyle, adaletle, sevgiyle o beklenmiş olan insanlığın hayalinde ki mutluluk tablolarını oluşturmaya siz zemin hazırlıyorsunuz. Siz vesile oluyorsunuz. Bunun tersinde sevabı kimde, vebali kimde, sorumluluğu kimde onları ben soru işareti bırakıyorum.  Arkadaşlarımla şunu paylaşmıştım. Geçen yıl ki ortalamamız matematikçe 3. bu sene matematikte bir soru fazla yapmak üzere okulda matematik ortalaması 3’tü. Ben dört alacağım. 3 demeyelim 4 diyelim. 5 yapacağım deyin. Artı 2. her dersin ortalamasına sadece 2 soru yapacağız. Bir öğrenci geçen yıl kaç soru yapmış Türkçeden? 17 soru. Veya 13 soru. Sen 16 soru yapacaksın. Bunu hedef olarak önünüze koyduğunuzda yaptığınız sınavlarla ödüllendiriliyorsunuz.kha

Kars Haber Haberleri