Kadın hakları ile savunulan, kadınların ayrıcalıklı haklara sahip olması değil, sırf insan oldukları için
her yerde ve herkes için geçerli olan haklara sahip olmalarıdır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin
başlangıç bölümünde ”erkeklerin ve kadınların eşit haklarına olan inanç”a vurgu yapılmış, 2.maddesinde
ise, başkaları yanında cinsiyete dayanan ayrımcılık da yasaklanmıştır. Buna uygun olarak, “Uluslararası
Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ve “Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi”
de cinsiyete dayanan ayrımcılığı yasaklamıştır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadın ve kız
çocuklarının insan haklarının korunmasına yönelik mücadele, ülkemizin kalkınması açısından da büyük
önem taşımaktadır. Ülkemiz, cinsiyet eşitliğinin insan hakları, sosyal adalet ve demokratik temsille ilgili
olduğunu, ekonomik kalkınma ve toplumsal barış açısından temel nitelik taşıdığını kabul etmektedir. Bu
bağlamda; kadının insan hakları konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
Bu çerçevede çok önemli yapısal ve yasal düzenlemeler yapılmış, “Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü” kurulmuştur. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, 1998 yılında yürürlüğe
girmiştir. Son yıllarda AB müktesabatına uyum sürecinde yapılan pozitif düzenlemelerle de önemli
kazanımlar sağlanmıştır. Kadın haklarının korunması ile ilgili olarak Anayasamızda da hükümler
yer almaktadır. Anayasamızın 10, 41, 50, 66 ve 90. maddelerinde yapılan düzenlemelerle kadınlar
lehine pozitif ayrımcılık sağlanmıştır. Anayasa ve Kanunlarda yapılan düzenlemelerin yanında
Devletimizce; “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planı” ve “Kadına Yönelik Aile içi Şiddetle
Mücadele Eylem Planı” oluşturulmuştur.
Ülkemiz açısından bu konudaki gurur verici gelişmeler; Cumhuriyetimizin ilanından günümüze kadar
süregelmiştir. Özellikle kadınların yasal statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse
birey olarak eşit haklar sağlayan ve 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu bunların başında
gelmektedir. Kadınların yasal statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların
kazanılmasıdır. Yaşamın her alanında olduğu gibi, özellikle yediden yetmişe top yekün bağımsızlık
mücadelesi verdiğimiz Kurtuluş Savaşı yıllarında, gerek cephede gerekse cephe gerisinde her türlü
fedakarlığı göstererek, erkeğiyle omuz omuza kurtuluş mücadelesi veren Türk kadınına, 1930‟da yerel,
1934’de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Unutulmamalıdır ki, Türk kadını bu
hakkı elde ettiği dönemde, dünyanın bir çok yerinde kadınlar bu haktan mahrumdu.
İlimiz; İçişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen “Kadın ve Kız Çocuklarının
İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Ortak Programı”nda 6 pilot ilden birisi olarak yapılan
çalışmalarla Kadın Dostu Kent konumuna gelmiştir.
Konuyu dini açıdan değerlendirdiğimizde de, İslam dininin kadına büyük önem verdiğini görmekteyiz.
İslam’da; gerek insanlık ve Allah’a kulluk bakımından gerekse temel hak ve sorumluluklar açısından
kadının konumu erkekten farklı değildir. Buna göre; yaşama, mülkiyet ve tasarruf, kanun önünde eşitlik
ve adaletle muamele görme, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce
özgürlüğü, evlenme ve aile kurma, özel hayatının gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel
haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur. İlke olarak insanların en değerlisi takvâda en
üstün olanıdır. Kur’ân-ı Kerim’de, farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten biri
diğerinden daha üstün veya ikisi birbirine eşit tutulmak yerine, birbirinin tamamlayıcısı kabul edilmiştir.
Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sav) de “Cennet anaların ayakları altındadır” buyurmak
suretiyle İslam’ın kadına, özellikle de annelere verdiği önemi en güzel şekilde vurgulamıştır.
Bu duygu ve düşüncelerle “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla tüm kadınlarımıza sağlık ve
esenlikler dilerim.
Ahmet KARA
Kars Valisi
karsmanset.com