Kars’ta söz, âşık meclisinden çocuğun yastığına

Kars’ta söz, âşık meclisinden çocuğun yastığına

Kars, Ardahan ve Iğdır kışın erken geldiği, gecelerin uzun sürdüğü bir bölge. Bu uzun kış boyunca insanlar yüzyıllardır bir araya gelmiş, söz söylemiş, dinlemiş. Bölgenin en eski mirası bu sözlü kültürde saklı. Âşıklık geleneği burada doğmuş, büyümüş ve bugüne kadar taşınmış.

Âşıklık, eski Türk destan anlatım geleneğine, ozan ve baksı edebiyatına dayanan bir sanat kabul edilir. Zaman içinde tasavvufi düşünce ve Selçuklu ile Osmanlı dönemi yaşayış biçimi bu geleneği şekillendirmiş. T.C. Kars Valiliği'nin resmi internet sitesinde bu tanım aktarılırken Kars, geleneğin Türkiye'de yaygın biçimde sürdürüldüğü illerden biri olarak gösteriliyor. Aynı kaynağa göre âşıklık geleneği 2009 yılından bu yana UNESCO'nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesinde yer alıyor. Bu, bölgenin sözlü kültürünün yalnız yerel bir alışkanlık olmadığını, uluslararası düzeyde tanınan bir miras olduğunu gösteriyor. Geleneğin iki tanınmış adı da bu ortak coğrafyada doğdu, biri bugünkü Ardahan sınırları içinde, diğeri Kars şehir merkezinde.

Bölgenin âşıklık geleneğinde iki isim öne çıkıyor. Birincisi Âşık Şenlik. Asıl adı Hasan olan Şenlik, 1850 yılında bugünkü Ardahan sınırları içinde kalan Çıldır ilçesinin Suhara köyünde doğdu. Köy bugün onun adını taşıyor, Âşık Şenlik Beldesi olarak anılıyor. Terekeme ve Karapapak ağzıyla şiir söyledi, cıgalı tecnis biçimini Azeri âşıklarından alıp Türk halk şiirine kazandıran öncülerden biri oldu, bu biçim kelime oyununa ve doğaçlamaya dayanır. Latif Şah, Sevdakâr ve Salman Bey adlı üç halk hikâyesini kendi kurgusuyla yazdı, bu hikâyeler bin dörtlüğü aşan uzunluktadır. Şenlik, hikâyelerini yazarken tasnif tarihlerini de kaydetti, bu titizlik eserlerinin bugüne tarihiyle birlikte ulaşmasını sağladı. 1913 yılında, İran'da katıldığı bir âşık yarışmasının ardından dönüş yolunda hastalanıp öldü, cenazesi Suhara'ya getirildi. İkinci isim Murat Çobanoğlu. 1 Kasım 1940'ta Kars'ın Kaleiçi mahallesinde doğdu, 2005 yılında öldü. Ailesi Revan'dan göç etmiş, 1877 ile 1878 arasındaki Osmanlı Rus savaşı sırasında Kars'ın Arpaçay ilçesine bağlı Koçköyü'ne yerleşmişti. Her iki âşığın hayatı, Ahmet Yesevi Üniversitesi'nin yürüttüğü Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde ayrı birer madde olarak kayıtlı.

Bu geleneğin icra yeri âşık kahvehaneleriydi. Kışın uzun gecelerinde insanlar burada toplanır, âşık sazını eline alır, uzun destanlar söylerdi. Bir gecelik icra belli bir sıra izlerdi, önce selamlama yapılır, sonra usta âşıkların şiirleri hatırlanır, ardından doğaçlamanın en geniş yaşandığı bölüme geçilirdi. Karşılıklı oturan iki âşık birbiriyle atışır, dinleyici hem eğlenir hem de bölgenin tarihini, inancını, töresini bu sözlerden öğrenirdi. Meclis yetişkin dinleyici için kurulurdu, saatler süren ağır anlatılar barındırırdı, tek bir gecede bitmeyen hikâye bir sonraki geceye taşınırdı. Âşıklar bu sanatı kendi başlarına öğrenmezdi, usta bir aşığın yanında yıllarca çıraklık ederek yetişirlerdi.

Aynı sözlü kültürün başka bir kolu evin içine, ocak başına uzanırdı. Büyükler kahvehanede destan dinlerken evde çocuğa anlatılan söz daha kısaydı. Kısa masal, daha yumuşak bir dil, daha basit bir kurgu taşırdı, tek dinleyiciye, uykudan önceki birkaç dakikaya sığardı. Âşıklık uzun bir meclis sanatı, masal ise evin en sessiz köşesinde geçen kısa bir sözdü. İkisi de aynı köke dayanır, ikisi de sözün hafızada tutulmasına, kuşaktan kuşağa geçmesine emanet edilmişti. Usta çırak ilişkisi âşıklığı nasıl bir sonraki kuşağa taşıdıysa, anne veya büyükannenin sesi de masalı öyle taşımıştır. Bu aktarımın yazılı bir kaydı çoğu zaman tutulmamıştır, çünkü amaç bir eser bırakmak değil, çocuğu uykuya hazırlamaktır. Sözün kendisi kalıcı olmasa da bıraktığı alışkanlık, akşam olduğunda bir sesin çocuğun başucuna oturması, bugüne kadar sürmüştür.

