BİR KAMİL MÜRŞİDE VARMADAN OLMAZ

Doğan KUŞMAN

Günümüzde uygulanan din eğitiminin de en çok söylenen "Allah ile kul arasına kimse giremez" sözüdür. İyide Peygamberler ile Allah arasına Cebrail AS giriyor, insan ile Allah arasına Peygamberler giriyor da neden Peygamberler yokken kimse giremiyor?
Allah her zaman dalâletten kurtulmamız ve hidayet üzere olabilmemiz için mutlaka bir hidayetçi tayin eder. Adı hidayetçi olsun, hidayetle görevli imam olsun mutlaka Allah'ın tayin ettiği bir görevli vardır.
Böyle bir kişinin olduğuna iman edenler inanır; 
AL-İ İMRAN - 193 :Rabbenâ innenâ semi'nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri). Ey Rabbimiz! Hiç şüphesiz biz: "Rabbinize îmân edin." diye îmâna davet eden bir davetçi işittik ve hemen îmân ettik (davetçiye tâbî olarak mü'min olduk). Ey Rabbimiz! Artık bizim günahlarımıza mağfiret eyle, kötülüklerimizi de ört ve bizi EBRAR (Allah'a ulaşan ve velî olan cennetlik)larla birlikte öldür. 
Bu imana davet edilen kişiler, Allah'a davet edilmişlerdir, Allah'ın farz emri olduğunu bilirler. 
AHKÂF - 31 :Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihî yagfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm(elîmin).Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine icabet edin. Ve O'na îmân edin ki, sizin günahlarınızı bağışlasın ve mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun. 
Davete icabet ettikleri için, günahlarının örtülüp bağışlanması ve örtülen günahların mağfiret (sevaba çevirsin) etsin diye Allah'a dua ederler.
İnsanların serbest iradeleri vardır ve pek çoğu bu davete icabet etmezler. Bu dönemde İslam'ın beş şartının yeterli olacağını iddia ederler. 
HAC - 8 :Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin). Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir HİDAYETÇİYE ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.
Allah'ın davetçisinin Allah'a davetine icabet etmezler. İşte Allah bunlara "nefsine tabi olmuş dalâlette kalanlar" diyor.
KASAS - 50 :Fe in lem yestecîbû leke fa'lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne). Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
Hevalarına (nefslerine) tabi olanlar, Allah ile kendi arsına giren bu davetçiye (uyarıcıya)(nezire) iman etmeyenler, çok geç bir zamanda itiraf eder. 
Kıyametten sora, hesaplar görülmüş ve herkes gideceğe yönelmiş ve kapıda karşılayanlar bakın neler diyorlar
MULK - 8 :Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye'tikum nezîr (nezîrun).(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: "Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?" diye sordu. 
Artık insanların yalan söyleyemediği, her şeyi itiraf ettiği bir durumda, bakın neler söyleniyor.
MULK - 9 :Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: "Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik." 
MULK - 10 :Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).Ve: "Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık." dediler. 
Demek ki Allah'a davet edenin, Allah ile kul arasına giren kişinin var olduğu itiraf edilen yer cehennem kapısı. Hâlbuki Allah her zaman her kavme hidayetçi göndermiştir.
RAD - 7 :Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin). Ve kâfirler derler ki: "O'nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).
Başka bir açıdan da Resuller ile ilgili. Bu sefer cehennem görevlilerinin sorusu farklı, çünkü insanlar uyarıcı denildiği zaman insan dışında birçok alternatif üretirler. Her cehenneme mutlaka bir resul geldiğini söyleyenler kendilerine resulün geldiğini bilmiyorlar mı, biliyorlar fakat hevalarına tabi olan bu insanlar kibirli kişilerdir. 
Nebi resul veya veli resuller mutlaka ayetler ile davete icabet etmediğiniz takdir de cehenneme gideceğini söyler. Bu dönem nebi resul olmayacağına göre, bir veli resul de sizleri mutlaka Allah'a davet edecek, çünkü ayetlerde bana gelmedi diyen yok.
ZUMER - 71 :Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ (zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye'tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn (kâfirîne). Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: "Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın? (Cehenneme gidenler) dediler ki: "Evet (geldiler)." Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu. 
Bugün kandırdıkları gibi yanar çıkarsınız demelerine de kanmayın. Kur'an-ı Kerim de cehennemden çıkılacağına dair bir ayet yoktur.
