İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü tarafından İsrail bağlantılı olduğu değerlendirilen uluslararası forex dolandırıcılığı şebekesine yönelik operasyon düzenlendi. 31 firmaya ait 40'tan fazla dolandırıcılık ofisine yönelik operasyonda, şebekenin Türkiye ayağındaki yapılanması, çalışma sistemi ve mağdurları dolandırmak için kullandığı yöntemler deşifre edildi.
18 Eylül tarihinde gerçekleştirilen operasyonda, İsrail merkezli uluslararası organize forex dolandırıcılığı şebekesinin Türkiye yapılanmasına yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi. Şebekenin Türkiye ayağındaki elebaşları ve çalışma usullerinin MİT tarafından yapılan çalışmalarla tespit edildiği bildirildi. Uluslararası kamuoyunda daha önce de gündeme gelen ve medyada "Scam Empire" (Dolandırıcılık İmparatorluğu) olarak anılan yapılanmanın İsrail bağlantıları ile farklı ülkelerdeki faaliyetlerinin uluslararası araştırmalara konu olduğu ifade edildi. İsrail vatandaşları tarafından yönetildiği tespit edilen yapılanmaların İsrail'in uluslararası itibarına zarar verdiği gerekçesiyle İsrail kamuoyunda da gündeme geldiği belirtildi. Bazı İsrailli devlet yetkililerinin oluşturduğu lobilerin dolandırıcılık yapılanmalarını koruduğu ve kamuoyu baskısını göğüslediği, şebeke lehine lobi faaliyeti yürüten bazı kişilerin ise dolandırıcılık faaliyetlerinde doğrudan ortaklıklarının bulunduğunun ifade edildiği aktarıldı.
İkili opsiyon yasağı sonrası faaliyetler farklı ülkelere kaydı
İsrail Menkul Kıymetler Otoritesinin 2016 yılında ikili opsiyonların İsrail'deki müşterilere sunulmasına onay vermeme kararı aldığı belirtildi. Ancak İsrail merkezli şirketlerin yurt dışındaki müşterilere yönelik ikili opsiyon faaliyetlerinin aynı yasak ve denetim kapsamına girmediği kaydedildi. 2017 yılında ise İsrail Meclisinin yasağı genişleterek, İsrail Menkul Kıymetler Otoritesine yurt dışına yönelik faaliyetler konusunda denetim ve yaptırım yetkileri verdiği aktarıldı. Bu düzenlemelerin ardından İsrailli dolandırıcılık yapılanmalarının faaliyetlerini farklı ülkelere taşıyarak sürdürdüğü ve uluslararası ölçekte yeni yapılanmalar oluşturduğu belirtildi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Gürcistan, Ukrayna, Belarus, Bulgaristan ve Yunanistan'ın söz konusu yapılanmaların faaliyet gösterdiği başlıca ülkeler arasında yer aldığı ifade edildi. Son dönemde İsrail ile Türkiye arasında yaşanan gerginliklerin ardından İsrailli şebekelerin faaliyetlerini Türkiye'ye kaydırma arayışında olduğunun MİT tarafından tespit edilerek, takibe alındığı bildirildi. MİT'in kapsamlı çalışmaları sonucunda küresel dolandırıcılık şebekesinin Türkiye yapılanması, organizasyon modeli ve çalışma yöntemlerine ilişkin ayrıntıların deşifre edildiği ve operasyonun bu tespitler doğrultusunda gerçekleştirildiği kaydedildi.
Paravan şirketler ve çağrı merkezleriyle yapılanma
Şebekenin çalışma sisteminin İsrailli dolandırıcılık baronlarının farklı ülkelerde operasyonlardan sorumlu olacak kişileri belirlemesiyle başladığı tespit edildi. İsrailli baronlarla irtibatlı bu kişilerin faaliyet gösterdikleri ülkelerde şirket kurulumu, abonelik işlemleri, insan kaynakları yönetimi ve muhasebe gibi kritik süreçleri planladıkları belirtildi. Ardından faaliyet alanıyla ilgisiz ve çoğunlukla yabancı bir şahıs adına paravan çağrı merkezi şirketi kurulduğu, özellikle plazalarda ofis kiralandığı ve çağrı merkezlerinin gerekli teknik araçlarla donatıldığı bildirildi. Şebekenin daha sonra Japoncadan Hintçeye, Fransızcadan İspanyolcaya kadar farklı dilleri bilen kişiler için "conversion agent" ve "retention agent" unvanlarıyla iş ilanları verdiği tespit edildi. İşe alınan kişilerin yaklaşık bir hafta eğitime tabi tutulduğu, eğitim sırasında her çalışana bir kod ad verildiği ve kendilerinden "maske hayat hikâyesi" oluşturmalarının istendiği belirlendi. Bu hikâyelere dolandırılması hedeflenen kişilerin güvenini kazanmak amacıyla "Oxford mezunu olmak" gibi unsurlar eklendiği, çalışanların hem telefon görüşmelerinde hem de şirket içerisinde kod adlarını ve kurgulanmış hayat hikâyelerini kullandıkları aktarıldı. Çalışanların göreve başlamadan önce yalan makinesi testine tabi tutulduğu, herhangi bir güvenlik birimiyle irtibatı bulunduğu belirlenen kişilerin işe başlatılmadığı ve çalışanlara belirli aralıklarla yeniden yalan makinesi testi uygulandığı tespit edildi.
