İşte O röportaj;
Araştırmacı gazeteci, savaş muhabiri denince akla ilk gelen isimlerden birisiniz. Haberciliğe başlama öykünüz de çok enteresan; Bir dönem Milli Takım’da basketbol oynarken, ekseniniz birdenbire haberciliğe kayıyor. Hayatınızı değiştiren bu kararı nasıl aldınız?
MB: Ankara Koleji’nde, hazırlık sınıfındayken basketbol oynamaya başladım ve Milli Takım’a kadar yükseldim. Basketbolcu olmak istiyordum. Sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandım. Asıl büyük idealim de diplomat olmaktı. Yeni yerler görmeyi, yeni insanlar tanımayı ve dünyayı dolaşmayı çok istiyordum. Annem, babam memurdu; yurtdışına çıkmak ise, çok pahalı. Basketbol sayesinde Türkiye’yi dolaşmıştım. İlk yurtdışına çıkışım da Yıldız Milli Takımı’yla olmuştu. 1986 yılında üniversitedeyken bir trafik kazası geçirdim. Bir otobüs bana çarptı. Sağ el bileğim kırıldı, beyin travması geçirdim. Beş gün bitkisel hayatta kaldım. Bu olaydan sonra ne kadar keyifli olursa olsun spor yapmanın, bir sakatlıkla bitebileceğini gördüm. Altı ay oynayamadım. Sonra sol elimle oynamaya, yazmaya ve onu geliştirmeye başladım. Yarım sezonluğuna Mülkiye Basketbol takımına kiralandım. Onları lige çıkarttık. Bu arada derslerime de ağırlık veriyordum.
Tam da bu dönemde hayatımı değiştirecek bir olay oldu. Milliyet gazetesi bir araştırma yarışması düzenlemişti. Konu “Kentleşme ve Gençlik”ti. Ben de bu yarışmaya bir arkadaşımla birlikte katıldım. Gecekondu sorununu minibüsçülerin arasında yaşayarak; onların gözünden yazdım. Yarışmayı kazandım. Gazetenin sahibi Aydın Doğan, ödül töreninde, Mülkiye’de uluslararası ilişkiler okuduğumu öğrenince, Milliyet’in Ankara bürosunda part-time, diplomatik muhabir olarak çalışmamı teklif etti. O dönem hem basketbol oynuyor hem tiyatro çalışmalarında bulunuyordum. Bu yoğun tempoya rağmen gazeteciliği de tanımak için teklifi kabul ettim. Ertesi yıl, Milliyet Gazetesi büyük bir araştırma yarışması daha açtı. Bu defa konu tam da benim ders aldığım ve sevdiğim bir alandaydı: “Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsü”. Çok iyi bir araştırmayla katıldık. Eserimiz birinci seçildi. Jüride Mehmet Ali Birand da vardı. TRT tek kanalken Ali Kırca’yla birlikte 32. Gün’e başlamışlardı. Program çok popülerdi, başlayınca sokakta insan kalmıyordu. Birand eserimi beğenmiş, Mülkiye’deki hocalarımdan beni soruşturmuş, tiyatro yaptığımı ve basketbol oynadığımı öğrenmiş. O sırada, Mekteb-i Mülkiye tarihinde ilk defa İngilizce bir tiyatro oyununu okulda sahneye koyuyoruz ve tabii bir de yeni işim gazeteciliği yapıyorum. Gazetecilik zamanla çok hoşuma gitmeye başladı. Ödül töreninden birkaç gün sonra, Mehmet Ali Birand beni aradı ve bir muhabire ihtiyacı olduğunu söyledi. Böylece 1986’da kaset taşıyan, “çömez muhabir” olarak 32. Gün’de işe başladım.
1988 yılında okuldan mezun oldum. İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın bursunu kazanıp İngiltere’ye yüksek lisans yapmaya gittim. Birand, orada hiç peşimi bırakmadı. Ben ise, döndüğümde Dışişleri Bakanlığı’nın sınavına girip diplomat olmayı planlıyordum; hata asıl amacım büyükelçi olmaktı. Okuldaki hocalarım da ileride bakan ya da büyükelçi olacağım konusunda hemfikirdi. Takım elbiseyle okula gidiyordum, büyük ideallerim vardı; tam anlamıyla havalardaydım yani. Birand, beni Londra’da BBC stüdyolarına yolladı. BBC’de bana altı aylık bir “televizyonculuk” kursu ayarlamıştı. Master yaparken, bu kursa da devam ettim. Burada dünyam değişti ve sonunda dedim ki: “Budur”. Birand, “Gel muhabirim ol, dünyayı dolaş” diye iş teklif edince de kabul ettim. Dışişleri Bakanlığı’nın sınavlarına bile girmedim.
