“Asıl Mesele” “Tutku ve Başarı”
Kars Atatürk Kız Teknik ve Meslek Lisesi Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni Casim Vargün’ün, Okulun “Geç Adımlar” gazetesinde yer alan “Tutku Ve Başarı”, 12/YĠH öğrencisi Özge Akdağ’ın “Asıl Mesele” Yazıları büyük ilgi gördü.
CASİM VARGÜN TUTKU VE BAŞARI
İnsanlık tarihi boyunca sayılamayacak kadar başarı öyküsü vardır. İnsanoğlu, yaratılışından bu yana hep bir şeyler başarmak için uğraşmıştır.
İlkel benlik olan ilk insan için kendisinin insan olduğunu anlaması belki de tarihin ilk başarı öyküsüdür. Aslında yeryüzündeki tüm varlıkların başarma azmi ve yeteneği kendilerinde bir ruh olarak mevcuttur ama hiç-bir varlıktaki ruh insanınki ile karşılaştırılacak kadar anlamlı değildir. İnsanın başarısını belki de anlamlı kılan ondaki ruh ve bu ruhun yüceliğidir. Tabi herkeste bu yücelik mevcutsa…
Çoğu insan kazanmak için yani hayata karşı galip gelmek için sırtını birilerine dayar, uygun mekan arar veya büyülü bir elin dokunmasını ister. Bazılarımız için günlük yaşama karşı elde edilen tek bir galibiyet bile yaşamın tüm kaynağı olur ve bu büyük bir başarı sayılır. Öyle günler olur ki akşam eve ekmek götürmek bile başarı olur. Fransız komedi yazarı Moliere’in “Cimri” adlı oyunundaki sözünü hatırlayalım: “Siz yaşamak için mi yersiniz yoksa yemek için mi yaşarsınız.” Bazılarımız için de açlık doyumunun kaynağı olan mideyi doldurmak, günlük yaşama dair önemli bir başarı sayılır. Kısacası insanlar başarının peşine düşerken aynı zamanda, başarının kaynağına ulaşmanın çabasını da verirler. Bazen bu kaynağı uzakta ararlar, bazen de bu kaynağın kendileri olduğunun farkına bile varmazlar.
Peki sizce başarının kaynağı nedir?
Maddi varlığa dayalı güç mü, sınırsız çalışmanın sonucu mu, fiziksel dayanıklılığın zaferi mi?
Hayır; bunların hiçbirisi değil, sadece insan beyninde oluşan ve sadece insana ait olan tutkudur.
Tutku; insan beynine ait emirlerin, duygular ve hislerle birleşiminden meydana gelen en önemli olgudur. Tabi ki duygusal ve zihinsel bir tavır olarak ortaya çıkan ve insanda körleşmeyi ifade eden tutkudan bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim tutku; insanı başarıya götüren, davranışı yöneten güçlü istek ve eğilimdir. Felsefe tarihinde filozoflar tutkuya karşı olumsuz bir tavır takınmışlardır. Bazıları tutkuyu, insana zarar veren akıldışı bir öğe olarak değerlendirmiş. Platon veya Spinoza gibi düşünürler, insanın tutkunun kölesi olduğunu ortaya atmışlardır. Buna karşın “Tutku olmazsa, büyük ve önemli hiç bir iş yapılamaz.” diyen Hegel ve Nietsche, utkunun insan hayatındaki önemini vurgulamışlardır.
Eğer tutkuların varlığını kabul eder ve onlara önem verirsek, onların zarar veren etkilerinden ve aşırıya götüren yönlerinden kurtulabiliriz. Bunu sadece aklın vücuda karşı elde ettiği hakimiyetle yapabiliriz. Bir bebeği düşünün, emeklerken belki de aklını kullanamaz ama aslında yürümek için can atar ve farkında olmadan inanılmaz bir yürüme tutkusuna sahip olur. Bir atlet için maraton koşusunu kazanmaktan çok o koşuyu bitirmek önemlidir. Bu koşuyu bitirmek için sahip olduğu güç, fiziksel dayanıklılığı değil, ondaki başarma tutkusudur.