ZUMER - 72 :Kîledhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi'se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne). (Onlara): "Orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin!" denildi. Artık KİBİRLENENLERİN mesvası (kalacağı yer) ne kötü. 
Cennet'in standartı belli takva sahibi olmak. Takva sahiplerine de cennetin bekçileri "Selâmun aleykum, siz temize çıktınız" derler.
ZUMER - 73 :Vesîkallezînettekav rabbehum ilel cenneti zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ ve futihat ebvâbuhâ ve kâle lehum hazenetuhâ selâmun aleykum tıbtum fedhulûhâ hâlidîn(hâlidîne). Rab'lerine karşı takva sahibi olanlar (cehennemi gördükten sonra) zümre zümre cennete sevkedilirler. Oraya (cennete) geldikleri zaman onun (cennetin) kapıları açılır. Ve onun (cennetin) bekçileri, onlara: "Selâmun aleykum, siz temize çıktınız (aklandınız) 
Takva sahibi olabilmenizde bu dönemde Allah'ın bir veli resulü tarafından ayetler kısa edilerek (canlı olmalı ki kıssa etsin) nasıl olacağı anlatılır.
A'RAF - 35 :Yâ benî âdeme immâ ye'tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmazlar. 
Bu veli resulün ayetler ile anlattığına iman ederseniz o zaman takva sahibi olursunuz. Tabi ki bu veli resulde sizi Allah'a davet edecek, eğer ruhunuzu ölmeden Allah'a ulaştırmayı dilerseniz ve bu kalbi talebiniz karşılığında Allah'ın da sizi kesin derecesinde kendisine hidayet edeceğine iman ederseniz, siz takva sahibi olmuşsunuzdur. 
RUM - 31 :Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. 
Birden her şey değişecek ve İslam'ın beş şartını size Allah içinize sevgi vererek kıldırır, işte o namaz gözlerinizden yaşlar getiren bir namazdır, seccadeden ayrılmak gelmez içinizden ve kendinizi Allah'a çok yakın hissedersiniz.
Kul olabilmeniz bile Allah'ın bir veli resulüne iman etmeniz ve davetine icabet etmenize bağlı ki bu da hidayet oluyor. Yoksa bir beşer olarak dalalette kalırsınız. 
NAHL - 36 :Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni'budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn (mukezzibîne).Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). 
Tabi ki insanlar, günümüzde içlerinden bir veli resul olabileceğini kabul etmedikleri için, bu tevazu sahibi kişilere değer vermezler. Ee Peygamberimiz SAV Efendimize her türlü (zamanında bile) hakaret eden insanlar varken, bu dönemde de birçok insanın hakaret ettiği kendilerinden bir kişinin Allah'ın bir dostu, habibi olabileceğini nereden bileceksiniz ki. AMA BİLMEK ZORUNDASINIZ.
Öldüğünüz gün Allah'a itiraf edersiniz de, o günde dönüşün olmadığı gündür.
İBRÂHÎM - 44 :Ve enzirin nâse yevme ye'tîhimul azâbu fe yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhırnâ ilâ ecelin karîbin nucib da'veteke ve nettebiır rusul(rusule), e ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl(zevâlin).Azabın onlara geleceği gün ile insanları uyar. O zaman zalimler şöyle diyecek: "Rabbimiz, bizi yakın bir süreye kadar tehir et (bize zaman ver). Senin davetine icabet edelim ve resûllere tâbî olalım." Daha önce "sizin için bir zeval olmadığına" yemin eden siz değil misiniz? 
Bu resullere Allah aynı zamanda İMAM adı da veriyor.
Bu imamların bir kısmı nebi resuldür. Allah nebilerin resullerin hepsini imam kılmıştır.
ENBİYA - 73 :Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi'lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh(zekâti), ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne). Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
Bu imamların bir kısmı veli resuldür. Her zaman diliminde her kavimde veli resul vardır. Bunlardan bir tanesini Allah imam (müceddit) tayin eder. Bu imamlar hidayet ile görevlidir. 
SECDE - 24 :Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
İnsanlar Allah ile kul arasına kimse giremez dese önem vermese de, hâlbuki kıyametten sora Allah, huzuruna insanları imamları ile çağırır; bu imamlar, insanların hidayetine vesile olmuş Allah'a davet eden imamlardır.  
