Kars'ta Konferansı!

Psikolojik Danışman Dr. Fatih Kalkınç, iyi anne baba olabilmek içinde önce iyi karı koca olmak gerektiğini söyledi.

Kars'ta Konferansı!

Psikolojik Danışman Dr. Fatih Kalkınç, iyi anne baba olabilmek içinde önce iyi karı koca olmak gerektiğini söyledi.

Kars’ta Ay Işığı Derneğinin (AED) organize ettiği Halk Eğitim Merkezi Çok Amaçlı Salonu’ndaki konferansa katılan Kalkınç, “Okul Evde Başlar” konusunda bilgilerini paylaştı.

Psikolojik Danışman Dr. Fatih Kalkınç, yaklaşık 2 saat süren, Milli Eğitim Müdürü Yıldırım Alkış, şube müdürleri, öğretmen ve ailelerin de katıldığı konferansta şunları söyledi:

“24 yaşında, 25 yaşındaki çocuğun daha yeni yeni ergenlik döneminin sonuna geliyor. Geçen sene İzmir’de bir üniversitede seminer veriyorum öğrencilere. 500’den fazla öğrenci var. Kız öğrenciler erkek öğrenciler. Seminere başladık. Erkek öğrencilerden birisi kalktı. Dışarı çıkıyor. 20–21 yaşlarında var en az. Dedim ki birader nereye gidiyorsun? Tuvalete gidiyorum dedi. Tama dedim. Ne yapacaksın orada dedim. Nasıl yani dedi. Bas baya ne yapacaksın dedim. Hani elini, yüzünü yıkayacaksındır, miden bulanmıştır, kendini kötü hissetmişsindir. Her türlü şey olabilir. Burada söyleyeyim mi dedi. Söyle dedim. “sıkıştım” dedi. Dedim ki, bak ben ilkokul bir, anasınıfı öğrencilerine dedim izin veriyorum tuvalete gitmeleri için. Neden? Kasları iyice gelişmediği için çocuk tutamıyor. Ama sen en az 20 yaşında varsın. Kaç yaşındasın dedim. 21 dedi. Büyük ihtimalle senin kasların gelişmiştir. Ve tutabilirsin dedim. Ha yok hocam bende kaslar gelişmedi tutamam diyorsan buyur git dedim. Çocuk baktı şöyle sağına soluna. Tutarım dedi. Oturdu. Hakikaten de seminer bitinceye kadar da tuttu. Hatırlar mısınız bundan 10 yıl kadar önce Savaş Ay’ın Tarkan ile röportajı vardı. Hatırladınız mı? Tarkan “sıkıştım” demişti. Herkes Tarkan’a yüklenmişti. Neden Tarkan’a yükleniyorsunuz ki? Annesine babasına yüklenin. Çocuğu büyütmemişler ki. 6 yaşında kalmış. Çocuğun yapacağı bir şey yok. Şimdi yeni yetişen nesil maalesef büyümüyor. Bakın 8. sınıfta ki çotuklarınıza. Davranışlarına bakın. İlkokul birinci sınıfta çocuğa izin veriyorsunuz. Diğeri diyor ki hocam ona izin verdiniz diyor. Sen 8. sınıftasın. Kocaman abisin. Önemli değil. Onun istediği şeyi buda istiyor. Neden? Ben kendi çocukluğumu üşünüyorum. Bizde kendi işimizi kendimiz yapardık. Yapabileceğimiz işleri kendimiz yapardık. Annemiz babamız bizim yapabileceğimiz işleri yapmazdı. Şimdi ise çocuğun yapması gereken işlerin çoğunu anne baba yapıyor. 

YENİ NESİL YEMEDEN YAŞAYABİLİR!