Üniversitelere giriş sınavlarına hazırlanan bir öğrenciye sınavı kazandıran ondaki kaygının zamanla başarma azmine dönüşen tutku olduğunu unutmayalım. O zaman bizim yapacağımız tek Şey tutkulu olmayı yaşam tarzı haline getirip onu kendimiz, çevremiz ve dünyamız için yararlı kılmaktır. Tabi ki bunun gerçekleşmesinin tamamen öz gücümüzle olacağının farkında olarak…
Ne dersiniz, büyülü sopayı mı bekleyelim yoksa bizde olanın farkına varıp maraton koşusunu bitirelim mi?
ÖZGE AKDAĞ: ASIL MESELE
Herkes için farklıdır hayat. Bir çocuk için sokakta, genç bir bayan için aynada, baba için tarla-da, anne için ocakta. Her insan farklı yaşıyor hayatını. Kendine hep yeni bir amaç seçiyor. Amacına ne zaman ulaşsa, yeni bir amaç beliriyor aklında, sonra ona doğru koşar adım ilerliyor. Ona da ulaştı mı, yeni bir amaç, hedef daha. Bu böyle sürüp gidiyor. Peki, bu ne kadar doğru?
Hiç düşündük mü, bu amaçlara koşarken neleri kaçırıyoruz hayatımızda? Her gün, ufak ama sevindirecek kaç hadiseyi es geçiyor veya olmamış sayıyoruz. Düşünün bir; o uğruna görmezden geldiğimiz mutluluklarımız, aklı-mızı durmadan meşgul eden o hedeflerle yarışsa hangisi galip gelirdi sizce? Unuttuğumuz bir Şey var ki o, her Şeyden kıymetli. Ulaşmaya çalıştığımız o arzu, kazanabilmek için yılları harcayan bir hedef, öyle bir yaşlandırıyor ki insanı, farkına varamıyoruz. Bir örnekle açıklayalım izninizle. Çocukken arzuyla isteyeceğimiz ne olabilir ki? Bir çocuğun oyuncak dediğini hisseder gibi oldum. Evet oyuncak. Onu alabilmek için neler yapmadık ki? Annemizin “dışarıdan gelince ellerini yıka! Yatmadan önce dişlerini fırçala! Atkını takmadan kapıdan dışarı adım atma! “ gibi annemize göre içgüdüsel koruma, bize göre o zamanlar hayatın en sıkıcı işleri olarak saydığımız görevleri o oyuncağı aldırabilmek için kısa bir süre kim yapmadı ki? Daha sonra okula başlayıp meslek edinme telaşı yapışmadı mı üstümüze başımıza? Zorlu bir süreçten sonra kazandık da diyelim. Yeni amaç üniversiteyi bitirmek. Dört yılımızı da öyle harcasak, tamamdır işimiz elimizde, işe başladık ama ev yok, araba yok. Yeni amaç ev, araba almak. Çalış onun için on yıl. Daha bununla bitmiyor ki, insan ruh eşimi buldum deyince başlıyor yuva hazırlıklarına. Sonra çocuktu onun beziydi, beşiğiydi derken beş yıl da öyle bitiyor. Yeni amaç çocuğun geleceği. Hazırladın mı? Tamamdır. Yaş oldu elli. Hadi Şimdi istediğimi yapabilirim diyorsun. Diyor musun? Olmuyor işte öyle, hiçbir zamanda olmayacak, insansız biz yahu! Bir silkelenip kendimize gelelim, etrafımıza ki güzellikleri farkına varalım. Elbette sorumsuzluklarınızı bir kenara atıp hayatı coşkulu ve çılgınca yaşayın demiyorum. Fakat çevrenizde ki ufak şeylere, mutluluk veren şeylere gözünüzü kapamayın. Hayatın sizi dörtnala koşturmasına müsaade ettiğiniz gibi, mutlu etmesine de izin verin. Hayat dediğimiz serüven amaçlarla kısıtlamamalı bizleri. Çünkü hepimizin farklıymış gibi dursa da hayatı, aslında beklentilerimiz hep iki kelimeden ibaretti. Mutlu olabilmek.
Şimdi yüzünüzü yıkamaya gitmeden önce pencereden dışarı bakın ve tek şeyden emin olun; güneş bugün de doğmuşsa ve siz kendinizi iyi hissetmiyorsanız, bir şeyler eksik demektir. Yüzünüzde bir yerlerde… Ufak bir tebessüm gibi.kha
.jpg)