İSRA - 71 :Yevme ned'û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye kitâbehû bi yemînihî fe ulâike yakreûne kitâbehum ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen). O gün bütün insanları, (Allah'ın tayin ettiği) imamları ile çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez (haksızlığa uğratılmaz).
Tamam, benim bir tanıdığım var ben ona giderim derin bir dindardır veya benim hidayetçim şeyhim var ona tabi ol diyenler de vardır. Hak olan bir hidayetçi ise kendisini sizin kapınız olup olmayacağını bilir. Ama siz şüphe ile gelir şüphe ile yoldan gidersiniz. Şüphe ile gelenleri şeytan yoldan çıkartır.
SEBE - 21 :Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na'leme men yû'minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah'a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah'a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir. 
Kimlerin üzerine şeytan etki edemez derseniz; Amenu olan [târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim...Ve ben âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar)(HUD-29) ve tevekkül edenler]
NAHL - 99 :İnnehu leyse lehu sultânun alellezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne). Çünkü onun, âmenû olanlar ve Rab'lerine tevekkül edenler üzerinde bir sultanlığı (yaptırım gücü) yoktur. 
Nefsiniz ile kendinizi dini görevlerin üstesinden gelen biri olarak görüyorsanız, zaten nefsinize uyduğunuz için Allah'ı ikinci planda bırakmışsınızdır ve şirktesinizdir. O zaman sizi Allah'a davet eden ve sizin hidayetinize vesile olacak Allah'ın dostu olan imamı veya mürşidi Allah'tan sorun. Ben seçerim diyorsanız yanlış bir imam bulmuş olursunuz. Allah ben tayin ederim diyorken kendiniz seçmeye kalkarsanız, Allah'a karşı gelmişsinizdir.
NAHL - 9 :Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
Unutmayın gene Allah'ın tayin ettiği ama insanları Allah'a ulaştırmayı değil ateşe ulaştıracak bir imamdır. Nereden bileceksiniz ki.
KASAS - 41 :Ve cealnâhum eimmeten yed'ûne ilen nâr(nârı), ve yevmel kıyâmeti lâ yunsarûn(yunsarûne). Ve Biz, onları ateşe davet eden imamlar (önderler) kıldık. Ve kıyâmet günü onlara yardım olunmaz.
İşte insanların hidayetini engelleyen ve İslam'ın beş şartının yeterli olduğunu iddia eden bir Allah düşmanı.
Boşuna Allah dostu "Mürşidi olmayanın, mürşidi şeytandır dememiş." Neden Allah yolu ben tayin ederim diyorken Allah'tan hacet namazı ile neden sormuyorsunuz?
Şüpheniz ve tereddüdünüz varsa zaten size bir şey göstermez.
ALLAH'A SEVGİ İLE ULAŞMAYI KALBİNİZDEN İSTEYİN. SORUN ALLAH'A " RABBİM BENİM KAPIM KİM" MUTLAKA GÖSTERİR.
Allah'ın yardımı ile şüpheniz ve tereddüdünüz yoksa görür ve Allah'ın dostu, veli kullarından olursunuz. 
Unutmayın size tebliğ yapanlar sizden ücret istemez ve bu görevin karşılığını Allah'tan ecirlerini alırlar. Bu imamlar zaten kendileri hidayete ermiştir ve başkalarının hidayetine vesile olurlar, yani rehberlik yaparlar.
YASİN - 21 :İttebiû men lâ yes'elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne). (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir). 
Hacet namazını perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asildir. Ama bütün gecelerde kılınabilir. Önce boy abdesti alınır. Sonra hacet namazına niyet edilir.
Namazda aşağıdaki âyetler okunur:
1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî
2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
2. Rekâtın sonunda: Ettehiyyâtü
3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
Namaz tamamlandıktan sonra Allah'tan hacet neyse o istenir. Allah'tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürsid istenir.
Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü yatılır, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah'tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmaksa (zahirî veya Batıni bir hedef olabilir) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar. Yanüstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Bas biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacağı pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında "Allah, Allah" diyerek kişi Allah'ı zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir. Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir.
GEÇMEDİĞİN YOLUN REHBERLİĞİNİ YAPAMAZSIN.
Allah'a emanet olun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yazılan yorumlar hiçbir şekilde karsmanset.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.