Örnek olarak söyleyelim. Bir çocuk fiziksel olarak 18 aylıkken kendi başına yemek yiyebilir. 18 aylıkken. Kaşığı alır yemeği doldurur ağzına götürebilir. Karnını doyurabilir. Ama bırakın 18 ayı bir buçuk yaşı. Çocuk 5-6 yaşına geliyor. Anne ne yapıyor? Elinde kaşık peşinde dolaşıyor. Neden? Çünkü yemiyor. Neden yemek yemiyorlar biliyor musunuz? Çünkü yeni nesil yemeden yaşayabilir. Bir insan yemeden yaşayabilir mi? hayır. O zaman çocuk neden yemiyor. Şundan dolayı. Çocuklarımız bugüne kadar belki de hiç acıkmadılar. Hiç. Arada bir şeker yiyor, arada bir çikolata yiyor, arada bir dondurma yiyor, arada bir kek yiyor. Çocuk acıkmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmiyor. Dolayısıyla yemek yemeyi fizyolojik bir davranış olarak değil de sosyal bir davranış zannediyor. Yemeyeceğim dediği zaman hakikaten de yemeden de durabilir zannediyor.  Belki de anne baba önce şunu kabul etmelidir. Yemek yemek fizyolojik bir davranıştır. Çocuk acıkırsa yer. Hoca ara verdi. Biz kuyruğa geçtik. Arkadaşlar sırayla bastılar. İkincide pat iniyor. Nasıl oluyor falan? Bu bir bilim dalı. Adı kinezyoloji. Merak ediyorsanız inceleyebilirsiniz. Yaklaşık yaklaşık 4–5 bin tan sonuç çıkıyor kinezyoloji adına. İngilizcesini yazarsak 15–16 bin sonuç çıkıyor. Yani bütün dünyada olan uygulanan bir sistem.  Bu çok enteresan. Dedim ki 100 lira, 20 lira. Biri dedi ki ben indireceğim. Buyurun dedim. Dedim ama dediğime pişman oldum. Adamın kolu benim bacağımdan daha kalın. Dedim ki siz kimsiniz? Dedi ki ben dünya bilek şampiyonuyum. Somurtkan resim koyuyoruz. Kıpırdamıyor. Gülen resim koyuyoruz gene kımıldamıyor. Dedim ders senin için geçerli değil. Normal insanlara yapıyoruz.

NEGATİF ORTAMDA İNSANLARIN BAĞIŞIKLIK SİSTEMLERİ ÇÖKÜYOR

Biraz hasta oluyorlar. Hasta olduğunda çok daha çabuk iyileşiyorlar. Mesela kanser hastalarına neyi tavsiye ederler? Moral. Ne alakası var kanser hücreleri ile moralin bu kadar yakın alakası var. Pozitif ortamda ki insanların sistemleri bağışıklık sistemleri daha güçlü oluyor. Mesela başka bir örnek. Peygamber efendimiz (sav) tarif ederken şöyle tarif ederdi. Nasıl bir çenesi vardı? Mütebessim. Hiç düşündünüz mü? Acaba bir peygamberi tanımlarken neden mütebessim bir çehreye sahipti derler?  Belki 500 tane hikmeti vardır. Bir tanesi de budur bilemiyoruz.  Negatif ortamda ise insanların bağışıklık sistemleri çöküyor. Çok daha çabuk hasta olurlar. Hasta olduklarında çok daha geç iyileşiyorlar. Mesela çevrenizde bazı insanlar vardır. Her gün bir yeri ağrır. Bir başı ağrır, bir gün karnı ağrır, b,r gün bacağı ağrır. Her gün hastadır. Bakın işin aslında o mutsuzdur. Atatürk’ün gülümsemesi ile paralarda enflasyonun tek haneli rakamları düştüğü zaman denk gelir. Bakın isterseniz. Atatürk gülümsemişse enflasyon düşmüştür. Peki, bunun eğitim ve öğretimle nasıl bir alakası var? Bir sınav yaptık. Sınıfın ortalaması 100 üzerinden 60’tan, 100 üzerinden 70’e çıktı. Yüzde 10 arttı. Yani gerçekten bu kadar olur mu? Hani ağızda kalem olunca dudakların kulaklara doğru yaklaşıyor ya. Acaba dedik bu gerçek mi? olabilir mi böyle bir şey? Tekrar derse giriyorlar bir hafta sonra. Derse başlarken birisi espri yaptı. Çocuklar gülümsediler. 15–20 dakikada yine bir espri yaptı. Çocuklar bir daha gülümsediler. Ve 29–30. dakikalarda bir espri daha yaptı. Çocuklar 3 kere gülümsediler. Ders bitti. Bir sınav daha yapıldı. Ve sonuç şöyle çıktı. Sınıfın ortalaması yüz üzerinden 80’e yükseldi. Bizim çıkardığımız sonuç pozitif ortamda öğrencilerin öğrenmesi, anlaması yüzde 20 daha iyi. Bu işi yapabilirim. Ben bu dersi başarabilirim deyip içinde coşkuyla ve heyecanla dersten çıkıyorsa bu öğretmen kesinlikle iyi öğretmendir. Çocuklar öğretmenini gördüğünde yüz metre öteden el sallıyorsa bu öğretmen yine iyi bir öğretmendir. Ama yarın sabah dersi var çocuğun. Akşamdan karnı ağrımaya başladıysa,  öğretmeni görünce “tü Allah kahretsin yine aynı öğretmen” deyip yolu değiştiriyorsa bakın bu kötüdür demiyorum. Ama ne kadar iyidir tartışılır. Veya eşler arası ilişkilerde. Mesela beyefendi eve geliyor. Hamınefendi şöyle karşılıyorsa “ Selamiiii” deyip sarılarak karşılıyorsa bu eş kesinlikle iyi eştir. Ama şöyle bir karşılama oluyorsa “ neredesin sen, saat kaç, bir kerede şu eve zamanında gel” diye karşılanıyorsa bu eş kötüdür demiyorum. Ama ne kadar iyi tartışılır. Mesela esas babalar ne kadar iyi baba. Ben onun çok basit bir tespitini buldum. Çocuk 2 metre öteden babasını görüp koşarak üzerine atlıyorsa baba diye bu baba kesinlikle iyi babadır. Ama baba eve geliyor. Çocuk bakıyor. “Allah kahretsin. Benim babam geldi.” Diyorsa bazı şeyleri gözden geçirmek lazım.

