Osmanlı’dan miras "kedi sevgisi" İstanbul’da yaşatılıyor

Osmanlı Cihan Devleti'nden günümüze uzanan canlıya hürmet geleneği, İstanbul'un tarihi cami avlularında yaşamaya devam ediyor.

Osmanlı Cihan Devleti'nden günümüze uzanan canlıya hürmet geleneği, İstanbul'un tarihi cami avlularında yaşamaya devam ediyor. Şehrin simgeleri arasında gösterilen kediler, özellikle tarihi yarımadada cami avlularında güvenle yaşamlarını sürdürürken, vatandaşlar tarafından da gönüllü olarak besleniyor. Şehzadebaşı Camii'nin avlusunda kaydedilen görüntülerde kedilerin güneşli havada oluşturduğu tatlı anlar görenlerin içini ısıttı.

Osmanlı Cihan Devleti'nden hayvanlara yönelik merhamet anlayışı, yalnızca bireysel bir duyarlılık değil, kurumsal ve hukuki bir zemine de dayanıyordu. Vakfiyelerde cami, külliye ve imaretlerin gelirlerinden sokak hayvanlarına pay ayrıldığı açıkça belirtilirken, kuşlar için yapılan sebiller ve yemlikler, kediler için ayrılan alanlar bu anlayışın somut örnekleri arasında yer aldı. Cuma günleri yük hayvanlarının çalıştırılmaması gibi gelenekleşmiş uygulamalar ise hayvan haklarının toplumsal bir bilinçle korunduğunu gösterdi. "Yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevme" anlayışıyla şekillenen bu yaklaşım, kedilerin cami avlularında güvenle barınmasını sağlarken, Osmanlı şehir kültüründe merhametin ve canlıya hürmetin günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmesine zemin hazırladı.

"Kediyi incitmek, yapılan ibadete aykırı kabul ediliyor"

İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Tarihçi Zafer Bilgi, Osmanlı'daki hayvan sevgisinin köklü bir medeniyet anlayışına dayandığını belirterek, "Kedi bizim canlıya hürmet hissiyatımızın vücuda bulmuş hali aslında. Osmanlı'da da Selçuklu'da da yalnızca kediler değil, hayvanatın genelinde bu hassasiyet var. Camiler ve külliyeler inşa edilirken hayvanların da ihmal edilmemesi söz konusu oluyor. Sultan Bayezid Camii'nin vakfiyesine baktığımızda, daha cami yapılmadan çevredeki kedilerin, köpeklerin ve kuşların rızkının nasıl temin edileceğinin yazıldığını görüyoruz. Bu, Osmanlı'nın hayvanata bakışını açıkça ortaya koyuyor. Kediyi incitmek, yapılan ibadete aykırı kabul ediliyor. Yabancıların şehri bu yönüyle hayranlıkla karşıladığını belirterek, "Biz şehri bir ev gibi görüyoruz. Evimizin içinde nasıl misafir ağırlıyorsak, şehirde de kedileri öyle ağırlıyoruz. Camilerin avluları güvenli alanlar olduğu için kediler burada mesken tutuyor. Şehzade Mehmet Camii'nde, Süleymaniye'de ve bilhassa Fatih Camii'nde yoğun şekilde görülmeleri bu yüzden" ifadelerini kullandı.

"Arabamın sesini bile tanıyorlar, koşarak geliyorlar"

Şehzadebaşı Camii ve çevresinde uzun süredir gönüllü olarak kedileri besleyen İsa Yüce ise pandemi döneminde başladığı bu alışkanlığı sürdürdüğünü belirterek, "Burada önce birkaç kedi vardı, zamanla çoğaldılar. 80-100'e yakın kedi var, ana merkez burası. Her gün mama ve et getiriyorum. Arabamın sesini bile tanıyorlar, geldiğimde koşarak geliyorlar. Arkadaşlarımız da destek oluyor; hastaneye götürüyor, kısırlaştırıyor, özel mama getirenler var. Günümüz bu şekilde geçiyor. Sultangazi'den Beyazıt'a, Unkapanı'ndan Edirnekapı'ya kadar birçok noktada kedilere yemek götürüyorum. Hiç boş vaktim olmuyor. Bu işi gönüllü yapıyorum. Caminin bahçesi kedilerle daha güzel. Doğal ortamları gibi oluyor" diye konuştu.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Türkiye Gündem Haberleri