Meclisin bittiği saat, evdeki anlatının başladığı saatti. Kahvehaneden dönen büyüğün ağzında kalan destan, evde çocuğun anlayacağı ölçüye indirilirdi. Kahramanın adı korunur, olayların sayısı azalırdı. Böylece aynı anlatı iki ayrı boyda dolaşırdı, biri saatler süren meclis biçiminde, öteki birkaç dakikalık yatak başı biçiminde. Bir çocuk yıllar sonra meclise oturduğunda, çoğu zaman daha önce kısa biçimini duyduğu bir anlatıyla karşılaşırdı.

Bu sözlü birikim yazıya geçmeden kaybolma riski taşır. Bölgede bu riske karşı yapılmış çalışmalar var. Bayram Durbilmez, 1993 yılında hazırladığı yüksek lisans tezinde Murat Çobanoğlu'nun hayatını, sanatını ve eserlerini derledi. Tezin adı Karslı Âşık Murat Çobanoğlu Hayatı, Sanatı ve Eserleri. Bu bilgiye, Türkbilig dergisinin 2010 yılındaki on dokuzuncu sayısında yayınlanan ve DergiPark üzerinden erişilebilen M. Mete Taşlıova imzalı makaleden ulaşılabiliyor. Aynı makalede Ali Kafkasyalı'nın 1998 yılında yayınladığı, benzer başlıklı başka bir çalışmadan da söz ediliyor. Şenlik'in kendi eserlerini tarihiyle birlikte kaydetme alışkanlığı da bir bakıma erken bir derleme çabası sayılabilir. Bölgenin âşıklarını madde madde kayıt altına alan bir başka kaynak da Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Ahmet Yesevi Üniversitesi bünyesinde yürütülen akademik bir sözlük çalışması. Bu çalışmalar sayesinde bir âşığın sesi, kağıda geçmiş halde bugüne kalıyor.

Aktarımı canlı tutmak için kurumsal bir adım da atılmış. Kars'ta 2011 yılında Âşık Kültür Evi kurulmuş, amacı geleneği genç kuşağa aktarmak olarak belirtilmiş. Böylece kahvehane meclisinin yerini kısmen bu yeni yapı almış, saz çalmayı ve şiir söylemeyi öğrenmek isteyen genç, ustayı artık burada bulabiliyor. Geleneğin sürmesi için gereken şey değişmemiş, yalnızca meclisin adresi değişmiş.

Evin içindeki aktarım da benzer bir değişim yaşadı. Ocak başı sohbeti eskisi kadar sık kurulmuyor, ama çocuğa masal anlatma ihtiyacı yerinde duruyor, yalnızca kaynak değişti. Ebeveynler artık kağıda geçmiş veya ekrana taşınmış metinlere bakıyor. Bu metinlerin bir kısmı kocamanbisite.com/uyku-masallari adresinde bir araya toplanmış durumda, klasik derlemelerden ve Türk masal geleneğinden gelen metinler burada yan yana duruyor.

Bu iki kaynağın yan yana durması tesadüf değil. Klasik derlemeler Avrupa kökenli masal geleneğinden geliyor, Türk masal geleneği ise yukarıda anlatılan sözlü kültürün bir uzantısı. İkisi de çocuğun uykuya geçmeden önce dinlediği kısa, sakin anlatılar. Kars, Ardahan ve Iğdır'da büyüyen bir çocuk için bu metinler, büyükannesinin veya dedesinin bir zamanlar söylediği sözün yazılı bir karşılığı sayılabilir. Aradaki fark taşıyıcıdır, kaynak yine sözlü kültürün kendisidir.

Bu metinleri bir arada tutan adreslerden biri de kocamanbisite. Sitenin uyku bölümünde iki yüzü aşkın metin sıralanıyor ve her biri kendi kaynağıyla birlikte duruyor. Bölgede büyüyen bir çocuğun akşam dinlediği söz, kuşaktan kuşağa aktarılan bu sözlü anlatı geleneğine dayanıyor.

Kars, Ardahan ve Iğdır'ın kış geceleri hâlâ uzun. Meclis eskisi kadar sık kurulmasa da söz hâlâ bir kulaktan diğerine geçiyor. Âşık Şenlik'in sazından Murat Çobanoğlu'nun destanına, oradan da bir çocuğun yastığının yanına uzanan çizgi, bölgenin en eski ve en dayanıklı mirası olarak duruyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Türkiye Gündem Haberleri