SABAHLARI PİJAMASINI KATLAYIP DOLABINA KOYAN KAÇ TANE ERKEK VAR ARAMIZDA

Sabahları pijamasını katlayıp dolabına koyan kaç tane erkek var aramızda? Erkeklerin yüzde kaçı birbirine benzer demiştik? Yüzde 85’i. Buradakilerin yüzde 89’u birbirine benziyor. 11 tane numune her zaman çıkıyor. Bayanların hepsi ayrı bir dünya. Demeyi isterdim ama bunların yüzde 11’lik fark bile yoktur. Örnek vereceğim. Arkadaşlardan birisi bir üniversiteyi kazandı. Çok kibar bir çocuk. Derse de bir tane bayan girmiş. Profesör. Bekâr. Bugüne kadar hiç evlenmemiş.  45 yaşında. Derste çocuklara soruyor.  Çocuklar sizce ben kaç yaşında gösteriyorum? Bizim ki el kaldırmış. Hocam 80–60 varsınız. Yanlış anlamayın hoca bıraktığı için değil çalışmamıştır ondan geçmemiştir. Bu üniversitede profesör olan birde Danimarkalı var köyde. O anlatmıştı. Oğlum dedi. Geçenlerde bir yere oturmaya gittik. Kadının biri bana dedi ki “teyzem hoş geldin.”hal bu ki biz o kadınla aynı yaştayız dedi. Kalkmış bana teyze diyor. Anne dedim sen ne yaptın? Bende çıkarken o kadının elini öptüm dedi. Sen benim gencecik anneme nasıl teyze dersin. Benim annem 40’lı yaşlardadır. Ben 44 yaşındayım ama. Ablam 29 yaşında. Abim 50. ablama diyorum ki abla sen neden halen 30’dasın? İyide bizim oralarda 30’dan fazla söyleyince moralim bozuluyor diyor.  Hakikaten siz bir bayana şu cümleleri kurabilir misiniz? Sen biraz kilo mu aldın? Saçların çok kötü kestirmişsin. Diyemezsin.

İYİ ANNE BABA OLABİLMEK İÇİNDE ÖNCE İYİ KARI KOCA OLMAK LAZIM

O bu konuda daha tecrübeli tabi. 2.3.5. şimdi soruyorlar en iyisi hangisiydi diye. Söylüyorum mesela Sinan diye çocuğunun babasına. Ben şuan İzmir’de tıp fakültesinde derslere giriyorum. Bakıyorum. Tıp fakültesini kazanana çocuklarda yetiştirme yurdundan tıp fakültesini kazanan çocuk yok. Neden? Yetiştirme yurdunda ki çocukların zekâsında bir sorun mu var? Yok. Problem ne? Anne ve babanın olduğu ortamı hiçbir ortam yetişemez. Dolayısıyla eğer çocuklarınızı çok seviyorsanız, çocuklarınıza güzel bir gelecek hazırlamak istiyorsanız önce eşler iyi olacak. İyi bir çocuk yetiştirmek istiyorsun. İyi bir çocuk yetiştirebilmek için iyi anne baba olmalısın. İyi anne baba olabilmek içinde önce iyi karı koca olmak lazım. Yani karı koca arasında ki ilişki kötüyse bu anne babalığa da olumsuz yansıyor. Buda dolayısıyla çocuğa olumsuz yönde yansıyor. Yani öncelikle eşler birbirlerine yatırım yaparlarsa o zaman iyi anne baba olunur. Ve o zamanda iyi çocuk zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor. Hani ne demiştik istatistiklerde? Her yeni bir çocukta sağlıklı, mutlu, huzurlu aileden geçer. 18 saniyesi sağlıklı, utlu ve başarılı, problem aileleri içerisinde her 70 çocuktan 19’u problem. Bir tanesi sağlıklı mutlu ve başarılı.