Ofislerde katı güvenlik önlemleri
Şebekenin ofislerinde katı güvenlik ve gizlilik tedbirleri uygulandığı da belirlendi. Çalışanların ofislere telefon sokmasının yasak olduğu, farklı kişilerin seslerinin duyulmasının önüne geçmek amacıyla sürekli yüksek sesli müzik çalındığı ve ofis içerisinde İbranice konuşulmasının yasaklandığı bildirildi.
Mağdurlar yerel numaralarla aranıyor, sahte platformlarla yatırım yaptırılıyordu
Şebekenin mağdurları aramak için özel sistemler kullandığı, bu sistemler sayesinde arayan telefon numarasının her görüşmede değiştirildiği ve gerçek kullanıcıya ulaşılmasının engellendiği tespit edildi. Mağdurların bulundukları ülkeye ait yerel telefon numaralarından arandığı belirtildi. Aranan kişilere, şirketin gerçek unvanı yerine İsrailli baronlar tarafından kısa aralıklarla değiştirilen yatırım platformlarının isimlerinin verildiği, bu platformlar için Güney Afrika gibi ülkelerden para karşılığında düzmece lisans temin edildiği aktarıldı. Bu yöntemde bir şirkette çalışan dolandırıcının mağdura başka bir yatırım platformundan aradığını söylediği ve dolandırıcılık faaliyetinin bu platform üzerinden yürütüldüğü bildirildi. Bir süre sonra platform hakkında şikâyetlerin artması ve dolandırıcılıkla ilişkilendirilmesinin ardından şebekenin para karşılığında düzmece lisans alınan başka bir platforma geçtiği belirtildi. Ofislerin ve şirketlerin deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla İsrailli baronların yönlendirmesiyle ofis adresleri ve şirket unvanlarının belirli aralıklarla değiştirildiği tespit edildi.
Mağdur "conversion agent"tan "retention agent"a devrediliyor
Mağdurun yatırım yapmaya ikna edilmesine kadar olan süreci "conversion agent"ların yürüttüğü, bu kişilerin görevlerini tamamlamasının ardından mağdurun mümkün olan en yüksek miktarda para yatırmasını sağlamaktan sorumlu "retention agent"lara devredildiği belirtildi. Mağdurun sisteme daha fazla para yatırmasını sağlamak amacıyla yatırımlarının değer kazandığına ilişkin sahte görüntüler oluşturulduğu tespit edildi. Daha fazla ödeme yapma potansiyeli bulunduğu değerlendirilen mağdurların güvenini kazanmak amacıyla ilk aşamalarda hesaplarındaki paranın bir bölümünü çekmelerine dahi izin verildiği aktarıldı. Mağdurdan alınabilecek paranın sorumlu düzeydeki kişilerce belirlenen "optimum" seviyeye ulaşmasının ardından para çekilmesine izin verilmediği, hesabın bir anda zarar etmiş, hatta eksi bakiyeye düşmüş gibi gösterildiği belirlendi. Mağdurların daha fazla ödeme yapmaması halinde haklarında suç duyurusunda bulunulacağı yönünde tehdit edildiği de tespitler arasında yer aldı.
Gerçekte yatırım yapılmadı, tüm kazanç ve kayıplar sahte oluşturuldu
Mağdurlara sistem arayüzü üzerinden farklı finansal varlıklara kaldıraçlı yatırım yapılıyormuş gibi gösterilmesine rağmen gerçekte herhangi bir alım-satım işlemi gerçekleştirilmediği tespit edildi. Mağdurun kazandığı veya kaybettiği izlenimi oluşturulmasına rağmen gerçekte herhangi bir yatırım işlemi, gerçek bir kazanç ya da kayıp bulunmadığı, tüm sürecin dolandırıcılar tarafından kurgulanan fiktif senaryolardan oluştuğu bildirildi.
Şebekenin "İsrail vatandaşlarını hedef almama" kuralı
Sistem içerisinde uygulanan en katı kurallardan birinin İsrail vatandaşlarının dolandırılmaması olduğu belirtildi. Buna göre İsrailli dolandırıcılık baronlarının yönettikleri şebekelere İsrail vatandaşlarının hedef alınmaması yönünde talimat verdiği tespit edildi. Bu uygulamanın İsrail vatandaşlarının korunmasına karşılık başka ülke vatandaşlarının hedef alınabildiği bir yapı oluşturduğu kaydedildi. Bu kapsamda Avrupa, Asya ve Afrika'daki diğer ülkelerin vatandaşlarının hedef alındığı, şebekenin faaliyetlerinden elde edilen milyarlarca dolarlık suç gelirinin kripto piyasaları ve soğuk cüzdanlar üzerinden İsrail'e aktarıldığı ve bu şekilde İsrail ekonomisine kaynak sağlandığının değerlendirildiği belirtildi. Ayrıca İsrail istihbarat servisleri ile bu servislerle bağlantılı olduğu belirtilen İsrail mafyasının dünyanın farklı bölgelerinde İsrailliler tarafından oluşturulan geniş organizasyon ağından operasyonel ve lojistik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yararlandığına dair tespitlerin bulunduğu aktarıldı. Soruşturma kapsamında son tahlilde, dünyanın farklı bölgelerinde kurulan organizasyonlar üzerinden yürütülen dolandırıcılık faaliyetlerinin İsrailli baronlarla İsrail Devleti arasında karşılıklı çıkar sağlayan bir "kazan-kazan (win-win)" ilişkisi oluşturduğunun değerlendirildiği bildirildi.