Mülkiyedeki hocalarım,”Basın nereden çıktı, sen devlet adamı olacaksın” dediler ama enteresan bir şekilde yaptığım işlerden dolayı yıllar sonra beni, ödül vermeye layık gördüler. Diplomatlık iyi bir meslek de sonuçta devlet memurluğu. Sabah 8 akşam 5 rutini var. Ben rutinden, monotonluktan nefret ediyorum. Ortaokuldayken felsefeyle yoğun bir şekilde ilgilendim. Kişiliğinizin geliştiği dönemlerde kendinize Mustafa Kemal gibi liderleri örnek alırsınız, bir de hayat felsefesi seçmek istersiniz; ben kendime “carpe diem”i seçtim. Yani, “günü yakalamak”... Hayat çok kısa ve hayattan zevk almak için yaşamak lazım, onun tadını çıkarmak lazım. Bu hayata tırnaklarınızla dişlerinizle asılmanız ve hayatı emmeniz lazım. Hayat sizi yok etmesin, siz hayatı yok edene kadar yaşayın. Onun için bu iş bana çok uyuyordu, dünyayı dolaşmak, bir ülkede tarih yazılırken gidip olaylara tanıklık etmek ve bunu herkese anlatmak, çok keyifli geldi bana. 32. Gün’de dokuz sene çalıştıktan sonra, 1995 yılında Pusula’ya başladım. Bu sene Pusula’nın 15. yılını kutluyoruz.
Peki savaş muhabirliğine geçiş nasıl oldu?
MB: Birand’la çalışmaya başladığımda, o Milliyet’in Brüksel muhabiri ve büro şefiydi. Daha çok diplomatik haberler yapıyordu. Ben de küçükken sokak çocuğuydum, yaramazdım. Bir anda Ortadoğu, sıcak haberler, savaşlar bana kaldı, ben de “hayır” demedim. Birand diplomatik haberlere bakarken ben de savaş haberlerine gitmeye başladım. Sonrası geldi zaten. 1987’den bu yana; yani, 1. İntifada’dan beri Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya nerede savaş var, ben oradayım.
Yeni medya konusuna da değinmek istiyorum. Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesisiniz ve üniversitede yeni medya bölümü var. Bu konuda bize neler anlatmak istersiniz?
MB: Türkiye’nin ilk ve tek yeni medya bölümünü Kadir Has Üniversitesi’nde açtık. Açılmasında bizzat çok çalıştım. YÖK başkanını bizzat konuşarak ikna ettim. Bence yakında, Türkiye’de her üniversitede yeni medya bölümü açılacak; çünkü iletişimin gittiği yer yeni medya; yani mobil ve internet... Artık her şey web’de. İnternette ve internet de 3G sayesinde cebimizde; cep telefonumuzda... Yeni medya bölümü dünyada da yeni başlamış bir akım. Gazete, TV gibi klasik medya dışında, artık internet ve mobilden oluşan yeni medya var hayatımızda. İşte Kadir Has Üniversitesi’nde, İletişim Fakültesi bünyesinde bulunan Yeni Medya Bölümü’nde, bunların nasıl işlediğini bilen; buralara nasıl reklam alınacağından haberdar olan ve asıl önemlisi bu mecralara içerik üreten uzmanlar yetiştiriyoruz.
Kaç öğrenci var?
MB: Henüz ilk sene olmasına rağmen; toplam öğrenci sayısı 15 civarında. Ama bu sayı derslerde 30-35’e çıkıyor, bu yüksek lisansla birlikte 50’yi bulacaktır. Yeni Medya bölümünde okuyanların işleri şimdiden hazır. GSM şirketleri onları bekliyor. Çünkü bu alanda uzmanlaşmış eleman yok. Cep telefonuna nasıl reklam alınır; nasıl içerik üretilir gibi işleri bilen uzmanlar olacak artık.
Siz iş dünyasına referans olurken başka üniversitelere de örnek olacaksınız yani.
MB: İster istemez. Aklın yolu birdir. İhtiyaçtan dolayı bu olacak. Hindistan’da olduğu gibi software ya da IT tarafı güçlü bir gençlik yaratacağız ve Türkiye’de başka bir endüstri oluşacak.
Siz Kadir Has Üniversitesi’nde ”Pusula Akademisi”ni kurdunuz ve Pusula programını da orada yapıyorsunuz değil mi?
MB: Evet, Pusula programını ve belgeselleri orada yapıyoruz. Web sitemiz var: www.pusula.tv. Çok yoğun bir site. Her gün Turkcell üzerinden cep telefonlarına Mithat Bereket imzalı üç haber gönderdiğimiz “günün gündemi” adlı haber servisimiz var. Bunların hepsini öğrenciler yapıyor. Birinci sınıftan itibaren bizimle çalışıyorlar.
Türkiye,Ermenistan İlişkileri doğrultusunda Pusulanız Kars’ta?
MR: Kars çok stratejik bir bölge.Yıllardır çözülemeyen ve tıkanan Türkiye ,Ermenistan ilişkilerinde bir köprü niteliğinde.Bu işi de aslında sizler ve STK’lar yerelde çözecekler.
İnsanlık Anıt Kars’ın ve Türkiye’nin gündeminde.Siz neler söylersiniz?
MB: Sayın Başbakanın açıklamaları bence şansız bir deyim.Yıkılsa da o bölgenin güzelleşmesi lazım.Anıtı yakından incelediğinizde hiçte Ucube gibi görünmüyor.
HABER :SERHAT TV ( ÖZEL )