ÇOCUĞUN GÖZLERİNDEN ZEKÂ FIŞKIRIYOR

Peki, böyle bir sistem bizi nereye götürür? Mesela ben bundan 5 yıl önce benim kızım var. 2-3 yaşındayken Kayseri’ye seminere gittim. Orada televizyonun zararlarını anlatıyorum. 2 saat anlatıyorum ben televizyonu. Seminer bitti. Adamın birisi dedi ki “hocam bizim çocuk 6. sınıfa gidiyor. Birde şuna anlatır mısınız televizyonun Zaralarını” dedi.  Gel bakayım yavrum dedim. Çocuğun gözlerinden zekâ fışkırıyor. Belli ki çok zeki. “hocam bana televizyonun zararlarını mı anlatacaksınız dedi. Evet dedim. Bunu bizim evde anlatmak ister misiniz dedi. Niye dedim. Annem çok güzel mantı yapar dedi. Buyurun gelin hem mantı yiyelim hem anlatın dedi.  Kayseri’ye gitmişiz, mantı yemeden dönmek olmaz. Kars’a geldiğimizde kaz yemden dönmek olmayacağı gibi. Tamam dedim. Sor annene uygunsa gelelim. Hocam tabi dediler buyuru gelin. Akşam evlerine mantı yemeye gittik. Bakın ben Türkiye’de 81 ilin tamamını gezdim. Almanya’da, Fransa’da Avusturya’da, İsviçre’de gezmediğim şehir kalmadı. Pek çok yerde gördüm. Onlarda gördüğüm televizyonu hiçbir yerde görmedim. Odalarına girdik. Kocaman bir televizyon. Ben böyle bir televizyonu başak hiçbir şehirde görmedim. Benim kız oturdu. Film izlemeye başladı. Hipnotize oldu. Ağzı açık. Böyle izliyor. Alışkın değil tabi bu kadar büyük televizyonda film izlemeye. Kızım dedim bak. Büyük televizyonlarda böyle yakından izlenmez. Geriye geçeceksin, uzaktan izleyeceksin. Birazdan da Galatasaray- Fenerbahçe maçı vardı. Abi dedim ev sahibine. Mantıyı burada yiyebilir miyiz? Niye? Futbolcuların hepsi kendi boyutlarında. Çok keyifli bir maç izleyeceğiz. Tam gideceğiz baba bana hocam çocuklara televizyonla ilgili konuşacaktınız dedi. Pardon dedim. Ben orayı atlamışım. Çocuğa dedim ki oğlum keyfini çıkar. Neymiş bu çocuğa televizyonun zararlarını anlatacakmışım. Ben bile keyfini çıkarttım. Geldim 3 saat kaldım, maç izledim.

TEKNOLOJİNİN DOĞRU KULLANILMASI

Sonra diyor ki hocam çocuk söz dinlemiyor. Cep telefonunu elinden bırakmıyor. Bir konuşur musunuz? Nesini konuşacağım? Konuşmam. Niye? Yetişkin insanlarız. Bayanlar size soruyorum. Eşinizin akıllı telefonu varsa eve gelince kapıya bırakıp geliyor mu? Bakılacak bir sürü şey var. Bir dünya var orada. Koskoca adam bırakmazsa çocuk bırakır mı? Bırakmaz. 18–20 yaşına kadar çocuklarda doğruyla yanlışı bilir. Hazzı erteleme problemleri vardır. Hoşuna gideni yapar. Misal siz buraya geldiniz ya. Bir kısmınızın çocuğu evde. Çocuk şunu düşünecek. Benim ders çalışmam lazım. Ama önce biraz televizyon izleyeyim. Azıcık bilgisayara gireyim. Aaaa baba ne kadar çabuk geldiniz! Ne çabuğu bir saat oldu biz gideli. Vallah hiç anlamamışım çabuk gidip geldiniz zannettim. Niye? Hoşuna giden şeyi bırakamaz. Hocam işte bizim çocuk ders çalışmaktan zevk almıyor. Çalışmak zevkli bir iş değildir zaten. Çalışmak öyle güzel bir şey değildir. Çalışmak güzel olsaydı üstüne para verirler miydi? Biz çalışıyoruz. Üzerine para veriyorlar. Çalıştığımız için. Hiç siz bugüne kadar bir çocuğa oynadığı için para verdiniz mi? niye? Parasız da yapılıyor o işler. Niye? Hoşa gidiyor. O zaman bir çocuğu küçük yaştan itibaren doğru alışkanlıkları kazanabilmesi için evde teknolojiyi doğru kullanmalıyız.

 

Kars Haber Haberleri